Millet olma bilinci manevî dil bağı

Millet olma bilinci manevî dil bağı


Millet olma bilinci manevî dil bağı

 

 

Milletlerin manevi ortak dilleri bulunuyor. Her millet kendi dünyasında ve yaşama ruhunda. İnsanları birbirine bağlayan temel unsurlar, özellikler daha çok manevidir.

Kültürlerin oluşturduğu ortamlarda ruhen birbirine yakın olanlar rahat ve huzurlu olurlar. Başka topluluklar içinde rahat olmazlar, yabancılık çekerler. Manevi ruh birlikteliği, dayanışması gönlendir. Elbette bunun ortak dilleri bulunuyor. Konuşma dillerinin yanında manevî hâller bağlayıcıdır.

Dünyanın bir ucundan diğer ucuna giden insanların sığınakları ve dayanakları nerelerdir? Yabancı bir beldeye giden bir Müslüman’ın gideceği en kestirme yer bir mescittir. Mescit çevresinde kendine bir yer bulur ve sahiplenilir. Mescitler canlı alanlardır. Her an ibadet yapılabilen mekânlardır. Haftanın belli günlerinde değil de günün bütün zamanlarında bir Müslüman orada kendine yer bulur. Hatta Müslüman olmayan biri de bulur.

Bir başka kültüre mensup olan bir insan yabancı bir beldeye gittiğinde kiliseye, katedrale veya başka bir mekâna gitmeye çalışsa kapıları kapalıdır. Haftada bir gün bir araya gelinen bir mekân birleştirici olmaz. Pazar günü çanlar çalınacak, insanlar ibadethanelerine koşacak. O an için manevi bir haz alınır, kapıya çıktıktan sonra artık biter. Bir hafta boyunca o mekândan uzak kalır.

Bir mescidin veya camiin avlusunda sürekli akan su bir bağdır insanlar için. O kapıdan giren her insan su ile arınır ya da ihtiyacını giderir. Açık olan mescitten içeri girer, ibadetini yapabileceği gibi, gerekirse bir köşeye çekilir kitap okur, sırtını duvara dayar tefekkür eder, hatta ayaklarını uzatır, uyur ve dinlenir.

İhtiyaç sahibi bir kimse orada gönül bağı bir insanı bulabilir. Bir kişi, bir kişinin elinden tutabilir. Yol gösterir ve hatta ağırlar. Müslümanların yaşadığı hemen bütün mekânlarda bu böyledir. İspanyol yazar, romancı Juan Goytisolo, bir boşluk içinde Hıristiyanlıktan uzaklaşır, Marakeş’e gider, otuz beş yıl orada yaşar. Ölümüne kadar bu sürer. Kendisi “Ben Müslümanların sıcaklığına sığındım” der. Müslüman olmasa da orada rahat eder ve huzur bulur. Müslümanların yaşam biçimini gördükten sonra çocuk sahibi olmaya karar verir. Oysa oraya gidinceye kadar çocuk sahibi olma gibi bir düşüncesi yoktur.

Müslümanların sıcaklığı, ruh sıcaklığıdır. Bir bağlılık ortamıdır. Çünkü orada çıkar duygusu yoktur. Bunu sahih Müslümanlar için söylüyoruz. Günümüz Müslümanlarında bu duygu olmasına karşın yeterli değildir. Kendini Müslüman bir ruha dahil etmeyen Müslümanlar var.

Müslüman olma bilinci manevî bir dil ve gönül bağlılığıdır.

Müslümanlar ibadetlerinde sadece kendi nefislerine duada bulunmazlar. Fatiha Sûresi okununca bütün âlemler ve Müslümanlar o daire içindedirler. Müslümanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bu manevî ruhtan, inançtan ve düşünceden beslenirler. Yeryüzünde kimseleri kalmamışlar da bu manevîlikten nasiplerini almaya devam ederler.

Ezan okunan bir beldede sadece insanlar değil, canlı varlıklar o manevî hazdan ve sesten beslenirler. Çünkü çağrı insanlığadır, kurtuluş insanlığadır. Ezandan rahatsız olanlar, bu manevî hazzın ve sesin etkisinden endişelenirler. Çünkü insanî olan bu ses ve bu manevi haz insanı mutlak surette etkiler. İyi bir ses ve iyi bir çağrı insanlığı etki dairesine alır. Bu, doğrudan kalbe hitap eder.

Şiirin gücü de ses ve ritimdir, tıpkı bir ezanın seslenilişi gibi. İnsanın ruhuna ve gönlüne hitabı ile etki oluşturur. Şiir bir bakıma manevi bir dua özelliğindedir. Ruha ve gönle hitap eder. Ezanın manevî hazzı da böyledir. Namazlarda sesli okunan ayetler, dualar gene bu anlamda etkilidir. O an sadece ibadet edilmez, manevi bir haz ile bağlanılır. Allah’a ve hakikate. Manevî dil İslâm milletinin en güçlü bağlarındandır. Bir siyahi ve köle olan Habeşli Bilal’in sesi bugün bile hâlâ kulaklarımızdadır. Biz, duymamış olsak bile.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp