Muhabbeti miras bıraktılar

Muhabbeti miras bıraktılar


Muhabbeti miras bıraktılar

 

 

Bugün Ağustos ayının ilk günü dünya hayatını tamam ederek ahirete doğan Emin Işık Hocamızın, 95 yılının Miraç gecesi İskenderpaşa Camii’ndeki kandil programından evine dönerken bir trafik kazasında kaybettiğimiz Selçuk Eraydın Hoca’ya vefatının ardından yazdığı bir mektubundan, (her ne kadar kıyamasam da yer darlığı nedeniyle mecburen kısaltarak) bazı satırları sizlerle paylaşacağım. Mektuba iki gün önce yine elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz kıymetli dava adamı ve kültür tarihçimiz Haluk Dursun Hocamızın bir paylaşımında rastladım. Mektubun içinde bir abide isim, Mahir İz Hocamızın da ismi geçiyor. Bu vesileyle her birine Allah’tan rahmet diliyorum. Arkalarında kurumayacak hayır çeşmeleri bıraktılar, hatıraları elbet yaşayacak ama maalesef yerleri de dolmayacak.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

...

“Sevgili Selçuk,

“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer” derler. Şimdi seninle eskiden olduğu gibi sohbet edeceğiz. Hani şu birlikte olduğumuz, şiirden, tasavvuftan konuştuğumuz zamanlardaki gibi... Önce şunu ifade edeyim ki, ölümün acısını geriye kalanlar belki daha çok çekiyor. Sevenler, sevdikleriyle beraber taksit taksit ölüyor. Ne demek istediğimi çok iyi anlıyorsun sanırım. Mahir Bey Hocamızın vefatında bu duyguyu sen de yakından yaşadın (...) O mübarek Mîrac gecesinde sen bizi perişan edip gittikten sonra hepimiz seni anmaya, birbirimize anlatmaya başladık. O günden beri seni konuştuk durduk (...) Seni yakından tanımayanlara, seni kelimelerle anlatmanın faydalı olacağına inanmak istemiyorum. Çünkü insanların tanışmaları yalnızca kelimelerle olmuyor. Bazen bir iyi hareket, bin güzel sözden daha tanıtıcı oluyor. Dış görünüşünü, atletik beden yapını, o güzel endamını, boyunu bosunu, kaşını gözünü, sıcak bakışlarını, tatlı dilini, sabırlı ve mütevekkil halini, insana güven veren dostça yaklaşımını konuşup duruyoruz: Yiğit insandı, alperendi, gönlü gözü toktu, cömertti, hamiyetliydi, derviş meşrepliydi, kibardı, iffet ve hayâ sahibiydi, vefalıydı diyoruz. Seninle ilk tanıştığımız günden itibaren bu hallerini sevmiş ve beğenmiştim. Ne yalan söyleyeyim, bu meziyetlerine imrenmiştim. Zaman zaman kendi kendime bu çocuk yoksa melek mi diye sorduğum da olmuştur. Çünkü bir insanda bu kadar iyi huy bir arada olamaz, insanoğlu bu kadar iyi niyetli olamaz diye düşünmüştüm. Sahi sen nasıl bu kadar iyi, herkese bu kadar dost olabiliyordun? (...) Gönülden gönüle akan meveddet ırmakları olmadıkça insanlar birbirlerine dost olamazlar. Bana sorarsan, iman gibi, hidayet gibi, dostluk da kalblerimizi kudret parmakları arasında tesbih gibi çeken ilahî iradenin eseridir. ‘Vedûd’ isminin tecellisiyle meydana gelir. Sevmek de sevmemek de kulun elinde değil, kişi ile kalbi arasına giren Allah’ın iradesiyledir. İlâhî iradenin böyle tecelli etmesi için ‘nefs-i emmâre’nin aradan çekilmiş olması lâzım. Evet, aynen böyledir. Ne demişler “Çekilirsen aradan, kalır seni Yaradan” (…) Seninle beraber sohbete dalınca, zaman ve mekân boyutlarının tayyolduğunu hissederdim. Dünyayı unutur, onun hemm ü gamından da kurtulurdum. Seninle olan dostluğumun ebedî olduğunu biliyorum. Ben sana, senin gidişine değil, senden uzak kalışıma yanıyorum. Sana yazarken seninle beraber oluyorum. Bundan dolayı sana sık sık mektup yazacağım. Çünkü sana anlatacağım şeyleri başkalarına açamıyorum. Yanlış anlamalarından korkuyorum. Bundan sonra ya susmalıyım, ya da herkesin bildiği şeyleri tekrar etmeliyim. Yeni bir şey söylememek de zaten susmak demektir.

Seni seviyorum ve seni bana sevdiren Allah’a hamdediyorum.

Emin Işık”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp