Müslüman ve “sivil itaatsizlik”

Müslüman ve “sivil itaatsizlik”


Müslüman ve “sivil itaatsizlik”

 

 

Pek tabii farklı düşüncelerimiz, farklı siyasi eğilimlerimiz, farklı partilerimiz, cemaatimiz, tarikatımız, derneğimiz, vakfımız olabilir ve olmalı…

Desteklediğimiz partinin iktidar olması için çabalayabilir, o istikamette oy kullanabilir, çevremizi etkilemeye çalışabiliriz. 

Ahlâkî olması kaydıyla, buraya kadar her şey normal… 

Ama eğer mensup olduğumuz grubun yanlışlarına kılıf arıyorsak…

Eğrilerini de “doğru” gibi görüyorsak…

Bu uğurda akrabalarımızı, komşularımızı, dostlarımızı, arkadaşlarımızı kırıp döküyorsak…

Düşüncelerimizi siyasi gelişmelere göre eğip büküyorsak, arızalı yola girdik demektir! O noktada durup derin derin düşünmemiz gerekiyor. 

Çünkü biz her şeyden önce insanız. Üstelik de “Dindar Müslüman”ız! “Dindar Müslüman”ın hayatı, sosyal/siyasi eğilimlere, moda akımlara göre değil, İslâmî kriterlere göre şekillenir.

Unutmayalım ki, politika partilerin önceliğidir, Müslümanın önceliği değil. Müslümanın önceliği “iman kardeşliği”dir! 

Kavramlara daha geniş anlamıyla yaklaştığımız ve insanlara toleransla baktığımız takdirde, insan eksenli yeni uzlaşma alanlarına ulaşabiliriz.

Bir kere “Dindar Müslüman”ın hayatına “ihlâs” hâkimdir. İhlâs yerine “ihtiras”hâkim olursa, felaket kapıya dayandı demektir!

Hayat ve siyaset değişken, ama din değişmezdir: Siyaset sürece göre şekillenirken, din tamamlanmıştır… 

Şartlara göre değişeni değil, hiçbir şart altında değişmeyeni esas almak gerekir. 

Üzülerek söylüyorum: Bazen cemaatler bile asıl mecraından çıkıp şartlara ve imkânlara göre şekilleniyor.

“Sivil itaatsizlik” dediğimiz kavramı, sözün tam burasında bir kez daha değerlendirmekte fayda var.

Biliyorsunuz, yıllardan beri dindar Müslümana “itaat” öneriliyor: Cemaate, tarikata, siyasete, “önder”e, “lider”e, “şeyh”e, “abi”ye mutlak itaat...

Bireysellik “enaniyet”, özgürlük “isyan”, sivil itaatsizlik “kargaşa”, sorgulama “saygısızlık” olarak dayatılıyor.

Kişisel inisiyatif devre dışı, tefekkür kayıp, özgürlük algısı “mutlak itaat”le yer değiştirmiş… 

Kişisel sorumluluklarımızı bile başkalarının sırtına yıkma kolaycılığı uğruna, bir yerlere intisap edip, salt onların doğrusuyla yaşamaya başladık.

Belki de bu yüzden özgür ve özgün beyinler yetiştiremiyoruz. Düşünmenin aşağılandığı bir dünyada kimse düşünme zahmetine katlanmıyor. Tabiatıyla da “yeni terkip”lere varılamıyor, yeni “sentez”ler bulunamıyor... Dolayısıyla yeni Gazaliler, Malikiler, Sinalar, Mısrîler, Bediüzzamanlar, Süleyman Efendileryetiştiremiyoruz. Geriye “Ugandalı çocuğa Türkçe türkü öğretmek”le övünmek kalıyor ki, Türkçe öğretemediğimiz Cizreli çocuklarımızı hatırlayınca, onun bile tadı kaçıyor.

Siyasetin ülkemizde çokça konuşulması, her yerel seçimin genel seçime dönüşmesi, bu zeminde kavgalar üretilmesi, buna karşılık fikri plânda varlık gösteremememiz böyle bir zihinsel tembelliğin ürünü olabilir. 

Gerçi kişisel hayatımızı herhangi bir “lider”e/ “önder”e endekslediğimizde, işimiz çok kolaylaşıyor: Zira bizim yerimize artık o düşünüyor, ne yapacağımızı o söylüyor, işimizi bile o buluyor, beceriksiz dahi olsak makamımızda o tutuyor, bizim yapmamız gerekeni o yapıyor…

Böylece hayatımız kolaylaşmış gözüküyor. Ama aslında zorlaşıyor: Çünkü insan “düşünen varlık”tır. Aklını başkasının güdümüne veren, robotlaşır! Yani insan olma nimetinden kopar, insanlığına ihanet eder!

Bu düşüncelerin ışığında, ne kadar “insan” olduğumuza bir daha bakmamız lâzım.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp