Mutlu Torun’un müziği ve düşündürdükleri

Mutlu Torun’un müziği ve düşündürdükleri


Mutlu Torun’un müziği ve düşündürdükleri

 

 

Bu aralar sık sık, OMAR’ın neşrettiği (Osmanlı Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi) kayıtlardan ud ve gitar sanatçısı Mutlu Torun’un eserlerini dinliyorum. Mutlu Torun, Türkiye’nin sâhip olduğu gerçek değerlerden birisi. Müziğe mandolin ile başlamış. Daha sonra ud ve gitara yönelmiş.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Andrea Paleogolos’dan klâsik gitar; İspanya’da ise Pepe Rodiguez, Rafael Nogales ve Nino Ricardo’dan Flamenco öğrenmiş. Cenan Akın, İstemihan Taviloğlu ve Cemâl Reşid Rey ile armoni çalışmış. İleri Türk Müziği Derneği’nde müzik bilgi ve görgüsünü geliştirmiş. Yurt içi ve dışında Neyzen Niyâzî Sayın, Neyzen Akagündüz Kutbay; Kemençevî, Tanbûrî ve Viyolonselci İhsan Özgen, Tanbûrî Necdet Yaşar ve Kanûnî Erol Deran ile çeşitli ortak çalışmalar yürütmüş. Nâil Yavuzoğlu ile caz teorisi çalışmış. Başta Ud Metodu olmak üzere, Türk Müziği’nin çeşitli meselelerini tartışan değerlendiren sayısız eser kaleme almış. Mutlu Bey, aynı zamanda DGSA Mimarlık mezunu ve gerçek manâda bir entelektüel. Türk Müziği’nin hem geleneksel ( o nefis Şehnaz Ayin’in de olduğu gibi) hem de deneysel, açık yüzünü, akademik ve artistik çehresinin en ileri düzeylerinden birisini temsil ediyor.İnsanı kendisinden alan icrâlar ve eserler. Uzun senelerin birikimi olan yüksek bir müzikalite. Bu müzikalite kendisini dünyânın her yerinde dinletecek, tesir vücûda getirecek kadar olgun.

Evet, şimdi esaslı soruya gelelim: Mutlu Bey, müziğiyle olması gereken yerde mi? Tabiî ki değil. Hemen beylik cevâplar verebiliriz. Kıymet bilmezlikten dem vurabiliriz. İsterseniz öyle yapmayalım. Bir defâ , Mutlu Bey ve onun gibilerin müziğinin kitleselleşmesi, popüler bir alâkaya mazhar olması mümkün değil. Elbette Mutlu Torun ve onun gibilerin müziği dünyâ standartlarında “yüksek müzik” olarak addedilir. Bu müziğe âşina olmak ve bir zevk geliştirmek herkesin harcı olamaz. Bunu yapan zâten Mutlu Torun’un müziğini arayıp bulacaktır. Ama mesele bu kadar basit değildir. Mesele, Mutlu Bey, Erol Deran veyâ İhsan Özgen gibilerin dünyâda yerini bulamamasıdır. Bunun da sebebi Türkiye’de müziğin standartlarının geliştirilmemiş olması ve kurumsallaşma eksikliğidir.

Müzik üretiminin dünyâda belli standartları mevcuttur. Temel ayırımın ticârî ve ticârî olmayan müzikler arasında olduğunu düşünüyorum. Geleneksel veya klâsik müzikler ticârî eksenin dışında kalıyor. Ama kapsam bununla da sınırlı değil. Mutlu Torun misâlinde olduğu üzere yüksek seviyeli deneysel müzikler de bu eksenin dışına yer alıyor. Popüler müzikle eşlenen deneysel müzikler, ucuz füzyonlar iş yaparken, yüksek seviyeli deneysel müzikler dışarıda kalıyor. Piyasa akılyürütmesine giderek, “satmıyorsa ne yapalım?” demek bağışlanmaz bir kabalıktır. Daha mühimi, dünyâda klâsik ve ticârî olmayan deneysel müziklerin de, nedret kanunu mûcibince kendisine göre bir piyasasının gelişmiş olduğu gerçeğini ıskalamamak gerekiyor. Elbette pastadaki payı popüler ticârî müziklerle kıyas edilecek kadar değildir; ama vardır. Bütün mesele, kamusal plânda ciddî bir envanter yapılması , bu çevrelerin varlığının farkına varılması ve desteklenmesidir.

Destek denilince, akla hemen devlet geliyor. Evet bu da olabilir. Ama bence daha mühim olan , mesenlik sisteminin geliştirilmesidir. Türkiye’de bir mesen zümresi; yâni ince işlerden zevk alan birikim sâhibi bir zümre oluşmadı. Evet, koleksiyonerlik, müzecilik gibi alanlara yatırım yapan maddî varlık sâhibi çevreler yok değil. Ama bu donuk bağlar yeterli değil. Mesenlik ilişkilerinin kurulması belki de özendirici kolaylıklar eşliğinde bir yaptırım olarak başlatılabilir. Belli bir gelir grubuna bağlı işadamlarına, holdinglere, ticârî olmayan, ama değerli işleri yapan kişi ve toplulukları kurumsal ve örgütsel düzeylerde desteklemek ve dünyâ piyasasına girmesini sağlamak yükümlülüğü getirilebilir. Bunun karşılığında da onlara bâzı vergi indirimleri sağlanabilir.

Vilâyet Khan, Hint Müziği’nde en katı manâda gelenekselliği savunuyordu. Ravi Shankar kadar müşterisi yoktu. Ama Carnegie Hall’da konser veriyordu. Müzikaliteleri onlardan aşağı olmayan, Mutlu Torun, İhsan Özgen ve Erol Deran tek başlarına veyâ bir trio olarak bu sahneye yakışmaz mı? Şeyh Gâlib bir şiirinde “îtibarım varsa sendendir“ diyordu. Bu memleketin ve üzerinde yaşayan insanların îtibârı, eğer olacaksa bu nâdir insanlarının yüzü suyu hürmetine olacaktır.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp