“Milli Görüş ve tasavvufun aleyhinde bulunma”

“Milli Görüş ve tasavvufun aleyhinde bulunma”


“Milli Görüş ve tasavvufun aleyhinde bulunma”

 

 

Yıllarca Tayyar Altıkulaç ekibiyle Millî Görüş hareketi ve ehl-i tarikin aleyhinde bulunmuş” diyor.

Ağızdan çıkan her sözün hesabının sorulacağına iman eden insanların yalan ve iftiradan uzak durmaları şarttır.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Her iki konu ile alakam hakkında kısaca doğru bilgi vereyim.

Ben ve “ekibimiz” Milli Görüş’ün aleyhinde hiç bulunmadık, ama ilerleyen yıllarda onun düzen anlayışı ve siyaset tarzını tenkit ettiğimiz oldu, bir de din tahsili veren okulları siyasi olsun olmasın bütün dar grupların etki alanı dışında tutma kararımız vardı, bu karar sebebiyle de Müslümanca mücadelemiz oldu. Partiler ve bazı gruplar İmam Hatipleri ve Y. İslâm Enstitülerini arka bahçeleri yapmak istiyorlardı, biz ise bu okulların, bütünüyle milletin okulları olmasını, İslâm’a hizmet için gerektiği gibi yetişmelerini hedef olarak seçmiş bulunuyorduk.

Merhum Erbakan ile hiçbir zaman aramız bozulmadı, o, beni daima önemli toplantılarına davet etti, 150 kişilik heyet halinde Türk cumhuriyetleri ziyaretlerinde ben de bulundum, bana bir defadan fazla milletvekilliği teklif etti, bazı önemli istişarelere de çağırıldım. Türk cumhuriyetlerine yapılan ziyaretten dönünce “Adil Düzen “ adıyla Erbakan’ın takdim ettiği anlayış ve projeyi ilmî olarak tenkit etme ihtiyacını hissettik. Merhum Sabahaddin Zaim Hocanın başkanlığında seyahate katılan 15 kadar akademisyen ve hoca, Milli Görüş’ün partisine mensup birkaç zatın (içlerinde bugünkü Cumhurbaşkanımız da var) katılım ve hizmetiyle bir yıla yakın çalıştık ve ortaya bir rapor çıkmış oldu ve bu rapor Erbakan’a sunuldu. Bu faaliyet bir çatışma değil, genişletilmiş istişare mahiyetindedir.

Allah şifa versin dostumuz Ahmet Vanlıoğlu’nun aldığı randevu ile Fatih’te bir evde Erbakan Hoca ile bizim ekipten 8-10 arkadaş buluştuk, İmam Hatip Okullarına siyasetin sokulmamasını kendisinden rica ettik ve karşılıklı olarak gerekçelerimizi açıkladık. Ama Hoca’yı ikna edemedik, şu cümlesini nakledebilirim: “Ben sizi anlı şanlı cihada davet ediyorum, siz cephe gerisinde kalıp soğan ve patates soyalım diyorsunuz, ne yapalım bu bir nasip meselesidir.”

Evet, ortada bir fikir ve hizmet anlayışı ihtilâfı vardı, ama bu ihtilâf hiçbir zaman birbirimizi İslâm’dan, Ehl-i Sünnet’ten ve bütünlükten dışlama noktasına varmadı.

Benim tasavvuf aleyhinde bulunduğumu söyleyen bir kişinin birden fazla ilmî ve ahlâkî problemi/arızası var demektir.

Hayatımın hiçbir döneminde sahih İslâm tasavvufuna karşı çıkmadım, tam aksine ondan istifade etmeye çalıştım. Benim ve ekibimin mücadele ettiği sözde tasavvuf ve tarikat faaliyeti, sahte, şeriat dışı, dini istismara yönelik olanlardır. Tasavvuf ilim ve amel olarak ortaya çıktığı günden beri de onun gerçek mürşitleri, sahte tasavvuf çıkışları ile mücadele etmiş, insanları onların saptırmalarına karşı uyarmışlardır.

Özellikle benim tasavvufla alakamı doğru olarak anlamak isteyenler sitemdeki tasavvufla ilgili yazılarıma ve şu iki kitabıma bakabilirler: “İmam-ı Rabbanî ve İslâm Tasavvufu”, “Tasavvuf Şeriatsız Olmaz”. Her iki kitap İZ Yayınları arasında basılmıştır.

Yazının başındaki sözü söyleyen zat bu kitaplarımı görmedi mi? Görmediyse yazık, gördü de yine iftira ettiyse daha yazık!

Not

Kardeşimiz Yusuf Kaplan’ın annesine Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum, makamı cennet olsun, geride kalanların başı sağ olsun.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp