Mısır-Yunanistan anlaşmasını kimler imzaladı!..

Mısır-Yunanistan anlaşmasını kimler imzaladı!..


Akdeniz çanağında çok oyunculu stratejik hesaplaşma başladığı günden bu yana yapılmış en güçlü hamle-ki ‘güç’ü açmak lazımdır; ülkelerin attığı adımların ya oyun kurucu ya da/olmuyor ise, oyun bozucu olması “kalite” gösteriyordu, bu her ikisidir!-Türkiye-Libya anlaşmasıdır...

İlanından günümüze geçen süre içinde aktif olarak iki, sessiz olarak bir, üç süper güç ve kimileri önemli bir düzineye yakın Avrupa ve bölge ülkesinin bulunduğu koalisyonlar buna karşılık veremediler...

Türkiye, bu ülkelerin/ittifakların çırpınışını izledi ve her denemelerinin kısa zamanda eridiğine şahitlik etti. Ankara’nın beklediği gelişmelerden biri de, Yunanistan ile Mısır arasında imzalanacak olası bir (sözde) deniz yetki anlaşmasının zorlanmasıydı. Bu Türkiye’nin elini bağlayacak potansiyel barındırmıyordu ama Türkiye-Libya arasında imzalanan anlaşmanın alanını kesiyordu. Bunun anlamı da, “hem masada hem sahada”n ziyade, “hem masada ama daha çok sahada” demekti...

Türkiye işin bu noktaya gelmesi durumunda tek bir sorunun analizini yaptı; “Yunanistan ve/veya Mısır” böyle bir anlaşmayı realize edebilirler mi?..

SADECE ONLAR DEĞİL, ARKASINDAKİLER DE EDEMEZ...

Anlaşmanın “havadisini” alan Türkiye içinden muhalif gruplar, “müjdeli haberi” sevinçle karşıladı. Biraz utanma duygusu olan bir kesim de, “timsah gözyaşları” döktü. Onlara göre bu, Türkiye’nin bölgede gösterdiği atağın önünü kesecek adımdı.

Bu siyasi/sosyal kesit, Ankara’nın dış politikasını; rakiplerinin çetelesini tutup, listesini tek tek sayma üzerine kurduğundan, anlaşmanın ağırlığını da ölçemedi. “Türkiye’nin karşısında şu kadar ülke var” diyerek başladıkları konuşmaların da ülkelerin de kof olduğunu göremediler. Şimdi de aynı durum söz konusu...

Türkiye bu anlaşmaya resmi olarak hemen reaksiyon gösterdi; “Bugün imzalandığı açıklanan sözde deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması, Türkiye için yok hükmündedir. Bu anlayışımız sahada ve masada ortaya konacaktır”...

Açıklama, Ankara’nın gerekirse sorunu nerede-nasıl çözebileceğine ilişkin açık meydan okuma olmasına rağmen, gerçek mesaj, anlaşmanın imzalandığı sırada Trablus’ta Malta ve Libya Dışişleri Bakanları ile görüşmelerde bulunan Mevlüt Çavuşoğlu’nun “duruşundan” geldi!..

Uluslararası ilişkilerde, “üslup, protokol, tavır, beden ve mekân dili” her zaman önemli ve izlenmesi gereken konulardan olmuştur ama bu sefer mikrofonların uzatıldığı Bakan Çavuşoğlu’nun haber karşısındaki rahatlığı ve gelişmeyi değerlendirmedeki “değeri yok” tavrı tek başına, izleyenlerin kafasındaki soruların çoktan çözüldüğünü anlatıyordu...

Fransa-Güney Kıbrıs Rum kesimi arasındaki askeri anlaşma, Beyrut’ta patlayan bombanın ardından Macron’un apar topar Lübnan’a uçup, taziye yerine nasıl bir ülke olmaları gerektiğini nasihat etmesi, ardından Yunanistan-Mısır arasında kurulan anlaşma arasındaki eş zaman, aslında Türkiye-Malta-Libya arasında ilerleyen sürecin finale erişmek üzere olduğuna yönelik kaygı halini de ifade ediyor...

KAHİRE, MISIR’IN ÇIKARLARINA KARŞI BUNU NASIL İMZALADI, YUNANİSTAN NE VERDİ, İKİSİNE NELER VADEDİLDİ?..

Mısır’ın anlaşmaya -deniz alanları kaybına rağmen- nasıl razı olduğu ve Yunanistan’ın bunun karşılığında ne tavizler verdiği, her ikisinin “giderlerinin” nasıl ve kimler tarafından telafi edileceği meselesi önemlidir...

Rusya, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu anlaşmayı “şiddetle teşvik” ettikleri üzerine genel mutabakat var. Kimi yorumculara göre Almanya’nın da buna katkısı var. Son dönemde bölgeye savaş gemisi göndermesi ile Libya’da şimdiye kadar pek sözü edilmeyen devasa yatırımlarını koruma kaygısı bunun ipuçlarından. Kimi yorumculara göre de Berlin’in özellikle Doğu Akdeniz’e yönelik bir hedefi, ağırlığı bulunmuyor. Daha çok “kara ufuklu” politikalarını sürdürmeye devam ediyor.

Ancak şu daha belirgin hükümler var; Akdeniz havzasının bütünü üzerinde küresel bir hesaplaşmanın savaşı sürdürülüyor. Örneğin, Akdeniz kadar Afrika’nın da kapısı olan Libya, Yunanistan’daki Çin limanları ve Dedeağaç’taki ABD askeri varlığı, İsrail-Hayfa’daki Çin ve Amerika’nın İsrail’in kulağını çekecek kadar sinirlenmesi, bir başka limanın Beyrut’ta haritadan silinmesi, coğrafyanın kalbi olan Doğu Akdeniz ve ne kadar kârlı olduğu hâlâ tartışmalı enerji kavgası, vb...

Bunlar da içlerinde ayrılıyor; Batı’nın tutumu AB, İngiltere artı ABD olarak ayrı ayrı tarif edilebilir. Yani NATO-AB arasındaki bir çekişmenin fotoğrafı aynı albümün içinde. Bu manada Türkiye ile mütevazi bir ülke olan Malta ilişkisi iyi okunmalıdır. İngiltere demektir. Terazinin kefeleri aslında bu şekilde doldurulmalıdır. AB-NATO arasındaki sert çekişme, AB-ABD/NATO çekişmesidir aslında. Kendisi de müttefiki gibi muhalefetin bir nefeste sayarak rahatladığı listedeki ülkelerin toplamı, diğer kefenin, İngiltere, NATO, ABD, Türkiye serisi karşında ne ifade ediyor olabilir?

Daha açalım; Mısır-Yunanistan, Rusya-Fransa-BAE desteğiyle bunu yaparken, İngiltere-NATO-ABD mevzisine Türkiye’yi hedef alarak yürüyor demektir. Bu da Mısır ve Yunanistan’ın “hiçbir şey” ağırlığında olduğunu gösterir.

Kahire’nin gırtlağının son aşamada Washington’un elinde olduğu, kasasında Almanya bulunsa da Yunanistan’ın özünde ve üzerinde Amerikan askeri varlığı bulunduğu gerçeği, sözde anlaşmanın Türkiye ile yüzleşme cesaretini hiç bir zaman bulamayacağı anlamına gelir.

Bir başka eğlenceli nokta, “Türkiye-Libya anlaşmasını da onlar tanımıyor, bizim Mısır-Yunanistan anlaşmasını tanımamamız da onun gibi” aklıdır. Uzatılacak bir yanı yok; “Adı geçen ülkeler arasında deniz sınırı bulunmamaktadır”.

Türkiye masa yanlısıdır. Mısır-Yunanistan dahil ilgili ülkelere sürekli davette bulundu. Saha ise kendini Cumhurbaşkanı’nın sözlerinde gösteriyor; “bizim göze alabildiklerimizi alacak olan var ise buyursun”...

Google+ WhatsApp