Müslüman’ın soylu duruşu

Müslüman’ın soylu duruşu


Müslüman’ın soylu duruşu

 

 

Karmaşa çağında insanlığın denge sorunu var. Kim nereye, niçin ait? Bu belirsizlik insanı yönsüz ve merkezsiz bırakıyor. Dünyayı kuşatan, insanlığı bir alaboraya tutan durum kişilik sorunu da oluşturdu. Hangi yönden ve durumdan bakarsak bakalım bu durum belirgin.

İnsanlık sorunu bizim sorunumuz. Daha da önemlisi önceliğimiz Müslümanlar ve Müslümanların içinde bulunduğu durum. Dengesizlik, karmaşa, kişilik belirsizliği, düşünce boşluğu ve savruluş. Bu derin dalga ya da kaos, insanlığın geleceğini karartacak bir durum.

Bir Müslüman’ı diğerinden ayırt edecek özellikler nelerdir? Müslümanlar bir araya geldiklerinde birbirlerini tamamlayan, oluşturan ruh nedir? Bırakalım toplulukları kent hayatında komşuların birbirlerine bakışı nedir? Aynı kurumda çalışan insanların ortak ne gibi özellikleri bulunuyor?

 

Bu soruların muhatabı elbette ki önce kendimize. Biz, bir Müslüman olarak hangi özelliğimizle duruşumuzla bir varlık gösterebiliyoruz. Ya da biz bir Müslüman olarak nasıl görünüyoruz?

Şu karmaşa çağında Müslümanların işi oldukça zor. Nefsi, çıkarları, konumları kendilerini zorluyor. Ateşler arasında ve bocalıyor.

Yukarıya, tepeye ya da belli kişilere bakarak İslâm sorgulanamaz. Sorgulanması gereken Müslümanlar ve onların öncülerinin tutumları. Eğer İslâm’ın özünün dışında bir hâl ile yaşıyorlarsa bu bir sorun. Müslümanlar, davranışları ve yaşayışları ile, onların kişiliklerinden İslâm sorgulanıyor ve eleştiriliyorsa bu daha vahim bir sorun. Müslüman olmayanlar ve bu düşünceye karşı olanlar için bulunmaz bir fırsat olmuş oluyor. Özün kendisine değil de kişiler üzerinden İslâm’ın sorgulanıyor olması büyük bir sorumluluk ve vebal oluşturuyor.

Günümüz siyasa insanları asla ölçü olamaz. Bu davranışlarıyla olamaz. Çok değil geçen on yıllık zaman dilimindeki değişkenlikler, iniş çıkışlar bile çok şey söylemeye yetiyor. İnsanın bu kadar pragmatist olması elbette düşünülemez, ama ne yazık ki bir gerçek olarak önümüzde duran başlıca bir sorun.

İnsanların değişkenlikleri sosyal medya üzerinden de kendini çok açık olarak gösteriyor.

Günümüz sistemi içinde konumlarını koruma adına insanlar bu kadar değişkenlik gösterebiliyorlarsa, bu kadar inişli ve çıkışlı iseler ve hatta gerçeğin dışında kimi beyanlarda bulunuyorlarsa asıl sorun burada. Bu kimseler ancak kendilerini temsil edebilirler. Bu zarar kendilerine ve elbette Müslümanlara olur. İslâm zaten Kur’an ve sünnet ve hadisler ve geçmiş koca bir medeniyet ve onun kültürü var ise bu açıdan bir sorun yoktur. Sorun Müslümanların yeniden öz ve samimi duruşlarına kavuşmaları. Kişilik olarak kendilerine yakışan hâlleriyle olmaları.

Elbette ki Müslümanlar İslâm’ın savunucularıdır. Ancak öncelikle yaşayışları, davranışları, söz ve eylemleriyle olabilir. Yaşanarak savunulabilir. Kişilikli, adil, merhametli, hakkaniyetli, sevgi ve içtenlikli kişiliklerle. Karşıt duygulularla olamaz. Bir hayvanın incinmesine bile gönülleri razı olmayanlar bunu başarabilirler. İnsan değerli ve aziz bir varlık. Son ana kadar en olumsuz olandan bile umut kesilemez. Allah’ın insanın kalbine ne zaman ışık düşüreceği belli olamaz. Ama bu ışığın düşmesine vesile olacak olan da insandır. Kendi kendine durup dururken kalbe ışık düşmez. Her şey nedenlere bağlıdır.

Peygamberler olmasa Allah’ın dini nasıl bilinecek ve yaşanacaktı ki?

Her sahih Müslüman Peygamberin vekilidir, sözcüsüdür. Kuru laf kalabalıklığı ile değil, asil ve Müslüman’ca soylu duruşuyla olabilir. Peygamberin kişilik örneğiyle olunabilir. Emin, güvenilir bir kişilik ile. Yönetim erkini elinde bulunduranlar ancak İslâm’ın adalet terazisini dengeli tutarlar ise, her an duyarlı olabilirlerse ancak olabilir. İslâm’ın özünde ve ruhunda kalarak. Kişilerin gölgesi ancak kendisiyle sınırlı, toplumun gölgesi bütünlüğü ve güzelliği çok daha büyüktür.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp