Mülksüzleştirme

Mülksüzleştirme


Kapitalizmin başlıca iki evresi olduğu, birikimin ilk evresinin “vahşi”; ikinci veyâ aktüel evresinin ise “medenî” olduğu sıklıkla vurgulanır. Batı merkezli bakıldığında bu hiç de yanlış görünmez. Birikimin ilk evrelerinde, bahusus toprak ve ticâret bağlamında yaşananlar korkunçtur. En başta küçük köylülük acımasızca ve çok kanlı bir şekilde tasfiye edilmiştir. Eric Wolf, Barrington Jr. Moore gibi yazarlar bu süreçleri teferruatlı bir şekilde anlatırlar. İşten güçten etme (putting out) veya “çit çevirme” (enclosure) olarak kavramlaştırılan süreçler yaşanan geniş çaplı “mülksüzleştirmeleri” ifâde eder. Elbette buna karşı sayısız köylü isyanları doğmuş, ama hepsi de kanlı bir şekilde bastırılmıştır. İkinci olarak kentlerdeki feodal -artizanal yapılar da kapitalist birikimden nasiplerini almışlar ve tasfiye edilmişlerdir. 19.Asırda yaşanan ve kapitalist birikimin ikincil evresini oluşturan sanayi ve makina devrimleri ise boşlukta kalan büyük nüfusları emmiş ve ücretli kölelik olarak târif edilen istihdâma tâbi kılmıştır.

“Medenî” olarak târif edilen devir ise, daha çok II.Genel Savaş sonrasında inşâ edilen dünyâ ile alâkalıdır. Bu da gösteriyor ki, kapitalizmin “vahşî” târihi, “medenî” târihinden çok, ama çok daha uzun bir zaman aralığını

işgâl etmektedir. Pekiyi, bunu da görmezden gelelim. Nihâyet medenîleşti, diyelim. Hakikatte öyle mi acaba? Değil.. Çünkü Rosa Luxemburg’un yerinde tespit etmiş olduğu gibi, kapitalist birikimin kanunu kendisini mütemadiyen genişletmekten geçer. Yâni birikim bir veyâ bir kaç yerde başlayıp biten bir süreç değildir. Hammadde ve pazar açısından kendisini büyütmek, yâni küreselleşmek zorundadır. Bu bir bakıma birikimden nasibini alamamış olduğu diyârlara gitmesini icâp ettirir. Sömürgecilik ve emperyalizm bu gidişâtın âletleridir. Merkez dünyâ emeğin metâlaşmasını rutinleştirirken medenîleşme iddiasının da zeminini oluşturuyor; “vahşî” sıfatını üzerinden atıyordu. Ehlileştirme ve kanıksanmış yabancılaşma el ele gidiyordu. Bilim, akıl, medeniyet, gelişme, refah gibi güzellemelerin perdelemesi de bunun cabasıydı. Buna mukâbil, Franz Fanon’un ifâdesiyle dünyânın geri kalanını “lânetliyordu”. Kendisini “medenî” kılıyor; vahşî ve ilkel, geri gibi kavramları lânetlediği Batı-dışı dünyâlara yansıtarak kendi vahşetini örtbas ediyordu. Buralarda yaptığı da, bir zamanlar kendi coğrafyasında yaptıklarından farklı değildi. Geleneksel yapıları çözüyor, büyük çaplı mülksüzleştirme siyâsetlerini devreye sokuyordu.

Kapitalist birikimin mülksüzleştirme süreçleri ona içkin ve ayrılamaz niteliği olduğunu görüyoruz. David Harvey bu durumu çok berrak bir şekilde anlatıyor. Hattâ, kapitalist birikim târihinde esaslı bir dönüşüm yaşandığını, emeğin sömürüsüne dayalı bir birikimin, daha çok mülksüzleştirme üzerinden sağlanan bir birikime doğru evrildiğine işâret ediyor. Bunun “tekelleşme” ile anıldığını biliyoruz. Bâzı entelektüeller “Küçük güzeldir”, büyük günahkârdır” mottoları savururken, kapitalist birikimin bütün hırçınlığı ile küçük girişimlerin eseri olan yapıları ezdiğini görüyoruz. Anti-tröst kampanyalar da bunun önünü alabilmiş değildir. Bugün piyasalar, evet belki monopolist değildir ama; küçüklere geçit vermeyen oligopol piyasalarıdır. Bunun da demokratik olmadığı çok açıktır. Pasifik ekonomilerinin “mûcizevî” olarak değerlendirilen tarafı KOBİ’lere dayanması olarak gösterilir. Ama mülksüzleştirme dinamiği burada da işlemiştir. 1997-98 Krizlerinin başta gelen sebeplerinden birisi de KOBİ’lerin mâruz bırakıldığı oligopol baskıları olarak gösterilmektedir..

Mülksüzleştirerek birikim sağlamak, kapitalizmin lümpenleşme karakterine dikkât çekiyor. Bu, âdeta en kolay birikim sağlama yolu hâline gelmiş durumdadır. Varlıkların sun’i yolla değerini düşürmek; daha sonra bunları en düşük fiyatlamalar üzerinden toplamak; nihâyet değerlerinin yükseldiği noktada satmak lümpen kapitalizmin işlemler ağında çok esaslı bir yer tutmakta olduğu âşikârdır. Dolar ve altın arasındaki gerilimlerin grafiği de benzer şeyleri düşündürüyor. Benzer bir durum mortgage üzerinden emlâk piyasasında da tâkip edilebilir.

Corona virüsü sebebiyle yaşanan durgunluğun bu lümpen iş ve işlemler için büyük bir fırsat doğurduğunu söyleyebiliriz. Varlıkların değerlerinin öğütüldüğü bir evredeyiz. Ucuz kapatmalar üzerinden büyük çaplı el değiştirme haberleri geliyor. Hiç hayra alâmet değil. Benim dikkâtimi çeken, bâhusus tarımsal üretimde yaşananlar. Pek çok otorite dünyâyı esaslı bir gıda krizinin beklediği istikâmetinde. Usul usul sızmalar var. Bunun ucu, uluslararası mâhiyette çeşitli programlar, teklifler üzerinden Türkiye’yi de tutuyor. Tehlike, zâten büyük bir darbe almış olan küçük köylülüğün topyekûn tasfiyesi.

Yâni mülksüzleştirilmesi. Aman dikkât…

Mülksüzleştirmenin topyekûn bir programa kavuşturulduğu, en ileri evresini yaşıyoruz. Evrensel maaş sistemi, küresel sosyalizm,

minimalist orta sınıf güzellemeler el ele vermiş bu süreci olağanlaştırıyor. Haydi,hayırlısı…

Google+ WhatsApp