Nasıl Bilirdiniz?

Nasıl Bilirdiniz?

Kur’an’ı okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışırken şeytanın aklımı karıştırmasından Alemlerin Rabbi ve İlahı Rahmân ve Rahim olan Allah ‘a sığınırım. Yazıma şu açıklamayı yaparak başlamak istiyorum. Ben Şeref Bülbül. İslam gerçeği ile Viyana’da tanışmış bir Trabzon’lu Müslüman… Hakikat arayışı sürecimde yoluma ışık tutan Kuran’a hiç bakmadığım açıdan bakabilmeyi öğreten

Nasıl Bilirdiniz?

 

Selamün Aleyküm, Bismillahirrahmanirrahim.

Kur’an’ı okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışırken şeytanın aklımı karıştırmasından Alemlerin Rabbi ve İlahı Rahmân ve Rahim olan Allah ‘a sığınırım.

Yazıma  şu açıklamayı yaparak başlamak istiyorum.

Ben Şeref Bülbül. İslam gerçeği ile Viyana’da tanışmış bir Trabzon’lu Müslüman…

Hakikat arayışı sürecimde yoluma ışık tutan Kuran’a hiç bakmadığım açıdan bakabilmeyi öğreten Rahmetli Ercüment ağabeyimi bütün samimiyetimle kalpten saygı, hürmet ve hüzünle bir kez daha anıyorum.

İnandığı ve ulaşabildiği doğruları başka insanlara da ulaştırabilmek adına nice zahmetlere katlanan o değerli şahsiyetten çok şeyler öğrendim. Bu yüzden kendisini her zaman rahmetle anıyorum.

Sıradan bir vatandaş olarak , onun yaptığı çalışmalardan faydalanarak  Kur’anın cemaati oldum. Ben önceleri ne soru sorabiliyor ne de yazabiliyordum. İktibas dergisi  benim ufkumu açtı ve cesaretlendirdi. 30 yaşımda başladığım öğrenme sürecime şimdi 68 yaşında bir öğrenci olarak devam etmekteyim.

Deyim yerinde ise okumadığım günü zarar diye okumaya öğrenmeye devam ediyorum. Birikimlerimi insanlara anlatıyorum.

Söz uçar yazı kalır diye de kimi zaman duygularımı kimi zaman düşüncelerimi siz değerli okurlarla paylaşmayı seviyor, önemsiyorum.

Şimdi gelelim paylaşmak istediğim meseleye.

Öteden beri şu her zaman dikkatimi çekmiştir. Hayatım boyunca tanıdığım tanımadığım bir çok cenaze törenine veya namazına katılmışımdır.

Buralarda tuhaf gelen düşündürücü durumlara şahit oldum.

Musalla taşında yatan mevta için hoca sorar;

– Ey cemaati Müslimin şu an şu musalla taşında yatan hanımefendiyi veya beyefendiyi nasıl bilirsiniz diye üç defa sorar?

Orada  bulunanların hepsi koro halinde;

-iyi biliriz  diye üç defa cevap verir. Sonra  arkasından;

-haklarımızı helal ediyor musunuz?

Yine aynı koro halinde üç defa tekrarlanır.

Benim şahid olduğum nice  cenaze merasimleri vardır ki , söz konusu mevtanın hayatında alnı secde görmemiş, insanlara kötü davranmakla ömrünü geçirmiş. Kitap mitap zaten hak getire… Nihayet ölmüş, musalla taşına konulmuş. Ama her nasıl olduysa “İyi bilinenlerden” oluvermiş…

Neden herkes herkese bir peşin kabulle şahitlik ediyor?

Çünkü şu an musalla da yatan mevtanın durumuna yakın bir durumda yaşıyor bir çokları hayatını.

Ve ölüm sırası onlara gelince kendilerine de iyi şahitlikte bulunulsun istiyorlar. Duygusallık ta işin içine girince gerisi sizinde bildiğiniz gibi….

Bu sahte şahitlikle kimi razı ediyorsunuz ? Oysa Allah zaten o öleni bizden iyi biliyor. Ve bizim şahitliğimiz bizim kişiliğimizi ele veriyor sadece.

Allah’ın dosdoğru yolunu insanlara eğri gösterip onunla makam mevki itibar iktidar elde edip gitmiş nice büyük(!) zatlara rahmet okuyan bir halk olup çıktı bu millet. Yaşarken savunduğu yetmez gibi ölünce de devam etti öldükten sonra da…

Oysa üzerine yeminler ettiğimiz kitabımız Kuran’da  şöyle bir ayet yazıyor;

“İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onları savundunuz. Peki kıyamet günü onları Allah’a karşı savunacak kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?” (4/Nisa 109)

Hakkınız varsa dilerseniz helal edersiniz dilerseniz ölenin yakınlarından taleb edersiniz. Ama bu bile yadırganır. Çünkü hak helal etme yerine dönüşen merasimde aksi bir davranış başka sorunlara yol açar.  Bu ayrı konu ama cenaze törenlerinin basma kalıp işleyişi meselenin tamamen -yap geç- zihniyetiyle halledildiğini  göstermiyor mu?

Sözde din görevlileri insanlara yaşarken okumadıkları ayetleri onlar ölünce ruhlarına okuyup üflüyor sonra herkes hayatına kaldığı yerden devam ediyor…

Musalla taşına yatan kişi eğer hayatında Allah’ı razı etme gayreti ve edememe korkusu ile yaşamışsa ki böyle biri zaten toplumun genelinin sevdiği biri olmuş demektir, o halde endişe edilecek bir şey yoktur.

Herkes ona olumlu şahitlikte bulunacak varsa haklarını da helal edecektir. Kaldı ki böylesi bir mü’mine şahitlik eden bir cemaat olmasa ne olur ki ?

Yok eğer insan,  hayatı dünyadan ibaretmiş gibi yaşamışsa veya inandığı, dinim dediği İslam’a uygun olmayan nice düşünce ve davranışın sembolü haline gelmişse ve illa u duruma şahitlik edilmesi gerekiyorsa o halde ona olumsuz şahitlik yapılmalı ki kalan sağlar bu durumdan ibret alsın.

Lakin şimdi öyle mi yapılıyor? Kim yatmışsa o taşa, sanki oluyor paşa…

Methu senalar, rahmet dilekleri, cennet temennileri herkese dağıtılıyor yetkililerin gözetiminde. Bu kadar kolay mı, bu kadar ucuz mu diye soruyorum ister istemez…

İşte o taşa yatmadan önce hayatını yaptıklarını ve yapması gerektiği halde yapmadıklarını gözden geçirmeyenler, ölünce mecburen teslim olacakları Allah’a ölmeden  önce gönüllüce teslim olmayanlar cemaatin yaptığı şahitlikle kurtulacağını zannediyorsa büyük bir yanılgı içindedir!

Şahitlik yapanlar da bu şahitliği neye göre yaptıklarının yada  neden yaptıklarının hesabını  Allah’a vermeyeceklerini zannediyorsa onlar da aynı yanılgının içindedir demektir.

Kendinize şahit arıyorsanız bilin ki şahit olarak Allah yeter! O değil mi ki her şeyimize şahit olan ?

O halde şimdi o taşa uzanmışçasına bir düşünüp irkilelim. Sonra  kalan süremizi O büyük şahidi razı etmeye çalışarak geçirelim. Ne dersiniz sizce de daha huzur verici değil mi?

Selam ve dua ile, İyi düşünmeler…

 

 
şeref bülbül
iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp