Mü’min’lerin Yol Haritasını Kur’an Çizer

Mü’min’lerin Yol Haritasını Kur’an Çizer

İnsana verilen özellikler tek başına onun doğru yolu bulmasına yetmez. Mesela sadece akıl iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı bulmada tek başına yeterli bir özellik değildir. Akıl vahyin lider ve yol göstericiliğine muhtaçtır. Bu anlamda akıl yok vahiy var ise bu da yine tek başına

Mü’min’lerin Yol Haritasını Kur’an Çizer

 

İnsana verilen özellikler tek başına onun doğru yolu bulmasına yetmez. Mesela sadece akıl iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı bulmada tek başına yeterli bir özellik değildir. Akıl vahyin lider ve yol göstericiliğine muhtaçtır. Bu anlamda akıl yok vahiy var ise bu da yine tek başına bir anlam ifade etmez. Bu iki etken birbiri ile et ile kemik gibidirler ve birbirlerini tamamlarlar. İnananlar bu özelliklerini vahyi indirenin koyduğu ölçüleri esas olarak kendilerine dünyada bir yol haritası çizerler. Ne aklı vahye ne de vahyi akla tercih etme gibi bir lüksümüz yoktur.

Kur’an-ı Diğer bir ifadeyle vahyi yeryüzü işlerine karıştırmayıp onu sadece gökyüzü ve mezarlıklarda bir merasim ve dua dinine dönüştüren bu kitabın mensupları bu eylemlerinin sonuçta yine kendileri gibi insanların akıllarının ürünü olan bir takım kanun ve kuralları dünyada kendileri için yol haritası çizen kanunlar olarak kabul etmişlerdir. Bunun en son örneği yaklaşık yüz elli yıldır bütün insanlığa özelliklede halkı Müslüman olan coğrafyaya savaş, işgal, kan ve gözyaşı ile zorla dayatılmaya ve kabul etmeye zorlanan demokrasi putudur. Allah diyor ki: “Yerlerde de göklerde de ilah olan benim.”  Diğer grup ise hayır bu gün modern! Dünyada sizlerin söyleyip savuna geldikleriniz belirli bir zaman ve insan topluluğuna inmiş ve rehberlik etmiştir.  Bu gün geçerli olması gereken bizlerin savunduklarıdır. İkinci görüşün bu gün itibari ile Müslüman olduklarını söyleyenler tarafından da savunulup iddia edilmesi bizleri şaşırtmamalı. Zira tarihin her döneminde bu tür insanlar hep ola gelmiştir ve ol mayada devam edecektir. Bizler onların ne söylediklerine değil Allah’ın ne söylediklerine bakmak ve ciddiye almak zorundayız. Yine bizler biliyoruz ki :”Şayet yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zamanlarına uyuyorlar ve yalan uyduruyorlar. “ (Enam-116) Bizler çoğunluğa değil Allah’ın elçileri vasıtası ile indirdiklerine uymakla sorumlu olduğumuzu zira Allah katında bunların bir değerinin olduğunu kabul edip yaşamak zorundayız. Allah’ın ilkelerinin çoğunluk tarafından kabul edilip yaşatılması durumu bu kanunun dışındadır. Böyle bir durumda çoğunluğa uyarız. Zira aklıselim bunu gerektirmektedir. Aksi bir davranış ise insanın yani kabul edenin hüsranı olur.

İnsanoğlunun dünyada nasıl bir yol haritası çizmesi gerektiğini Allah önce akıl, sonra vahiy ve o vahyi pratik hayata dönüştüren elçiler göndermek suretiyle ikinci bir manaya gelmeyecek şekilde açıklamıştır.

Mesela, yaşadığımız sürece sadece kendisine kul olmamız, sadece ondan yardım dilememiz. Neleri yememiz neleri yemememiz neleri içmemiz, neleri ise içmemiz, kimler dostumuz, kimler düşmanlarımız, ticaretimizi nasıl yapmamız ve ticarete konu olan malların helal ve temiz olması noktasında ve bunun dışında insan davranışlarını konu edinen diğer hususlar da ne yapmamız ve nasıl davranmamız konusunu gayet açık ve anlaşılır bir biçimde açıklamıştır. Aksi bir davranış iman ettiklerini söyleyenlerin ortaya koyacağı bir tutum olamaz. Onlara düşen müminlerin yolundan ayrılmamak olmalıdır. Konumuzu seçer iken bize yol gösteren Kur’an ayetini sizlerle paylaşalım “Kim kendisine hidayet (Kur’an) geldikten sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.” (Nisa-115)Ayette kesinlikle anlaşılmayacak veya farklı iki anlama gelecek bir manalandırma yapmak mümkün değildir. Allah’ın Peygamberine indirdiği mesaj ortadadır. Söz konusu Kur’an’dır onu kabule yanaşmayanlar ve onun çizdiği yoldan başkasına uyanlar daha baştan kaybetmişlerdir.

Bugün Peygamber her canlının ölüm acısını tadıp, bu dünyadan ayrıldığı gibi O da ayrılmıştır. Ama Kur’an onun uygulamalarına dayanan yaşanılarak gelen sünneti ile Kıyamete kadar aramızda kalmaya devam edecektir. Her ayete bir nüzul sebebi bulmaya çalışanlar kendi konumlarını hesaba katmadan ayetin vermek istediği mesajı hep başkaları üzerinden anlatıp yorumlarlar. Sanki Kuran sadece indiği döneme hitap edip misyon ve vizyonunu tamamlamış gibi bir konuma oturtulmaktadır. Filan alim ayeti şöyle anlamış, bir başkası daha farklı anlamış yerine ben-biz nasıl anlamalıyız ve anlatmalıyız konusuna kafa yormalıyız aksi halde Kur’an tarihsel bir metinden ibarettir deme küstahlığını gösterenler rağbet görmeye devam ederler. Konumuzu sizlerle paylaşmaya vesile olan Nisa-115. Ayetinin iniş sebebi hakkında birbirinden farklı rivayetler var. Bunlardan biri Beşir B.Ubeyrik’in “ Doğru yolu iyice tanıdıktan sonra irtidat edip Müşriklere, katıldığı, Müslüman saflarında yer alıyorken, müminlerinler in yolundan başka bir yola koyulduğu anlatılmıştır.  Olay doğrudur veya yanlıştır biz bunun peşinde değiliz. Zira mecellede: “sebebin hususi olması hükmün umum iliğine mani değildir.” Kaidesi gereği olayı günümüze taşımak zorundayız. Meselenin özü Hak olanı batıl ile, doğru olanı yanlış ile değiştirme ve kabul etme konusu. İşin ana fikrini müminlerin yolundan ayrılıp inkar edenlerin yoluna girmektir ki böyle bir tercih Küfür dür, şirktir ve İslam’ı terk etmektir irtidattır. Dünyada cezası elbette yoktur ancak Ahirette gireceği yerin cehennem olduğu noktasında asla şüphe yoktur.

Bu davranış tarzını yukarda tarihi rivayetlere dayanarak verdiğimiz Beşir B. Ubeyrik mi sergiledi mesele onun nevi şahsına münhasır bir olay mı? Elbette ki değil Beşir bir insandır bu gün Beşir ile aynı özelliğe sahip yirmi birinci yüzyılın insanı da aynı davranışı ortaya koymuş ise hala nasıl Müslüman olarak kalabiliyor? Günümüz insanının ayrıcalığı nedir? Niye böyle haksız bir taksim yapılıyor? Konunun biraz daha anlaşılıp netleşmesi için günümüzden bir iki örnek vermek sureti ile konuyu biraz daha açmak istiyorum.

Bunlardan birincisi Kur’an İslam’ını değil diğer bir ifade ile indirilen İslam’a değil uydurulan İslam’a iman ettiğini söyleyen geleneksel çiler veya muhafazakar olduklarını söyleyen kesimlerdir ki bunlar Kur’an a kutsal bir metin gözüyle bakıp onu okuyarak Allah-ı razı edeceklerine inananlardır. Ki Kur’an ‘ın bir harfini telaffuz edip okuyana Allah şu kadar sevap verir diyerek söze başlayanlardır. Bunlara Kur’an şöyle diyor diye söze başladığımız zaman ama efendim filan Hadis veya filan Âlim ne diyor demek suretiyle karşı çıkmaları ile bilinen meşhur gruptur. Bunlarla ilgili olarak Kur’an açık ve net  olarak tavrını ortaya koymuştur. “Kendilerine , “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman, “ hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı ?” (Lokman-21)

Bahsettiğim grup Kuran İslam’ının ve inanan insanların işini daha çok zorlaştırmaktadırlar. İslam-ı temsil ettikleri noktasında öyle inandırılmışlardır ki kendi efendilerini, cemaatleri ve liderlerinin söyledikleri bütün şeyleri İslam zannedip bir ömürlerini böyle tüketmektedirler. Çok net olarak söylemek gerekir ise geleneksel çiler ve tasavvuf ekollerini bu grupta değerlendirmenin hiçbir sakıncası yoktur. Bu gruplarla ittifak ettiğimiz herhangi bir konuda yoktur ve olamazda. Zaman zaman şöyle duygusal ve hamisine söylenmiş sözleri duyarsınız veya duyarız: “Efendim, Allah’ımız bir kitabımız bir aynı peygambere inanıp aynı kıbleye yönelmiyor muyuz?” Tamam, da burası sanki iyi niyetle söylenmiş bir söz ama inanın işin aslı ve esası hiç de böyle değil. Zira  bizlerin inandığı Allah ile onların inandığı Kuran hem peygamber hem de yöneldiğimiz kıble anlayışı taban tabana zıttır ve hiçbir benzerlikte göstermemektedir. Mesela: benim Rabbim bana şah damarımdan daha da yakın (Kaf-16) ancak bir tasavvufçuya göre Allah kendisinden çok uzak ona yaklaşmak için mutlaka şeyhini aracı olarak kullanmak zorundadır. (Zümer-3) söyler misiniz bu iki iman ve inanca konu olan anlayış hiç birbirine benzer mi? Bu tür örneklerin sayısını artırmak mümkün iken diğer örnekleri siz değerli kardeşlerimin araştırıp bulmasının daha da yararlı olacağına inanarak birinci grubun değerlendirmesine son vererek bahsettiğimiz ikinci gruba geçebiliriz.

Bu grupta yer alanlar İslam ve onunla ilgili her ne var ise hepsine karşı olan diğer bir ifade ile Allah’ı hayattan kovan ve dünya işlerine karıştırmayan anlayış sahipleridir ki bunların günümüzdeki isimlendirmeleri oldukça çok farklıdır. Ama son yüz elli yılda demokrasi putunu ilah edinenler diye isimlendirmenin sanırım bir mahsuru olmasa gerekir. İslam bunların hayatında asla yer almaz. Zira bunlar İslam’ın değil demokrasinin garantörü olarak her zemin ve platformda gerek sözleriyle gerekse yaşam biçimleriyle ortaya koyarlar. O kadar titiz ve şüphecidirler ki küçücük bir iyi hareketin arkasında “Şeriata mı gidiyoruz bu ülkeye şeriat mı geliyor? bunun adı resmen irticadır” demek sureti ile sürekli teyakkuz halindedirler. Küçük çaplı İslami hareket mensuplarını acımadan F16 uçakları ile bombalamaktan ve adına dökme kurşun operasyonları diyerek binlerce masum erkek, kadın ve çocukları katletmektedirler. Bunların en son örneklerini kısa süre önce Siyonist İsrail ve aynı safta yer alan katil Esad da görüp yaşamaktayız. Bütün bunları niçin sizlerle paylaşıyorum. Aslında bizleri takip eden kardeşlerimiz inanıyorum ki bu konularda bizlerin bildiklerinden daha fazla şeyler bilmektedirler. Ancak bildiklerini kalem ile yazıya dökmek bir nebze olsun bizlere nasip olmuştur. Diğer kardeşlerimiz de düşüncelerini gündeme taşımak için bir gayretin içine girmeleri gerekmektedir. Zira pasif iyilik yetmemek te aktif iyi olmaya ihtiyacımız vardır. Çünkü halkı Müslüman olan coğrafya insanları sürekli kaybetmektedirler denge Allah ve İslam’ın düşmanları lehine bozulmaktadır. İslam’ın düşmanları girdikleri her Müslüman beldenin en şerefli ve kaliteli insanlarını rezil edip kutsal adına hiçbir şey bırakmamaktadırlar. Aklımızı başımıza alıp düşünmenin zamanı gelip geçmektedir.. Son pişmanlık fayda vermeyecek. Ne yapıp ne edip Kur’an-ı bu toplumun gündemimin birinci sırasına oturtmak gerekmektedir.  Aksi halde ne dünya da ne de ahirette mutlu sona ulaşmamız mümkün olmayacaktır.

Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

 

 

osman coşkun

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp