Musul, ah Musul!

Musul, ah Musul!


Musul, ah Musul!

 

 

Haliç Konferansı sonuçsuz kalında, Musul konusu Cemiyet-i Akvam’a (Birleşmiş Milletler) götürüldü. Zaten İngiltere de bunu istiyordu.

Cemiyet-i Akvam, çok tabii olarak kararı bizim aleyhimize verdi ve Irak üzerinde İngiliz mandasını kabul etti. 

Cemiyet, ayrıca Musul’da halk temsilcileri ile görüşmek ve durumu yerinde tahkik etmekle görevli bir “soruşturma komisyonu” kurdu. 

Fakat İngilizler Komisyon çalışmalarını sabote ettiler. Irak’ta entrikalar çevirmeye, kuzeye doğru yeni topraklar işgal etmeye başladılar. 

Özel komitenin tavsiyesi üzerine konsey, 19 Eylül 1925’te Lahey Adalet Dîvânı’ndan bu raporun Lozan Antlaşması’nın 3/2. maddesine istinaden hukukî dayanağı hakkında görüş istedi. 

Doktor Tevfik Rüştü (Aras), 8 Ekim’de Dîvân başkitâbetine gönderdiği telgrafta; meselenin siyasî olup, Lozan’ın 3/2. maddesinin “hakemlik” niteliğindeki bir kararı gerektirmediği, bu durumda Türkiye’nin Dîvâna temsilci göndermeyeceğini beyan etti. 

Dîvân, 21 Kasım 1925 günü aldığı kararda konseye şu görüşleri bildirdi: 

Cemiyet-i Akvam’ın Lozan’ın 3/2. fıkrası uyarınca alacağı karara tarafların uyması mecburî olacak ve bu karar Türkiye ile Irak arasındaki sınırın kesinlikle tesbit olunduğunu gösterecektir. 

Kararın oybirliği ile alınması gerekecek, tarafların delegeleri oylamaya katılacak, ancak onların oyları oybirliğinin hesabından sayılmayacaktır. 

Konseyin, 8 Aralık 1925 tarihli oturumunda Türkiye böyle bir tefsire karşı çıkmıştı. 

Konsey, özel komitenin raporunda ileri sürülen gerekçeler ve tavsiyeleri benimseyerek “Türkiye’nin Lozan’ın 16. maddesiyle sınırlarının ötesindeki topraklardan vazgeçtiği” şeklinde bir yorumla 16 Aralık 1925’te son kararını vermişti. Bunun üzerine Tevfik Rüştü alınan kararın hükûmetinden aldığı yetkilere de son verdiğini açıklamıştı. 

Konsey kararının ilk maddesinde, konseyin Brüksel’de kabul ettiği statükonun Türkiye-Irak arasındaki sınır olarak kabul edildiği beyan edilmekteydi. 

4. maddelerinde ise, İngiliz Hükûmeti’nin manda yönetimini 25 yıl daha sürdürmek üzere Irak ile yeni bir antlaşma yapıp konseye sunması; Türkiye ile bu sınırın işaretlenmesi; İngiliz Hükûmetince Türkler lehinde idarî düzenlemelere gidilmesi ve soruşturma komisyonunun tavsiyelerinden hareketle halkı yatıştırıcı ve koruyucu, ayrıca bölgede ticarete canlılık getirici tedbirlerin alınması istenmekteydi. 

Bu kararın oylanmasına Türkiye iştirak etmemiş, Dr. Tevfik Rüştü konsey başkanına gönderdiği yazıda; konseyin uzlaştırıcı rol oynamadığını, bir devletin hâkimiyet haklarının söz konusu olduğu bir meselede o devletin rızası alınmadan verilen bir kararın onun haklarını ortadan kaldırmayacağını bildirmişti. 

Aynı tarihlerde Türkiye iç politik meselelerle çok meşguldü...

Siyasi kadrolar “Şapka İnkılâbı” için uğraşıyordu.

Sonunda şapkayı giydik, Musul’u verdik!

Şimdi de “Misak-ı Milli” deyip duruyoruz...

 

yeni akit

Google+ WhatsApp