Müesses nizamdan Haçlı Seferleri’ne

Müesses nizamdan Haçlı Seferleri’ne


Müesses nizamdan Haçlı Seferleri’ne

 

 

Mübarek Ramazan’ın en güzel buluşmalarından biriydi benim açımdan Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş ile bir araya geldiğimiz iftar sofrası. Medya Derneği’nin organize ettiği iftarda epeyce eş dost görme, hasret giderme fırsatım oldu. Bir hoşluk olarak beni Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf’la yan yana oturtmuşlardı. Ersin Çelik de bu fırsatı kaçırmayıp deklanşöre basınca ortaya bir “Meksika Sınırı hatırası” çıktı ki o dahi pek hoştu.

Kültür ve Turizm Bakanı olmasının yanı sıra AK Parti’nin çok önemli isimlerinden biri de olan Numan Kurtulmuş’u “sıcak siyasetin içinden” dinlemek de ayrıca güzeldi. Tabii ben yine de “kültür sorusu” sordum. Bakan bey, kültür bakanlığının milli eğitim bakanlığına dahil edileceği iddiaları hakkında sorduğum soruya “spekülasyondur, netleşmiş hiçbir şey yok” cevabını verdi.

Kurtulmuş’un “bu seçimde bizim muhalefetin müesses nizama geri dönme çağrısı yaparak ve sürekli yıkmaktan bahsederek yürüttüğü seçim kampanyası bu yanıyla dünyada bir ilk olabilir” tespitine katılmamak mümkün mü? Elle tutulur vaatler sıralamak yerine “hele bir müesses nizama dönelim de gerisine bakarız” kıvamında seçim kampanyası yürütülür mü?

Kurtulmuş’un “Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı adaylığı için yarışırken CHP Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ‘kazanırsak parlamenter sisteme geri döneceğiz’ dediği bir noktadayız. Hakikaten İnce’ye de büyük haksızlık bence” tespiti ise muhalefetin içinde bulunduğu hali göstermesi bakımından ibretlikti.

Geriye dönmekten, müesses nizamı ne pahasına olursa olsun korumaya çabalamaktan başkaca vaadi olmaz mı muhalefetin? Misal “ekonomiyi ne yapacaksınız?” sorusuna cevap yok. Misal “sivil toplumun gelişimi konusunda düşünceleriniz” diyorsun boşluğa bakıyorlar. Onun yerine “TİKA’yı kapatacağız, 3. Havalimanı’na gerek yok, Çanakkale Köprüsü de biraz şey tabii, apolet sökeceğiz” gibi sürekli yıkmaktan ve yok etmekten ibaret bir dil geliştirmiş durumdalar.

Bu yanıyla 24 Haziran’da gireceğimiz seçim, muhalefet partileri tarafından “Türkiye’nin ilerlemesini ne pahasına olursa olsun durduracağız seçimi haline getirildi” dememek için elimizde herhangi bir sebep yok.

Tabii bütün bu negatif dilin asıl teksif edildiği sembol ise Erdoğan. Muhalefetin yegane derdinin “Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin” noktasına geldiğini görüp endişeleniyor insan. Erdoğan’ın gitmesi durumunda ortaya koyabilecekleri tek bir ilave cümleleri yok yahu. Varsa da bunları topluma sunmaktan acizler.

Ülkemizde tam olarak bunlar olurken merkez Avrupa’da da işler artık “gizleme ihtiyacı bile duymadan” yürütülüyor.

Avusturya Başbakanı Kurz var ya. Hani bizim “Brüksel tarafından yönetilen” solcumsularımızın çeşitli fotoğraflar üzerinden ayılıp bayıldığı “genç başbakanlar akımı”ndan. Hani bisikletle dolaşınca yaptığı aptallıkları sineye çekmemiz gerektiğini düşünmemizi istiyor bizim solcumsular. İşte o Kurz, yanına faşist iktidar ortağı Strache’yi de alarak 7 camiyi, üstelik Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne bağlı 7 camiyi kapatma kararı aldı. Dahası 40’a yakın imamımızın da oturumlarının iptal edilme durumu var.

Avrupa baş döndürücü bir hızla “ötekini ortadan kaldırmaya ayarlı faşist kodları”na dönüyor, Türkiye’de ise muhalefet “eskiye dönelim” çağrıları yapıyor.

Gerçi bizim muhalefet de haklı: Yeni nesil Haçlı Seferleri’ni başımızı kuma gömerek atlatabiliriz belki. Ya da Kılıçdaroğlu Brüksel’e, Akşener Fettoş’a rica eder de bize dokunmazlar.

Ne diyordu Toranaga: “Sen bu bizim Brüksel merkezli solcumsularımızı üzme bakalım yeğenim. Türkiye’de kapitalizm bitse onu yeniden icat edecek adamın kulüp başkanı seçilmesini çılgınca kutluyorlar şu aralar. İlişme.”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp