Mısır, düştü! Suudların boynuna tasma geçirildi! Son kale Türkiye, düşmemeli;

Mısır, düştü! Suudların boynuna tasma geçirildi! Son kale Türkiye, düşmemeli;

Türkiye'nin ve genelde İslam dünyasının emperyalistlerin saldırısına uğradığını belirterek, 'Mısır, düştü! Suudların boynuna tasma geçirildi! Pakistan hadım edildi! Irak, Suriye, Kuzey Afrika cehenneme çevrildi! Son kale Türkiye, düşmemeli; düşmeyecek inşallah!'

Mısır, düştü! Suudların boynuna tasma geçirildi! Son kale Türkiye, düşmemeli;

 

 

Türkiye, Osmanlı’da ilk kez toprak kaybetmeye başladığımız Karlofça ve Pasarofça anlaşmalarından bu yana ilk defa hiç olmadığı kadar güçlü.

Üç yüzyıldır, savruluyoruz...

Üç yüzyıldır, emperyalistler bizi durdurmak, tarihten uzaklaştırmak için bizimle savaşıyorlar...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bizimle savaşıyorlar, derken, genelde İslâm dünyasını, özelde biz’i kastediyorum.

Neden bizimle uğraşıyor Batılılar, peki?

Türkiye, bin yıl dünya tarihini yapan bir aktör!

Tarihi önümüze katıp sürükledik bin yıl...

Ama bu bin yılın son üç asrında tarihi sürükleyen aktör konumunu yitirdik; başkalarının yaptıkları tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştük...

Figüranlık!

Bu toplumun aslâ kabullenemeyeceği bir zillet hâli bu!

Kabullenmedi de, nitekim!

Düvel-i muazzama, dört bir taraftan üzerimize üzerimize geldiler...

Vuruşa vuruşa çekildik.

Emperyalistlere teslim olmadık!

Ama emperyalistler, bu toprakları içerden teslim aldılar!

Fiilen sömürgeleştiremedikleri bu ülkeyi zihnen sömürgeleştirdiler.

Tarihte hiç bir toplumun başına gelmeyen bir traji-komedi yaşamaya mahkûm edildik!

Celladına âşık olan, daha doğrusu, zorla celladına âşık edilmeye çalışılan yegâne toplum olarak tarihe geçtik.

Zorla kendini, kendi medeniyet iddialarını önce inkâr eden, sonra da reddeden bir mankurtlaşma süreci yaşadık tam iki asır.

Bu iki asrın ilk asrında yönümüzü, ikinci asrında yörüngemizi yitirdik.

Ama bütün bunlara rağmen aslâ teslim bayrağı çekmedik ve yarma harekatları gerçekleştirdik Menderes, Özal, Erbakan ve Erdoğan’la...

Düşe kalka yürüdük...

Henüz önümüz açılmış, tam anlamıyla istiklâlimize kavuşmuş, istikbalimizi görebilecek durumda değiliz.

İçerde kültürel olarak ürpertici bir çürüme yaşanıyor...

Laik, ruhsuz, sömürgeci eğitim sistemi, çocuklarımızı mankurtlaştırıyor...

Vulger medya rejimi, toplumu kurşuna diziyor, fenâ hâlde çözüyor...

Şehirlerimiz, kimliğini, ruhunu kaybediyor...

Evet, içerde bir çözülme yaşıyoruz ama dışarda bölgenin geleceğinin Türkiye’siz şekillenemeyeceğini gösterdik hem gerçekleştirdiğimiz askerî harekâtlarla hem de attığımız stratejik adımlarla...

Şunu unutmayacağız: Bu millet emperyalistlere teslim olmadı ama Türkiye içerden teslim alındı celladına âşık edilerek...

O yüzden Türkiye’nin içerden, halkın iradesiyle normalleşmesine izin vermeyecek emperyalistler. Mesela laiklik prangasını kolay kolay çıkarmayacaklar boynumuzdan.

Türkiye, zorla, tepeden, Jakoben yöntemlerle laik bir yörüngeye oturtuldu; kendi tarihî yörüngesinden koparıldı; laiklikle terbiye edildi her on yılda bir yaşanan darbelerle...

Uzatmak istemiyorum bu netameli konuyu.

Ama şunu görelim artık: Türkiye, dışardan sömürgeleştiril(e)medi; içerden sömürgeleştirildi, tarih bilinci linç edildi, celladına âşık edildi.

Fakat bu toplum yok olmaya, zorla mankurtlaştırılmaya alttan alta direndi; siyasette, düşüncede, sanatta geleceğimizi kendi ellerimize alacak yarma harekâtları gerçekleştirdi ve zamanla kendine geldi.

Yitirdiği yönünü buldu, yörüngesini bulma mücadelesi verdi, veriyor...

Gelinen noktada, toplum, çürümeyi görüyor ve çürümenin önüne nasıl geçebileceğinin formülleri üzerinde kafa patlatıyor...

Toplum derken, toplum adına nefes alıp veren toplumun has çocukları öncü kuşaklarını kastediyorum daha çok.

Uykuyu kendilerine haram eden, gecesini gündüz yapan, geleceği getirmek için dur durak demeden tezekkür eden, tefekkür eden öncü kuşaklar...

Onlar gelecekler...

Yarını getirecekler...

Eğitim, düşünce, bilim, sanat, ahlâk dünyamızda yüz yılın tohumlarını ekecekler, bu toplumun ruhunu yeniden diriltecekler...

Masal mı bunlar?

Aslâ!

Şunu unutmayın: Mazlum dünya, Türkiye’ye umut olarak bakıyor...

Masal değil bu. Gerçek, gerçeğin ta kendisi! Emperyalistleri ürküten de bu tabii!

Bunu bütün dünya görüyor; biz göremiyoruz sadece!

O yüzden emperyalistler ve işbirlikçileri Bosna’yı kan gölüne çeviriyor, Türkiye’den intikam aldık diyor; Yeni Zelanda da masum Müslümanlar katlediliyor, ta Yeni Zelanda’dan Türkiye’yi hedef gösteriyor Kraliçe’nin -henüz adı konulmamış- çocukları!

Mısır, düştü!

Suudların boynuna tasma geçirildi!

Pakistan hadım edildi!

Irak, Suriye, Kuzey Afrika cehenneme çevrildi!

Sadece Türkiye direndi...

Türkiye, umut olduğunu gösterdi...

Gelinen nokta, Türkiye’yi bir kez daha bütün mazlumlar için son kale, son liman hâline getirdi.

Türkiye düşerse, mazlumların umudu biter, dünyadan ruh çekilir gider...

O yüzden Türkiye düşmemeli, düşmeyecek inşallah.

Vesselâm.

yusuf kaplan

yeni şafak

Google+ WhatsApp