Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler

Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler


Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler

 

 

Kaç gündür izliyorum... Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşlere kesilen cezanın kamuoyunda nasıl inikas bulduğunu “anlamaya” çalışıyorum. 

FETÖ’yle dirsek temasında olanlar, HDP’liler ve bir kısım liberaller karara çok öfkeli. 

Bunlar, faturayı, daha çok, siyasi iktidara kesiyor. Tanıdık ve bildik cümlelerle siyasi iktidara saydırıyor. 

Sayıları çok değil. 

Kararı usulü dairesinde eleştiren,  “Bu çok fazla oldu” deyip serinkanlı bir yaklaşım sergileyenler de var elbette. 

Karara sevinenlerin, “Oh olsun... Hak ettiler... Balyoz ve Ergenekon’da şu haksızlıkları yapmışlardı, şu kadar insanın canını yakmışlardı” diyenlerin sayısı daha fazla. 

Bu istatistikle bir şey ima etmeye çalışmıyorum. 

Daha doğrusu, kararın “haklı” ya da “haksız” olduğunu söylemeye çalışmıyorum. 

İstatistik, ortaya çıkan kararın “hukuki” olup olmadığını göstermez. 

Bu cümleden olarak, adı geçen kişilerin haksızlığa uğradıkları ve cezaların “orantısız”olduğu söylenebilir. 

Bunun tersi de savunulabilir. 

İstatistik, sadece bir konuda (adı geçen kişilerin durdukları yer konusunda) “gösterge”olabilir. 

Demek ki durdukları yer, kamu vicdanında o kadar da meşru ve “savunulabilir” bir yer değilmiş. 

Ben kanaatimi daha önce yazmıştım: O kişilerin FETÖ’cü olduklarını düşünmedim. 

Dolayısıyla, “Oh olsun” diyenlerden değilim ve kararı sevinçle karşılamayı hem ayıp, hem küçültücü sayarım. 

İçeride çürümelerini istemem elbette ama darbeye “altyapı” oluşturdukları (bir darbeyi çok istediklerini gizlemedikleri ve bunu çağıran birtakım beyanlarda bulundukları, hatta “öngörülerini” konuşturup aba altından “FETÖ sopası” gösterdikleri) için en azından “ahlaken” yargılanmalarını isterim. 

 

Kalıpsıza davam... 

Diyorum ya, yakasından düşmeyeceğim... Ya çıkıp insan gibi özür dileyecek, ya da bir gazeteye transferinde tespit ettiği şaibeyi açıklayacak. 

Buyuruyor ki muhterem (sosyal medya paylaşımından aynen aktarıyorum)“Başbakan bugün Erzincan’da hançeresini parçalayacak şekilde bağırıyordu: ‘15 Temmuzda Kılıçdaroğlu kaçtı, Belediye Başkanının evinde saklandı, biz meydanlardaydık.’ Başbakan yalan konuşuyor; kaçıp saklanan kendisiydi, ta İstanbul’dan Ilgaz tüneline gitti ve saklandı...”

Kılıçdaroğlu’nun kaçışına bin türlü mazeret üretildi ama böylesi ilk kez görülüyor... 

Böylesi, Mehmet Bekaroğlu gibi düşük gradolu bir adamın aklına gelirdi ancak... 

Başbakan nereye gidiyordu Mehmet Efendi? 

Senin “cesur” Kemal’inin terk ettiği Ankara’ya gidiyordu. 

Kaçmıyordu. 

Bilakis darbenin merkezine dönüyordu. Darbe yapıldığı bilgisine sahip olduğu ve rotasını değiştirme imkânı bulunduğu halde tornistan etmedi. Üzerine yürüyen ağır silahların tazyiki altında, mola verdiği Ilgaz tünelinde canlı yayına bağlandı ve insanları direnişe çağırdı. 

Peki, o “direniş gecesinde” sen neredeydin Mehmet Efendi? 

Cesur Kemal’inizi biliyoruz: Etrafını saran tankların saygılı selamları altında havaalanından çıkıp Bakırköy Belediye başkanının güvenli evine sığındı. Duşunu aldı, kıyafetini değiştirdi, rahatlamış olarak koltuğa serilip televizyondan darbeyi izledi. 

Kendisine ulaşıp “Darbe konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye soran gazetecilere “İzlemedeyiz” cevabını verdi. 

Sen nerelerde izlemeye takıldın Mehmet Efendi? 

De bakalım! 

İnsanlar dışarıda ölürken neyle iştigal ediyordun? 

Hangi “güvenli” delikte gizleniyordun? 

 

star

Google+ WhatsApp