NATO: Türkiye ‘takım’a dönerken…

NATO: Türkiye ‘takım’a dönerken…


Ankara, taze Amerikan yönetiminin ‘yeni NATO’ya vereceği önemin farkında. Biden ve ekibinden Türkiye’ye üst üste yönelen eleştirilerin, ilişkilerde uygun kıvam arayışı olduğunu paylaşmıştık. NATO bu araçlarından biri. Washington’un NATO’yu ele alışı Türkiye’ye fırsatlar ve riskler sunuyor…

Ankara’nın farkındalığını son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize konuşmasında (15/02) hissettik; “… artık yağma yok, eğer biz sizinle NATO’da berabersek, eğer biz sizinle dünyada NATO’da bu birlikteliğimizi sürdüreceksek bize samimi davranacaksınız. Teröristlerin yanında yer almayacaksınız, eğer yer alacaksanız bizim yanımızda yer alacaksınız”…

Nitekim bu açıklamadan sonra gerçekleşen Çavuşoğlu-Blinken görüşmesi, takiben Türkiye Büyükelçisi’nin Savunma Bakanlığı’nı ziyaretinin ardından geri adım attı ABD.

Artık bu aşamada NATO konusunun ele alınması gerekiyor. Hazır, NATO Savunma Bakanları Toplantısı dün sona ermişken…

***

Trump döneminin NATO ilişkilerini, üyelerin üstlerine düşen maddi külfetleri yüklenmeleri için sıkıştırılmasında, NATO’nun Avrupa dahil dünyanın kimi bölgelerindeki faaliyetlerini azaltma çalışmalarında izledik…

Biden yönetimi ise ana prensip olarak, “uluslararası kurum/kuruluşları” eski muktedir zamanlarına taşıma konusunda heyecanlı görünüyor. Bir uzantısı da NATO. Hatta ileri gidersek, 2030’a kadar yeni bir NATO tasarımı var. Genel-geçer ifadeler ve kaba-taslak karalamalardan büyük çıkarımlar yapanlar var ama kulak asmayın; bu “New NATO”nun ne olduğunu bilmiyoruz. Hatta madde madde açıklansa dahi, ‘sonuçlarını’ tartmadan kimse kefil olamaz.

Temelde askerî/savunma ittifakı olan NATO’nun tehdit değerlendirmesinde bir değişiklik olmayacak. Yani Çin ve Rusya yerlerini koruyor. Öte yandan Almanya ve Afganistan gibi önemli coğrafyalarda NATO güçlerinin varlıklarını koruyacağı, kimi azaltmaların da duracağı görülüyor. Tabii Trump gibi para istemeye de devam ediyorlar.

Esasen bu politikalar Biden’ın, transatlantik ittifakın güçlendirilmesi, yani, Kuzey Amerika ile Avrupa’nın yeniden kavuşması ve Türkiye özelinde, Rusya veya Doğu’yla ilişkilerin seyreltilmesi taleplerine uygun.

***

NATO Zirvesi öncesinde ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in kaleme aldığı makaleden neler çıkarabiliriz… (‘The U.S. can’t meet its responsibilities alone. That’s why we believe in NATO’, 17/02, The Washington Post.)

‘Ortak çıkar ve değerlerimizi savunma sorumluluklarımızı tek başımıza karşılayamayız ve bunu denememeliyiz’…

‘NATO Savunma Bakanları toplantısında meslektaşlarıma vereceğim mesaj şudur; birlikte karar vermeli ve birlikte hareket etmeliyiz’…

‘Çin ve Rusya gibi stratejik rakiplerin saldırgan ve zorlayıcı davranışları toplu güvenliğe inancımızı artırıyor’…

‘Bir takım olarak çalışıldığında ABD’nin en güçlü olduğuna inanıyorum’…

‘Ancak takımlar her oyuncuya güvenildiğinde başarılı olur’…

‘Avrupa’dan çekilmiyoruz. Nitekim, daha önce duyurduğumuz ABD’nin Almanya’daki kuvvetlerinin çekilmesini durdurmuştuk’…

‘İttifakın askeri açıdan güçlü kalmasını sağlamak birbirimize güçlü bağlılık gerektirir. Birleşik Devletler bu taahhüdü vermeye yeniden hazır. Birlikte karar vermeye, birlikte hareket etmeye hazırız. İttifaklarımızı canlandırmaya hazırız. Liderlik etmeye hazırız’…

***

Benzer zirveler öncesi, hele ABD yönetimindeki değişiklikten sonra geliyorsa, kapsayıcı, genel ve değerler üzerinden zarif konuşmalar yapmak alışkanlıktır. Hele NATO üyesi Avrupa ülkeleri içinde ABD liderliğinin dönüşünü hasretle bekleyenler çoksa…

Ancak 2 gün süren bu NATO zirvesinin merak edilen cevapları karşılamadığı ortada. Daha çok, yıl sonunda gerçekleşecek NATO liderler zirvesine kadar, müttefik liderlerle de görüşülerek ortaya çıkacak ‘adaptasyon’ sürecinin zemini döşeme yolunda ilk ivme sayabiliriz.

Gelgelelim, bizim açımızdan şimdiden bilinmesi gereken konular var; mesela, NATO’nun Ortadoğu’daki fizikî, siyasi varlığında değişiklik olacak mı? NATO’nun Irak’taki misyonunun genişletilmesinin anlamı nedir? Katar’ın NATO üyesi olması girişimleri ne demektir?

Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın zirve ardından yaptığı açıklamada yer alan, ‘NATO’nun Irak’daki misyonunu genişletme çabaları sürerken, PKK’nın NATO misyonu önündeki en büyük engel olduğu’ ifadeleri, ‘PKK’nın sahibi kim ki’ sorusu bir yana, ‘NATO’nun Irak’taki misyonu Türkiye’ye avantaj üretir mi’ sorusuna yanıt mıdır?

Keza, Ukrayna ve/veya Gürcistan’ın üye yapılma olasılığı, bu durumda ortaya çıkacak kaosa ilişkin NATO ve Ankara’nın görüşleri nelerdir? Suriye’deki Amerikan mevcudiyetinin manası nedir?

S-400 açmazında NATO zirvesine atıf yaparak, ABD’de ‘Girit Formülü’nün karşılık bulduğu yönünde kalem oynatanlar var. (G. Civaoğlu, 18/02, E. Özkök, 19/02.) Haklılar mı?

Biden yönetiminin temel duruşu transatlantik ittifakının yeni bir form üzerinden ihya edilmesi ise, bir diğeri de Türkiye’nin örneğin Rusya, Orta Asya hatta Çin’le ilişkilerine ‘çeki-düzen’ vermesi talebidir. NATO’nun buradaki duruşu herhalde farklı olmayacaktır. Bu hale Türkiye ne söyleyecektir?..

Nihayet, NATO özelinde şunu da sorgulamak gerekiyor; Türkiye NATO’daki varlığını elbette koruyacak ama 70 yıldır değişen zamana ayak uydurduğu için tutunduğu kabul edilen NATO, bu sefer ‘gerçekten değişen’ dünya ile karşı karşıya. Ve NATO her şeyden önce ABD demek. Her ikisinin bu konjonktüre ayak uydurabileceğinden emin miyiz?

Genel Sekreter Stoltenberg şöyle diyor; ‘Şimdi, Avrupa ile ABD arasındaki NATO’nun cisimleşmiş bağına ağırlık verecek yeni bir ABD yönetimine sahibiz. Bunu temel almalıyız ve sonraki zirvemizde bazı gerçek, öz ve ileriye dönük kararlar almalıyız. NATO değişmek zorunda’…

Tamam da.. Nereye doğru?..

Google+ WhatsApp