Mü’minlere Merhamet Kanatlarını Ger!

Mü’minlere Merhamet Kanatlarını Ger!

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...” (Âl-i İmran: 159) Kaba ve katı kalpli kimse başka bazı erdemlere sahip olsa da muhataplarında nefret uyandırır, insanlar

Mü’minlere Merhamet Kanatlarını Ger!

 

 

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...” (Âl-i İmran: 159)
Kaba ve katı kalpli kimse başka bazı erdemlere sahip olsa da muhataplarında nefret uyandırır, insanlar böyle bir kimseyi dinlemek istemezler veya onun arkadaşlığına katlanamazlar. İslâm gibi evrensel bir mesaj getiren, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan (Enbiyâ: 107) ve yüce bir ahlâk üzere bulunduğu bildirilen (Kalem: 4) bir peygamberin bu kötü vasıfları taşıması düşünülemez. İbn Atıyye’nin kaydettiğine göre ilâhî kaynaklı kitaplarda Hz. Peygamber’in özellikleri anlatılırken bu kötü sıfatları taşımadığı da vurgulanmıştır.
Burada görüldüğü gibi Kur’ân-ı Kerîm de aynı vurguyu yapmakta ve Hz. Peygamber’in uygulamalarının bunun delili olduğunu ifade buyurmaktadır. Şüphesiz bu âyet Hz. Peygamber’in büyüklüğünü, yüksek ahlâkını ve yüreğinin katı olmadığını, aksine şefkat ve merhametle dolu olduğunu gösterir. O, Allah’ın kendisine lutfettiği bu özellikleri sayesinde arkadaşlarına, özellikle Uhud Savaşı’nda emrine muhalefet ederek İslâm ordusunun yenilmesine sebep olanlara ve Müslümanları imhâ edilme tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş bulunanlara da merhametle muamele etmiştir. Eğer onlara karşı katı davransaydı ve onları sert bir şekilde cezalandırsaydı, etrafındakiler dağılıp giderlerdi.

Davetçinin, güzel, yumuşak, sade ve acımalı, gönülleri kazanıp insanları etrafında toplayacak bir ahlâka sahip olması gerekmektedir. Davetçi, yanındaki insanlara yumuşak ve merhametli davranmalıdır. Öfkeli ve katı kalpli olan davetçinin etrafında hiç kimse toplanamaz. Katı kalpli davetçi dayanışma sağlayamaz. İnsanlar; merhametli bir koruyucuya, engin bir sevgiye, fevkalâde bir gözetime, müsamahakâr bir davranışa, cehalet, zayıflık ve noksanlıklarını hoş görecek bir halimliğe muhtaçtırlar.  Yani büyük, vermeyi bilen, ellere göz dikmeyen, sorunları paylaşan ve kendi sorunlarıyla baş ağrıtmayan, insanların; kendisinden himmet, sevgi, gözetim, hoşgörü, dostluk ve rıza beklediği bir yüreğe muhtaçtır.Büyük davetçi Rasûl-i Ekrem (S)’in yüreği de insanlarla beraber yaşantısı da  böyleydi. O, kendisi için asla kızmazdı. Beşerî zaaflardan dolayı göğsü daralmazdı. Dünyevî metadan hiçbir şeyde gözü yoktu. Ellerindekinin tümünü kolayca ve engin bir hoşgörüyle dağıtırdı. Mükemmel derecede halimdi. İlgisi, sevgisi ve dostluğu, etrafındaki insanları kuşatmıştı. Kur’an-ı Kerim, bunun canlı bir şahididir. Yüce Allah, bu ahlâkı, davetçilerin beşerî ilişkilerine örnek olsun diye Aziz Kitabında bildirmiştir:

“Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmran: 159)

Yumuşaklık, tevazu ve merhamet davetçide canlanan müşahhas bir ahlâk olmalıdır:“Mü’minlere kanatlarını ger.“ ( Hicr: 88 )

İnişe geçen bir kuşun kanat germesine benzer bir kanat germe… Allah’ın Rasul’ü (S), hayatı boyunca ashabıyla beraber yaşadı. Onun ahlâkı, Kur’an’dı. Ve o, kendisini eğiten Kur’an’ın canlı bir örneğiydi:

“Af yolunu tut. Ma’rûfu emret ve cahillerden vazgeç. Şeytandan sana bir vesvese geldiğinde Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve bilendir.“ (A’raf: 199, 200)

Yani insanlarla sohbet ve muaşereti kolaylıkla sağlayan af yolunu tut! İnsanların mükemmel olmasını bekleme! Onları zora koşma! Hatalarını, zafiyet ve noksanlıklarını affet! Tabii ki tüm bunlar, kişisel ilişkilerde söz konusudur. Dînî inanışta ve şer’î vecibelerde değil… Çünkü İslâm Akîdesi ve Allah’ın şeriatı söz konusu olunca göz yumup hoş görmek yoktur. Hoş görü ve göz yumma, alış-verişlerde, komşuluk ve arkadaşlıkta; yani hayatın kolayca ve sade bir şekilde geçmesine yarayacak konularda vardır. Beşerî zaaflara göz yumup ilgiyi esirgememek ve müsamahakâr olmak, büyük ve güçlü insanların şanındandır. Küçük ve zayıflara karşı büyüklerin takındığı tavırdır. Allah’ın Rasulü (S), bir yönetici, bir rehber, bir öğretmen ve bir mürebbî idi. Kolaylık göstermek, göz yummak ve müsamahakâr olmak en çok ona yakışan bir ahlâktı. Evet, Allah’ın Rasulü (S), kendi nefsi için asla kızmazdı. Ama Allah’ın dini çiğnendiği zaman ise, hiçbir şey onu yatıştırmazdı. Bundan dolayı tüm davetçilerin, onun ahlâkıyla ahlâklanmaları gerekir.İnsanların hidâyetiyle ilgilenmek, engin bir yürekliliği, hoşgörüyü, kolaylığı ve sadeliği gerektirmektedir. Tabii ki Allah’ın dininde hiçbir gevşeklik veya aşırılık göstermeden…

 

 


12.07.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Google+ WhatsApp