Namaz hayattır

Namaz hayattır


Güne namazla başlayan dedelerimizin gölgesinde büyüdük, onların sırtına yapışarak katıldık namaza. Duru bir sabah gibiydi kalbimiz, çocuktuk, dünyayı keşfetmeye ve yaşadığımız topluma uyum sağlamaya çalışır ve büyüklerin davranışlarını oyunlarımızla taklit ederdik. Kulaklarımızda yankılanan ezana kulak verir ve bu çağrının kutsallığını hissedip ürperirdik. Camilerden ezan sesleri yankılanırdı, dualar dökülürdü yaşlılarımızın dillerinden. Sonra büyüdük, sorumluluklarımızın farkına varmaya başladık ve namazın rutin hareketlerden oluşmadığını, ezanın sadece bir çağrı olmadığını idrak ettik. Ve namazla dünyayı yeniden tanıdık, namazla hayat bulduk.

 

Namaz gafil ve cahillerin algıladığı gibi rutin hareketlerden ibaret değildir kuşkusuz. Namaz bir güç, bir direnç, bir hareket ve imanın göstergesidir. Kulun Allah’ın huzurunda durması ve kulluğunu ona ikrar etmesidir ki, kişi bu görevini yerine getirirken sevgi, saygı, korku, minnet, şükür, teslimiyet gibi değerlere tutunur ve Allah’la yaptığı ahdini yeniden tazeler. Namaza bütün ruhu ve bedeni ile katılan insan şimdi Allah’ın huzurundadır ve kim olduğunun, ne olduğunun farkına varıp başını eğmiştir. Namaz onun kuşkularını teslimiyete, donukluğunu uyanıklığa, şükre dönüştürmektedir. Namaz onun dirilişine vesile olmakta ve onu öz değerleri ile buluşturmaktadır.

 

Müslüman’ın Allah’la kurduğu iletişimidir namaz. Fakat ne acıdır ki, bugün kapitalist sistemin çarkında başkalaşan Müslümanlar, günübirlik koşuşturmacalarını, iş ve meşgalelerini namazın önünde tutuyor ve dünyanın geçici metalarını kutsayarak edilgen bir varlığa dönüşüyorlar.

 

Rabbimiz namazın huşu sahipleri dışındakilere zor geleceğini ifade eder.

 

“Sabırla ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz bunlar Allah’a huşu ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir” ( Bakara, 45).

 

Namazı huşu ile kılan kişi secdeye sadece bedeni ile değil bütün ruhu ve benliği ile katılır ve aciz ve ihtiyaçlı olduğunun farkına varır.

 

İşte şimdi O’nun huzurundadır, başını eğmiş vaziyette beklemekte ve hâl dili ile “Sen Rab’sin ben ise kulum” demektedir. Başını eğmiş O’nunla yaptığı ahdi tazelemektedir. Kişi namaza gözüyle, kulağıyla kalbi ile katılmakta ve tazim etmektedir.

 

Namazlarını huşu ile kılanlar dünyaya ait ne varsa ellerinin tersiyle itmiş ve bulundukları noktadan Allah’ın katına yükselmişlerdir. Zira namaz insanı yükseklere taşıyan ve onu ahsen derecesine ulaştıran bir ibadettir. Ve namaz nefisleri, bedenleri, fertlerin tutum ve davranışlarını terbiye eder, namaz insanlaştırır. Resulullah, “Namaz müminin miracıdır” buyurur, miraç kişinin namazla Rabbine ulaşması ve O’nunla iletişime geçmesidir ki, bu insanlaşmanın en önemli belirtisidir.

 

Namaz gündelik meşgalelerin peşinde sürüklenen ve yaratıcısı ile bağını zayıflatan insana asli sorumluluklarını hatırlatır, onun Rabbinin huzurunda olduğunun farkına varmasını sağlar ve namaz insanı rehabilite eder. Namaz bir farkındalıktır, bilinç halidir, kişi namazla bu bilince ulaşır ve Allah’tan hiçbir şey gizleyemeyeceğini ve varoluşsal bilincinin üst seviyeye ulaştığını hisseder.

 

Namazın gücünü ve önemini yeniden keşfetmek ve gaflet kokan hayatlarımızı maneviyatla iyileştirmek zorundayız. Bunun için bekleyecek vaktimiz yok hemen şimdi harekete geçebiliriz.

Google+ WhatsApp