Mısır’da cuntanın yedi yılı

Mısır’da cuntanın yedi yılı


Dün yani 3 Temmuz tarihi Mısır’da diktatör Sisi’nin gerçekleştirmiş olduğu darbenin yani Mısır Arap Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra gerçekleştirilen ilk serbest seçimlerde halkın özgürce tercihini yaparak verdiği oylarla yönetime gelen Muhammed Mursi’nin silahın gücünün kullanılması suretiyle gayri meşru bir şekilde görevden alınmasının ve yerine cunta yönetiminin geçmesinin yedinci yıl dönümüydü. Bu yüzden Mısır, yedi yıldan beri başında General Abdülfettah Sisi’nin bulunduğu gayri meşru cunta tarafından yönetilmektedir. 

Her şeyden önce başlangıçta göstermelik olarak darbeye itiraz etseler de Sisi cuntasını çok hızlı bir şekilde kabul eden ve onu Mısır’ın meşru yönetimi olarak muhatap alan Batı’nın ve genel anlamda küresel güçlerin “demokrasi” konusundaki iddialarında ve kendilerini demokrasinin bekçileri olarak göstermelerinde hiç de samimi ve gerçekçi olmadıkları bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yönetimler ve güçler açısından kesinlikle ilkeler ve değerler değil tamamen çıkarlar önemlidir. Bugün Libya’da darbeci Hafter’in milis güçlerine destek vermeleri ve Hafter’in de onayladığı ama sonra uymadığı Suheyrat Anlaşması’na göre şekillenmiş olan meşru hükümete karşı bir terör örgütünü desteklemeleri de teröre karşı tavır alma, meşruiyete sahip çıkma konusunda da ne kadar sahtekâr ve yalancı olduklarını bütün açıklığıyla gün yüzüne çıkarmıştır. 

Bilindiği üzere Sisi’nin darbe gerçekleştirmesi, Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin açık destek vermeleri ve zemini hazırlamak amacıyla finanse ettikleri Baltacı fitnesinin bir yıl süreyle devam etmesini sağlamaları sayesinde mümkün olmuştur. Bu dikta rejimleri Sisi’nin bütün kanun dışı uygulamalarına, hak ihallerine, hukuku ayaklar altına almasına ve hatta zaman zaman kendilerine kafa tutmasına rağmen onu desteklemeye devam etmişlerdir. Tabii kendileri zerre kadar hukuka riayet etmeyen, tamamen mafya çetesi gibi çalışan, muhalif görüşlerinden dolayı bir yazarı konsolosluk binasına çağırarak vahşi bir şekilde ortadan kaldıran eşkıyalardan da Sisi’yi hukuka riayet etmeye zorlamaları beklenemezdi ve biz de bunu hiçbir zaman beklemedik. Ama diktatör Sisi’nin zulmünde onların bu desteğinin büyük rolü olduğunun bilinmesi ve bir kez daha hatırlanması için bu konuya işaret etmekte yarar görüyoruz. 

Diktatör Sisi askeri darbe yoluyla, gayri meşru bir şekilde iktidarı ele geçirdikten sonra kendisini meşrulaştırmak için güya seçim yaptırdı. Ama bu seçim elbette halka tercihinin sorulması amacıyla yapılan bir seçim değil gayri meşru cuntayı meşrulaştırma amacıyla oynanan bir oyundu. Halk tabii bunu gördüğü ve vereceği oyun önceden belirlenmiş sonucu değiştirmeyeceğini bildiği için yapılan tüm seçimleri ve referandumları boykot etti. Bu yüzden Sisi cuntasının hüküm sürdüğü bu yedi yıllık süre içinde yapılan seçimlere ve referandumlara katılım oranı yüzde on beşe bile ulaşmadı. Ama diktatör Sisi bu seçimleri kendisini meşrulaştırmanın ve referandumları da halka dayattığı yeni anayasanın, kurulan yeni zulüm sisteminin geçerli sayılmasının gerekçesi olarak kullandı. 

Diktatör Sisi bir yandan kendisinin dikta rejimini meşrulaştırmak için demokrasi kılıfına geçirilmiş oyunları kullanırken diğer yandan muhaliflerini ortadan kaldırmak veya tamamen etkisiz hale getirmek için yargı ve işkence araçlarını da sonuna kadar kullandı. Yüzlerce kişi hakkında idam kararı verildi ve bu kararlar aynı zamanda ülkenin müftüsü tarafından da tasdik ettirilerek bir bakıma “İslam şeriatının” da onayından geçirilmiş oldu (!). İdam kararlarının çoğu infaz edilerek zulüm çarkı kesintisiz bir şekilde döndürüldü. 

Ancak Sisi’nin dikta yönetimi sadece yargının idam kararlarını yeterli bulmayarak muhalifleri tasfiye etmek amacıyla işkence yöntemini de son raddesine kadar kullanarak birçok kişiyi de bu yolla, yargısız infazlar gerçekleştirmek suretiyle ortadan kaldırdı. Bu yolla ortadan kaldırılanlardan biri de halkın oylarıyla seçilmiş olan cumhurbaşkanı Muhammed Mursi oldu. 

Google+ WhatsApp