Ne ektik ne bekliyoruz?

Ne ektik ne bekliyoruz?


Çocuklarınızdan erdemli davranışlar sergilemelerini bekliyorsunuz ve onların saygısızlığından, itaatsizliğinden, sorumsuzluğundan, maneviyatsızlığından şikâyet ediyor sihirli bir değnekle bütün şikâyetlerinizin sona ermesini istiyorsunuz. Peki, onların gönüllerine bu değerlerin filizlerini ektiniz mi, bunun için çaba gösterdiniz mi? Ne ektiniz ne biçmek istiyorsunuz? Kapitalist kültürün kuşatması altında olan çocukları, ahlaki değerlerle tanıştırabilmek için ne kadar vakit harcadınız? Çocuklarınız adına kurduğunuz, kariyer, para ve mevki hayallerinin sonucunda nasıl oluyor da böyle bir beklenti içine girebiliyorsunuz?

Anne-babalar para odaklı yetiştirdikleri çocuklarından erdemli davranışlar sergilemelerini bekliyorlar ancak ot ektiğiniz topraktan gül devşirmeye hakkınız yoktur, olamaz da, bu mümkün değil. Ot ekmişseniz, ot biçersiniz...

Bilindiği üzere çocuk okula başladığında yoğun bir yarışın, bütün enerjisini, yaşamla olan bağlarını etkileyecek bir rekabetin içine sürükleniyor. Sınavlar, alınan puanlar derken çocuk kendini bir maratonun içinde buluyor. Bu süreçte erişkinlerin kendisine dayattığı tek bir şey var: Kazanmak, kazanmak, kazanmak... Çocuk akranları ile olan bu yarışı başarılı şekilde tamamlayabilmek için var gücü ile çalışıyor ve hayatı sadece elde edilen başarılar ve maddi kazanımlar olarak görüyor.

Çocuk okulunu başarı ile tamamlıyor, erişkinlerin kendisinden bekledikleri sonuca ulaşıyor ve meslek sahibi oluyor. Para kazanıyor, mevki elde ediyor fakat iyilik ve erdem adına hiçbir şey üretemiyor, bunu ahmaklık olarak görüyor. Çocuk vermeye değil almaya odaklı yaşıyor, evleniyor ancak ne eşine ne de çocuğuna verebilecek bir şey bulamıyor. Sevgisini vermekten kaçınıyor, yoksula el uzatmayı zaman kaybı olarak görüyor, komşusu ile selamlaşmayı gereksiz buluyor. Çocuk istenileni yapıyor ama yaşadığı hayat kendisini bir türlü mutlu etmiyor, edemiyor. Çocuk bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyor istenilen her şeyi yaptım ama neden mutlu olamıyorum, kendimi neden iyi hissedemiyorum diye soruyor ancak bu süreçte de ona doğru bir reçete sunan olmuyor… Çocuk bir zaman sonra soru sormaktan da vazgeçiyor ve zamanın mutsuz, doyumsuz, rekabetçi bir yoksulu olarak yaşamaya devam ediyor.

Çocuklarını seküler bakış açısı ile yetiştirip sonra da onlardan erdemli davranışlar bekleyen anne-babalar bu çelişkinin farkına varamayıp suçlu aramaya devam ediyorlar. Suçlu sizsiniz, suçlu biziz, suçlu hepimiziz… Çünkü yeryüzünü yaşanmaz hale getiren kir deryasında hepimizin payı ve sorumsuzluğu var. O nedenle çocukları suçlamadan önce kendimize dönmeli ve ne yaptık ya da ne yapamadık sorusunu sormalıyız.

TAVSİYELER

Çocuklar paylaşmayı aile içi ilişkiler vasıtasıyla öğrenir ve benimserler. Ancak günümüzde aile yapısı küçüldü, kardeş ilişkileri zayıfladı, çocuklar ebeveynlerinden uzak bakıcıların inisiyatifine terk edildiler. Bu durum doğal olarak onların aile dayanışması ekseninde elde edecekleri kazanımlardan mahrum kalmalarına neden oldu. Uzmanlar zaruret yoksa annenin okul çağına kadar çocuğunun bakımını kendisinin üstlenmesini tavsiye ediyorlar. Zaruret durumlarında ise çocuğun bakımını üstlenecek kişinin bu konudaki yeterliliği dikkate alınmalıdır.

Küçülen ve zayıflayan aile ortamında anne-babalar çocuğun empati ve paylaşımı öğrenmesi için çaba göstermelidirler. Peki, neler yapılabilir?

1-Çocuğunuzla muhtaç kişilerin durumunu mütalaa edin ve bu kişiler için birlikte dua edin.

2-Kazancınızdan ihtiyaç sahiplerinin hakkını mutlaka ayırın ve bu yardımları çocuğunuzla birlikte götürün.

3-Çocuğunuza verdiğiniz harçlıktan bir miktarını ihtiyaç sahiplerine ayırması için teşvikte bulunun.

4-Evinizde bir hayır kumbarası bulundurun.

5-Çocuğunuza ikram etmenin faydalarından bahsedin ve bunun erdemli bir davranış olduğunu izah edin.

6-Çocuğunuzu yaptığı iyilikler için tebrik edin.

Google+ WhatsApp