Mutlu hayatın yeni kuralları

Mutlu hayatın yeni kuralları


Mutlu hayatın yeni kuralları

 

Çocuklarımızı başarıya kilitledik. Henüz kendilerini anlamadıkları bir çağda, onları korkunç bir yarışa sokuyoruz...

Gerekçe şu: “Kurtlar sofradan pay kapmak için başarılı olması lâzım!”

Sınavdan sınava koştururken, bir yandan da evlâdımızı yarış atına döndürdüğümüzü düşünüp üzülüyoruz. Ancak başarının başka bir yolunu da bilmiyoruz. Çocuk yarışacak, okuyacak, başaracak, kazanacak ki, iyi bir hayata ulaşıp mutlu ve huzurlu yaşasın! Hayat bu mu sahi? 

***

Batılı Aydınlanma Çağı düşünürlerinin sanayi devrimi aşamasında oluşturdukları “hayat projesi” de şimdi çocuklarımıza uyguladığımız projeye benziyordu. Üstelik o da tam anlamıyla din dışıydı.

Bunu zaten iftiharla söylüyor, “Bu projenin herhangi bir yerinde tanrıya yer yoktur” diyorlardı. Zaten dini de çoktan devre dışı bırakmış, hayatı, “üretim-tüketim ilişkisi”ne oturtmuşlardı.

Çok çalışacaklar, çok üretecekler, ürettiklerini satıp paraya çevirecekler ve paranın gücü sayesinde mutlu olacaklardı. Toplumları başarıya kilitlediler...

Peki, ne oldu? “Paranın gücü” silaha aktı, savaşlar ve terör yıkım üzerine yıkım getirdi, bölüşümdeki adaletsizlik ise yürek sızlatıcı boyutlara ulaştı.

Belki birkaç kişi, bilemediniz birkaç aile “çok başarılı”, “çok meşhur”, “çok zengin” oldu: Gelin görün ki, onlar da “mutlu” değillerdi. Hayat gitgide anlamını yitiriyordu. Bilim ve teknoloji, hatta servet, şöhret, başarı hayata anlam katamıyordu. Toplumun anonim ruhunda kara bir boşluk büyüdükçe büyüyor, uyuşturucu, depresyon, terör, intihar ve boşanma olayları arttıkça artıyordu.

Gelinen nokta tam bir hayal kırıklığıdır. Derin hayal kırıklığını, bir süre için bilimsel buluşlarla teknolojik başarıların gölgesinde unutmaya ve unutturmaya çalıştılar, ama olmadı: Her geçen gün zenginler biraz daha zengin fakirler biraz daha fakirleşti. Savaşların tetiklediği göçler, zengin dünyayı tehdide başladı.

Hayat anlamını iyice kaybetti. İntiharlar daha da arttı. Belli ki, hayata anlam katacak bir şeyler lazımdı.

Bu aşamada Batı dünyasının iyi niyetli bazı aydınları dini yeniden keşfetmeye çıktılar. Sonunda dediler ki: “Mutlu olmak için Allah’a iman şart...”

“Yoğun stres altında yaşayan günümüz insanının Allah’a inanması direncini arttırır, kendini olumsuzluklar karşısında daha güçlü ve daha iyi hisseder.” (Duke Üniversitesi’nden Dr. Harold Koening-ABD).

Şimdinin Batı dünyası, terör, savaş, mafya, kumar, içki, fuhuş, uyuşturucu, intihar, adaletsiz gelir dağılımı ve yoğun boşanma gibi olumsuzlukların ortasında oturmuş, başını ellerinin arasına almış, düşünüyor: “Tıp teknolojisine şükran borçluyuz, ama ona tapamayız, çünkü bu konuda çok yetersiz kalır.” (Martin Marty-ABD).

Bilim ve teknoloji gelişip üretim-tüketim ilişkisi içinde zenginleşerek mutlu olacaklarına, Batı dünyasında da artık pek kimse inanmıyor...

Bilim-teknoloji gelişip insanlar üretim-tüketim kıskacında zenginleştikçe dine ihtiyaç duymayacakları tezi de büyük acılar içinde iflas etti. Şimdi vakit yeni çözümler üretme vakti; artık “Mutlu hayatın yeni şartları” üstüne kafa yoruyorlar. Şimdilik birkaç maddesini ilân ettiler bile:

Allah’a iman...

Kendi görüntünle barışık yaşayıp, haline şükretmek... 

Paraya gereğinden fazla değer vermemek...

Ulaşılabilir hedefler koymak (her varış bir mutluluktur)…

Aile hayatı içinde yaşamak (İllionis Üniversitesi Psikoloji profesörü Ed Diener’in 15 yıl boyunca 30 bin Alman üzerine yaptığı deneyin sonucu)…

İmkânları ve fırsatları başkalarıyla paylaşmak, kısacası yardımlaşmak (Vanderbilt Üniversitesi araştırması, ABD)…

Yaşlılığa hazırlanmak (ABD, Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmayla, yaşlıların zor durumlarda daha iyi savaşabildiklerini ve belki bu sayede daha kolay mutlu olduklarını açıklıyor)…

Türkiye ise hâlâ ve ısrarla “Eski Batı”nın izini sürüyor. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp