Müslüman'ın evi -1-

Müslüman'ın evi -1-


2020 zihinlerimize afetlerin sağanak sağanak yağdığı bir yıl olarak kazındı. İşgal ve katliam haberleri, depremler, çığ felaketi ve salgın hastalıklar bizleri kendimizle yeniden yüzleştirdi ve acziyetimizin farkına varmamızı sağladı. Son günlerde gündemden düşmeyen ve tehlike saçmaya devam eden virüs ise hayatı bütünüyle etki altına aldı. Ülkenin en yetkin kişileri bu süreci en az zararla atlatabilmemiz için, “Evlerinizde kalın” çağrısı yapıyorlar. Bu süre içinde evde kalmak sadece kendi sağlığımızı değil, diğer insanları korumak için de gerekli bir yöntem. O yüzden, “Hayat eve sığar” denildi ve herkes evin sıcak atmosferine sığındı.

 

Peki, evin yerildiği, değersizleştirildiği ve pasifize edildiği bir çağda evlerine kapanan insanlar kendilerini nasıl hissetmeye başladılar? Evi sıcak bir yuva, aileyi bir arada tutan kale olarak gören atalarımızın aksine bugünün çocukları evden neden bu kadar uzaklaştılar?

 

İnsanlar evi neden bu kadar sıkıcı ve bunaltıcı bir mekân olarak gördüler? Görüyoruz ki, ülkenin en yetkili kişileri tarafından eve teşvik edilen insanlarımız sosyal medya üzerinden seslerini duyurmaya ve evin sıkıcılığından bahsederek hayatı felaketleştirmeye çalışıyorlar. Peki, ama neden?

 

İnsan iç dünyasında zengin şehirler inşa edememişse dış dünyada mevcut olan kalabalık caddeler, ışıltılı sokaklar, lüks mekânlar, alışveriş merkezleri, kafeler acaba bu kişinin hayatına bir şey katabilir mi? Sanmam… Evi küçümseyen bu insanlar dışarıda aradıkları huzur ve mutluluğa ulaşabilir mi? Sanmam… Modern kültürün hamiliğini yapan kişiler için evin kayda değer bir işlevi yoktur. Onlara göre “hayatın kalbi” maddi kazanç elde ettiğin ve eğlendiğin yerde atar. Ev ise sadece uyku saatlerinde işe yarayan donuk ve ıssız bir mekândır.  Evi sıkıcı bir mekân olarak kodlayan kişiler, evde geçirdikleri vakti bir kayıp olarak görüp sitem etmeye başlıyor. Dediğim gibi onlara göre hayatın kalbi kazanç elde edilen ve eğlenilen yerde atar…

 

İç dünyalarında zengin şehirler inşa eden kişiler için ise evin şeklinin, ebadının ve bulunduğu muhitin hiçbir önemi yoktur. Bu kişiler için ev bir korunak, bir kaledir, sevginin üretildiği mekândır… Onlara göre ev hayatın kendisidir, hüznün dağıldığı, acının paylaşıldığı yuvadır… Yani Müslüman için ev merkezi bir değerdir, nesiller burada hayatı tanır, burada değerleri öğrenir ve hayata buradan katılırlar.

 

Müslüman’ın evi ruhsuz ve donuk duvarlardan müteşekkil bir yapıdan ibaret değildir. Aksine onlar için ev canlı bir organizma gibidir, ev günün yirmi dört saati hareketlidir. Aile bireyleri sabahın ilk ışıkları ile uyanır ve namaza dururlar, ev secde için kapanan yüzlere tanıklık eder,  yapılan dualara iştirak eder ev. Ev sevgiyi yaşar ve içselleştirir… Ev babanın işe gidiş saatlerinde hüznü yaşar, çocuklar okula çıkarken boynunu büker, annenin emeğine takdirle bakar. Günün beş vakti kılınan namazlara şahit olur ev, günün belli vakitlerinde okunan Kur’an’a eşlik eder, yapılan hayır hasenatlara dâhil olur, sofrada yapılan muhabbetlere, ilmi münazaralara, birlikte geçirilen vakitlere sevgi ve muhabbet katar ev.

 

Müslüman’ın evi boş ve ruhsuz duvarlardan örülmüş bir mekân değildir. Müslüman’ın evi içinizi aydınlatan bir dost,  konuşan bir hatip, teskin eden bir dost ve duru bir sabah gibidir... Evin her zerresine aile fertlerinin yaşanmışlıkları, neşe ve sevgileri sinmiştir. Akıcı bir roman gibidir Müslüman’ın evi… Her zerresinde annenin şefkatini, babanın güven dolu bakışlarını, çocukların saf ve berrak niyetlerini görebilir ve evi kitap gibi okuyabilirsiniz. Ev Müslüman’ın hayatında bu kadar önem arz ederken salgın hastalık döneminde evde vakit geçirenlerin, evi sıkıcı bir mekân, donuk bir ortam olarak lanse etmeleri anlaşılır gibi değil… Siz eğer evi sıkıcı bir mekân olarak görüyorsanız bilin ki bu sizin kendinize ve çevrenize yaydığınız negatif enerjinizdendir kardeşim. Eğer eve, güneşin doğduğu noktadan bakabilirseniz burada yeşeren baharı ve ufuklara doğru yol almış umutları görebilirsiniz.  Buna yürekten inanıyorum.

Google+ WhatsApp