Modern Kölelik ve Özgürlük Üzerine Düşünceler -1-

Modern Kölelik ve Özgürlük Üzerine Düşünceler -1-

İslâm, kulların kullara kulluğunu yok edip sadece Allah’a kul olmalarını isteyerek birbirleriyle aynı hak ve özgürlüğe sahip olduklarını bilip Allah’ın kullarını kendilerine kul-köle yapmaya kalkanlara haddini bildirmeyi emreden tek âdil ve

Modern Kölelik ve Özgürlük Üzerine Düşünceler -1-

 
Siz de mi Köleliğin Gerçekten Kalktığını Sanıyorsunuz?
İslâm, kulların kullara kulluğunu yok edip sadece Allah’a kul olmalarını isteyerek birbirleriyle aynı hak ve özgürlüğe sahip olduklarını bilip Allah’ın kullarını kendilerine kul-köle yapmaya kalkanlara haddini bildirmeyi emreden tek âdil ve hak dindir. Kur’an’ın köleliğin kaynağını kesin şekilde kuruttuğu (47/Muhammed, 4) ve asr-ı saadetteki köle ve cariyeler öldüğünde köleliğin tarihe karışacağı bir ortamın oluşmasını istediği halde, köleliğin asırlar boyunca müslümanlar tarafından sürdürülmesi Kur’an’a ters bir uygulamadır; bu suç, İslâm’ın, Kur’an’ın değil; köleliği Kur’an’a rağmen onaylayan müslümanların suçudur.
İslâm’ın köleliği icad etmediği, onu çok yaygın ve çeşitli zulümlere müsâit bir gelenekle dolu bulduğu halde, onu ıslah edip, kaynaklarını kuruttuğu ve kısa zamanda kendiliğinden yok olacağı bir kapıyı açtığı halde, köleliği birden kaldırmadı, zarûret halinde ve geçici bir süre için de olsa onu câiz gördü diye eleştiren art niyetli insanlara her dönemde rastlanmıştır. Bu insanlar, samimi olsa, diğer din ve toplumlardaki kölelikle ilgili hüküm ve uygulamaları da gündeme getirirler; sonra İslâm’la ve müslümanlarla mukayesesini yaparlardı. Bunların hemen hepsinin derdi, “üzüm yemek değil; bağcı dövmek”tir. Bu insanlar, gerçekten insan onurunu, insan hak ve özgürlüklerini savunsalar, günümüzdeki -hem de en vahşi uygulamalarla mevcut olan- köleliğe cephe alırlardı.
 
İsimlendirilmiş ve kurumsallaşmış "kölelik"ten başka, her zaman diliminde ve tabii günümüzde mevcut olan, fakat adı konmamış köle, câriye ve efendilik düzeni ve uygulaması vardır ki, bu klasik kölelikten daha fecîdir, çünkü bu tür kölenin beyni ve gönlü de esir alındığından, köleliğinin farkında bile değildir. Zâlim efendisine âşıktır bu gönüllü köle. Günümüzdeki insan çoğunluğunun rağbet ettiği ideolojiler, hep birer köle rejimidir. Komünizm ve sosyalizm, başta mülkiyet hakkı olmak üzere şahsî hürriyetlerin hemen hiçbirinin olmadığı, devletin ve komünist partisinin efendi, halkın da köle olduğu bir sistem değil midir?
 
Kapitalizm, işçilerin kanını emen, halkı sömüren, paranın ve para babası kapitalistlerin efendi, vatandaşın köle olduğu bir sömürü düzeni değil midir? Demokrasi adına oynanan oyunlar ve kandırmacalar, köleliğin yapısını değil, ancak şeklini değiştirmiştir. Demokrasi, gerçekten uygulanıyorsa, kölelerin efendilerini özgür bir şekilde seçtiği; Türkiye’deki gibi uygulanıyor gözüken yerlerde ise, köleleştirilenlerin efendilerini seçtiğini zannettiği bir yönetim tarzından başka nedir ki? Demokratik rejimlere göre, özgürlüğün anlamı, kişinin efendisini seçme hakkıdır. Demokrasi ve hürriyet var; bireyler dilediği kimsenin kölesi olmakta serbesttir. Beşerî rejimler, yönlendirdikleri medya gibi sihirbaz değnekleri, direkt ve dolaylı yollardan kafa ve gönüllerini eğitip etkiledikleri halkları gönüllü köle haline getirmişlerdir. Halkın içinden hemen hiç kimsenin memnun olmadığı rejime, nasıl halkın kendi kendini idare etmesi denebilir, bilinmez ama öyle yutturulabilmektedir. Egemenlik kayıtsız şartsız paranın, üniformanın, medyanın, dış güçlerin, masonik kuruluşlarındır; ama kesinlikle ulusun, halkın değildir.
Yönetimler, istedikleri kadar vergi koyarlar, diledikleri kanunu çıkarırlar, ülkeyi ve halkı kendi belirledikleri ölçülerle yönetirler. İstedikleri ülkeye ve diledikleri inanca karşı savaş açarlar, halka ve askerlik yapan erlere sadece “emredersiniz!” demek kalır. Halkın devletle ve devlet kurumlarıyla, özellikle polislerle ilişkisini ve mecburî eğitim, mecburî askerlik, mecburî vergi karşısındaki tavrını konuyla ilgili yönüyle değerlendirmek ilginç sonuçlara götürecektir.
Uluslararası emperyalizmi, NATO’yu, Birleşmiş Milletler’i, Uluslararası Para Fonu’nu, Dünya Bankasını, Avrupa Birliği’ni, ABD’yi ve bunların direktiflerini uygulamak zorunda olan ülkeleri ve ulusları düşündüğümüzde köleliğin global boyutu ortaya çıkar. İkinci Dünya Savaşına kadar Batının emperyalist ülkelerinin kendi ülkelerindeki nüfustan birkaç misli büyük çoğunluktaki diğer ülkeleri sömürgeleştirdikleri, işgal ettikleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini memleketlerine taşıdıkları, sömürdükleri insanları sadece bedenen değil, aynı zamanda beyinsel ve ruhsal yönden de köleleştirdikleri unutulmamalıdır.
“Artık, o devirler geride kaldı, şimdi sömürgecilik yok” demek, ne kadar doğru olur? Sömürgecilik sadece şekil değiştirmiştir; daha ucuz, daha kalıcı, daha az risk taşıyan ve daha kapsamlı şekilleri icad edildiğinden klasik sömürgecilik ve klasik kölelik kabuk değiştirdi. Sanayileşmiş zengin ülkelerin geri bırakılmış yoksul ülkeleri sömürmesi ve adı konulmayan fakat çok kapsamlı işgali, en çirkin boyutlarda sürmektedir. Ama ezilenlere, dövülenlere, sömürülenlere ismen köle denmediğinden köleler köleliklerini fark etmemektedirler. Ortadoğunun müslüman halkları, kendi yaşadıkları ülkelerinde iki defa köle durumundalar. Ülkelerinin dış ülkelere köleliği yanında, başlarındaki rejimlerin de kendilerine köle muâmelesi yaptıkları bir gerçek. Bir başka deyişle, onlar, kölelerin kölesi durumundalar. Şâir de öyle diyor ya: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!”
Ezenler, egemenler, mutlu ve putlu azınlık kendini daha çok kişiye efendi kabul ettirme sevdasında; ezilenler de birçok efendiye köleliği kabul ederek hepsini aynı zamanda mutlu etmenin dayanılmaz acısını çekmekte. Nefsine, arzu ve hevâsına, istek ve zevklerine tutsak/köle olan yığınların durumu, kişilerin ne kadar özgür olduğu ve özgürlerse bu özgürlüğün insanî ve ölçülü bir hürriyet mi, hayvanî bir özgürlük mü olduğu değerlendirilmelidir. Başta futbol olmak üzere çeşitli spor dalları, müzik, moda, sinema, yabancı dil, Batı kültürü, ideolojiler... hep köleleştirme araçlarıdır.
Bireyler homo-ekonomikus haline getirilmekte, kalabalıklar tüketim toplumuna dönüştürülmekte, yani insan maddeye, eşyaya (dolayısıyla onları üreten ve satanlara) köle yapılmaktadır. Eşyalar, teknolojik aygıtlar, televizyonlar, bilgisayarlar mı insana hizmet eden cansız kölelerdir, yoksa insan bu araçların mı kölesi durumundadır? Bu soruya, insanların bunları elde etmek için nelere katlandıkları ve bunlara sahip olduktan sonra bu âletlerin hayatlarını ne oranda değiştirdiği ve bunlar olmaksızın yapamayan tutsak haline gelip gelmediğinin tesbit edilmesiyle cevap verilebilir.
Hayata ait hükümleri, İlâhî ölçüleri Allah’tan almamak, kulluğu, mutlak itaati başka sahte ilâhlara yapmak, onlara kul-köle olmaktır. Allah’a hakkıyla kul olamayanlar, başkalarına kul-köle olacaktır. Sadece Allah’a kul olan ise, başka bütün kulluk ve köleliklerden kurtulup özgürlüğün en güzel hazzını tadacaktır. Sadece Allah’a kul olması gereken insan, insandan daha aşağıda olan nelerin kulu olmuyor ki?! Para, eşya, içki, uyuşturucu, kanun ve kurallar, örf ve âdetler, sigara ve kötü alışkanlıklar günümüz insanını kendine esir eden efendilerden sadece birkaçı. Aşk ve sevdâ da, köleliğin gönüllü kabulü, gönlün esâreti; kendini, çılgınca sevdiği kişinin irâdesine tümüyle teslim etmek... Tutkuların her biri de tutsaklık...
 
ahmet kalkan

Google+ WhatsApp