NATO’dan çıkmak mı istiyorsunuz?

NATO’dan çıkmak mı istiyorsunuz?


NATO’dan çıkmak mı istiyorsunuz?

 

 

Türkiye-ABD gerginliğinin NATO tartışması üretmesi normaldi. Öyle de oldu. Doğaldır, çünkü kısa formülü çok kurduk; ABD eşittir NATO...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


‘Zaman ayarlı haberlerin bu tartışmayı beslediği de ortada; örneğin Amerikan NBC’nin, “Osaka’daki G-20 zirvesinde Erdoğan Trump’ı NATO’dan çekilmekle tehdit etti”si gibi...

Gelgelelim Ankara, ortaklığımızın tamamen keyfimize bağlı olduğu böylesi bir uluslararası güvenlik organizasyonundan, Batı’daki “eksen kayması” pişiricileri veya ABD ile ilişkimizin geldiği nokta yüzünden içine ağlayanlar var diye “çıkıyorum” demeyecektir...

Bu gündemde de yok. Kaldı ki, aynı Ankara, böyle bir karar verecekse bunu da Batı’ya veya ‘Doğu’ya hayli pahalıya patlatır!..

Tablo budur. Çerçevesi bu kadar belirginken akla ziyan, “fantastik” fikirlerin kamuoyuna sunulmasını terslemek gerekiyor...

***

“Amerika’ya ilişkileri bozarsanız, NATO’dan çıkarsanız sonuçlarına katlanırsınız” türü tartışma programı söylemlerinin yeni güvenlik paradigmalarını kuranlar tarafından müstehzi ifadelerle karşılandığını yazmalıyım...

Türkiye’yi bilmek kadar ABD ve Batı’nın “yeni hal”ini de iyi tartmak gerekiyor. ‘Dara’sız ne kadar geliyorlar?..

Kimsenin NATO’dan çıkmak gibi bir planı, adımı-en azından şu an-bulunmuyor.

Yine de, “İlişkileri bozarsanız sonuçlara katlanırsınız” iddiası/’uyarısı’, “Amerika ile ilişkilerimiz düzgünken başımıza gelenlerden fazlası gelmez” savunması ile karşılanabilir!..

Acaba, başımıza geleceklerin listesi mi daha uzun olabilir, gelmiş olanların mı?..

Bu türden tokuşturmalara gerek yok, çünkü Washington-Ankara ilişkisi denilen şey, yuvarlak hesap 75 yıldır Türkiye’nin yediği kazıkların öyküsüdür...

***

Güneri Civaoğlu bey Milliyet’te şöyle yazıyor; “Tutun ki ‘ABD ile ilişkiler öyle bir noktaya geldi ki, Türkiye NATO’dan çıktı...’ Ve...

Hani mesela... ‘Kuzey Suriye’deki PKK/PYD coğrafyası bir devlet kimliği aldı. NATO üyesi yapıldı.’

ABD’nin yeni gözdesi olduğuna göre öyle bir garnizon devletin ‘ABD’nin forse etmesiyle NATO’ya dahil edilmesi mümkün hale gelir.’ Türkiye ise -NATO’dan ayrılmışsa- artık ‘veto hakkını’ kullanamaz.” (26/07, Milliyet.)

Muhtemelen bu örneğin altında bir şey ararlar kaygısıyla da, “Bütün bunları ‘tutun ki’ ve ‘hani mesela’ ihtiyat kaydıyla yazdım” notunu düşmüş Civaoğlu. “Hava yastığı” yani!

Hadi altında bir şey aramayalım ama üstüne bakalım...

***

Bir... “ABD ile Suriye sınırları boyunca güvenli bölge oluşturmaya yönelik görüşmeler ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın Fırat’ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmekte kararlıyız”...

İki, “Ülkemizi güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatma projesini Suriye sahasındaki operasyonlarımızla bozduk. Buna rağmen, Fırat’ın doğusunda hâlâ aynı gayret sürüyor. 1984 yılından beri ülkemize yönelik terör saldırılarının merkezi olan Kuzey Irak sınırlarımızda Pençe-1 ve Pençe-2 harekâtlarıyla ilk defa “kalıcı” çözümler bulma yolundayız. Amacımız, teröristleri sınırımızın hemen ötesindeki düz ovada karşılayıp engelleyecek bir güvenlik hattı oluşturmaktır. Bunu başardığımızda inşallah Kandil diye bir meselemiz de kalmayacaktır. Yine bu harekâtla Fırat’ın doğusundaki terör gruplarıyla K. Irak’taki teröristlerin irtibatlarını da kesmiş olacağız. Böylece hem doğudan hem batıdan bu terör koridorunu kıskaca alma ve imha etme imkânına kavuşacağız.”

Üç, “PKK denen çıban başını Kuzey Irak’tan tümüyle kopartıp atmadığımız sürece bu tür saldırılar ülkemiz içinde ve dışında devam edecektir. Irak ve İran yönetimleriyle de bu konuda önemli ölçüde görüş birliği içindeyiz”...

Yani artık Türkiye’nin, “terör koridorunun NATO mensubu olmasıyla korkutulacak bir kukla devlet” tehdidiyle yaşamak zorunluluğu yok. O potansiyeli yok edecek!

***

Hep aynı noktaya geliyoruz; ABD/Batı/İsrail’i doğru kavrayabiliyor muyuz?..

Türkiye-İran-Irak-Rusya’yı, Azerbaycan’ı doğru ölçebiliyor muyuz?

Pakistan, Afganistan, Hindistan hatta Malezya’yı doğru tartabiliyor muyuz?

Kefeler ve dirhemler ‘kaliteli’ olmalıdır!

Bu öbekler, taraflar nasıl görürse görsün Türkiye açısından birbirine rakip görülmüyor!

Mesela Pakistan... ABD, Afganistan batağından kurtulmanın yolu olarak İslamabad’la arasını düzeltmek istiyor ve Pakistan da yakın davranıyor. Trump’un Delhi tarafından derhal yalanlanan, “Keşmir konusunda arabulucu olacağım” açıklaması o aslında.

Pakistan Başbakanı ABD’den döndüğünde Malezya Başbakanı Ankara’dan ayrılıyordu ve Erdoğan-İmran Han görüşmesi gerçekleşiyordu!..

***

Ülkemizin son beş yılı zorlu geçtiğinden, işi oraya evrilten temel gelişmeleri unuttuk.

2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda Vladimir Putin’in konuşmasını bir daha dinlemenizi/okumanızı öneririm. Tabii Genelkurmay’ın bu konuşmayı resmi sitesine koymasını da hatırlamanız gerekir...

Bunlardan sonra işler çetrefilli hale gelmeye başladı.

Münih Konferansı’nda Deniz Baykal da vardı. Putin’in söylediklerinden memnundu. Onur Öymen de yanındaydı. Öymen Türkiye’ye döndükten sonra zamanın Başbakanı Erdoğan’a izlenimlerini anlatmıştır.

Neler konuşulduğunu Sayın Baykal rahatsızlandığında, Almanya’ya götürüldüğünde daha çok merak ettiğimi hatırlıyorum.

Hasılı, NATO, AB, Rusya, Çin, ABD’ye ilişkin tercihler Türk güvenlik paradigmasını kuranlara aittir. Son bir-iki yılın konjonktürüne yaslanmaz...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp