Müjde ve sonrası

Müjde ve sonrası


 

 

 

Çocukluğumda, hele hele 1973 Petrol Krizi sonrasında, büyüklerin meclislerinde Türkiye ve petrol meselesinin başat gündem maddelerinden birisi olduğunu hatırlarım. Doğal gaz pek bilinmezdi. Varsa yoksa petrol.. Türkiye’nin tabiî zenginliklerinin mükemmel olduğu, lâkin “maalesef” petrolümüzün olmadığı yana yakıla konuşulurdu. Bir de petrolümüz olsaydı Türkiye’yi gümüşle kaplamak mümkündü. Bu işin bir “İngiliz Oyunu” olduğu da sıklıkla vurgulanırdı. Petrolü, petrolden başka bir şeyi olmayan Araplara vermişler; tabiî zenginlikler memleketi olan Türkiye’yi ise bundan mâsun bırakmışlardı.

Konuşulanlardan bir kısmı da, aslında Türkiye’nin petrol yatakları açısından çok zengin olduğu; lâkin “dış güçlerin” bu zenginlikleri kasıtlı olarak çıkartmadığı ve Türkiye’yi fakir bıraktığı istikametindeydi. Zaman zaman bir yerlerde bulunan petrol yatağının doğurduğu ümitler günlerce konuşulur, şişirilir; ama kısa bir zaman sonra unutulur giderdi.

Enerjide dışa bağımlılık meselesinin Türkiye’nin geleceğini daraltan en mühim mesele olduğunu bilmeyen yoktur. İlk defâ 21 Ağustos’ta devletin en yüksek katından gelen, Karadeniz’de Türkiye’nin egemenlik sahasına giren bir yerde hayli zengin bir doğal gaz yatağının bulunduğu yolundaki müjdeli haber kamuoyunda büyük bir tesir doğurdu. Kâhir ekseriyet buna elbette çok sevindi. Diğer taraftan haber derhâl siyâsallaştırıldı. Muhalefet kanadında aklı başında olanlar, içten veyâ değil, bu habere dâir müspet açıklamalarda bulundular. Ama hastalıklı, saplantılı olanlar ise haberi küçümsemeyi, değerini azaltmayı elden bırakmadılar. Bu zenginliğin çıkartılması ve kullanıma açılmasının seneler alacağını, 2023 târihinin bu iş için imkânsız olduğunu yazıp söylediler. Bâzı otoriteler İsrâil’in Leviathan sahasındaki kaynakları 2-3 sene içinde aktif kullanıma soktuğunu misâl vererek, bunun mümkün olabileceğini söyleseler de inandıramadıkları muhaliflerin sayısı hâlâ azımsanmayacak kadar çok.

Kimileri de artık petrol ve doğalgazın devrinin geçtiğini; bu sûretle keşfin fazla bir değer taşımayacağına işâret ediyor. Diyelim ki öyle; doğalgaz da bir zaman sonra kömürün yaşadığı değer kaybını yaşayacak. Ama kömür hâlâ şu veyâ bu şekilde ve oranda kullanılmıyor mu? Diğer taraftan, hidrokarbonun yerini alacağı söylenen ve kimyâsal isimleri zikredilen başka başka maddeler açısından bakıldığında Türkiye dünyâda hatırı sayılır kaynaklara sâhip olduğu görülüyor. Diyelim ki hidrokarbon kaynakların terk edilmesi mukadderdir. Böyle bile olsa bu geçiş herhâlde bugünden yarına olmayacaktır. Ben çok daha fazla olacağını düşünüyorum ama en aceleciler için bile bunun en az 20-30 senelik bir zaman aralığı îcâp ettireceği ortadadır. Türkiye de bu geçiş zamânını bulduğu kaynaklarla en az mâliyetli geçirebilecektir.

Bundan sonrasının optimalite sağlamak îtibârıyla nasıl planlanması gerektiği çok ciddî bir iş olarak duruyor. Bu da gazetecilerin değil, uzmanların işi. Ama medyada başlayan ve devâm edeceği belli olan uzman tartışmaları öyle görünüyor ki, “deprem mühendisliği” ve “tıp” tan sonra “hidrokarbon mühendislikleri” Türk milletinin yeni “millî ihtisas” sahalarından birisi olacak.

Bu başarıyı piyango ödülü gibi algılayanlar olabilir. Bunun çok yanlış olduğunu söyleyebilirim. Emek yoğunluklu bir başarı bu. İsimli-isimsiz yüzlerce uzman ve bürokratın gayreti bu başarıyı getirdi. Diğer taraftan mesele sâdece ekonomik değil. Evet, bu yeni Türkiye görüntüsü ekonomik getiriler doğuracaktır. Ama bundan daha mühim olarak Türkiye’nin enerji sahasındaki bu yeni kazanımının, askerî teknolojide kısa zaman zarfında sağladığı başarılarla beraber onu uluslararası arenada siyâseten de çok daha güçlü bir konuma taşıyacağını düşünüyorum.

Nihâyet bu sürecin doğurduğu riskleri de unutmamak gerekiyor. Artık doğalgaz sâhibi olan, yeni keşiflerle belki de doğal gaz zengini olacak Türkiye’nin uluslararası operasyonlara daha fazla açık bir hâle geldiğini düşünüyorum. Türkiye’ye bu “târihsel imkânı” yâr etmek isteyeceklerini hiç zannetmiyorum. Her zaman olduğundan daha fazla sabır ve dikkat gerektiren bir süreci yaşıyoruz…

 

 

Google+ WhatsApp