Mezhep savaşlarına mı sürükleniyoruz?

Mezhep savaşlarına mı sürükleniyoruz?


Bazı olaylar vardır, arkasındaki maksadı anlamazsanız, oyuna gelirsiniz. Amerika gibi, tarihin en büyük sahtekârı, düzenbazı ve emperyalisti olan İngilizlerin mirasına sahip çıkan bir fitne fesat, işgal ve sömürü devleti, bir taşla birkaç kuş vurmanın peşinde bir dış politika izler. Amerika ve benzeri devletler, kendileri bir tek askerlerinin bile ölmesini istemezler. Yapacakları işler için çoğu zaman taşeron kullanırlar. En iyi becerdikleri fitne; toplumları, devletleri birbirine düşürmek.

 

Şimdi de bunu yapıyorlar. Onların isteği, müslümanların yaşadığı yerlerde mezhep savaşları çıkarmak. Birbirlerini müslüman görmeyen mezhepler, birbirlerine öyle düşman hale getiriliyor ki, esas düşmanlar unutulsun; halk iç savaş içinde gücünü tüketsin. Ne yani, ben İran'a lanet etmeyeyim, düşmanlar içinde birinci sıraya onu yerleştirmeyeyim; sanki küfrü savundum, beni tekfir etmeye ve şii damgası vurmaya bazılarını yönelten bu mezhepçilik ve mezhep düşmanlığı değil mi? Yaptıkları planlarla emperyalistler hiç zarar görmeden ümmeti birbirine kırdırsın ve isteklerine ulaşsın.

 

Amerika Ortadoğu'da bunu uyguluyor. Ve Amerika'nın şu veya bu şekilde burnunu soktuğu ülkelerde iç savaşlar, mezhep savaşları sürüp gidiyor. Irak ve Suriye, onlarca sene içsavaştan kurtulamayacak. Yemen'e göre en zararlı mezhep Vehhabiliktir. Suud'a göre de Şiilik. Meselâ Ehl-i Sünnete göre Yemen'in mezhebi ehl-i sünnete çok yakın kabul edilen Zeydiliktir.

 

Dünya Müslümanlarının çoğuna baktığımızda görüyoruz ki; mezhep farklılığı din farklılığı olarak ele alınıyor ve farklı mezheptekiler toptan tekfir ediliyor. Muhâlif mezhepler düşmanlıkta birinci sıraya yerleştiriliyor. Sanki Amerika, kendi mezheplerinden. Bu mezhep düşmanlığı değil mi, petrol şımarığı Suudi Amerika ile halkını doyurmaktan âciz Yemen Devleti arasındaki savaşın sebebi? Dinin yaşanmadığı yerde mezhep mi olurmuş? Tâğutların hangi mezhepten oldukları önemli midir? Ateistlerin ve ataistlerin mezhebi mi olur? Şii denilen veya sünni kabul edilen insanların akideleri Kur'an akidesine ters düşüyorsa, beni onların şii veya sünni olmaları değil, Kur'an'a ters inançları ilgilendirmeli.

 

Evet, mezhep savaşları çıkarmak ve bunu tüm Ortadoğu ülkelerine yaymak...Türkiye'de de bu uygulanmak isteniyor. Yüzlerce senedir komşuluk ilişkileri içinde birbirleriyle kavga etmeden geçinip giden insanlar, aralarına düşmanlık tohumları ekilerek, birbirlerine hiç güven duymayarak, cihad emrini komşularına, çevrelerine karşı kullansınlar; Amerika ve Batı da kıs kıs gülsün, isteklerine bedel ödemeden ulaşsın.

 

Allah Rasulü, düşmanlarını tek'e indirmeye çalışırdı. Hesaplaşılması öncelikli olan düşmanla savaşmadan önce, diğer düşmanları zararsız hale getirecek anlaşmalar veya onları kullanmalar şeklinde bir siyaset takip ederdi. Hicret sonrasındaki ilk yıllarda, Yahudilerle uğraşmadı, onları Medine'yi birlikte savunmaya mecbur etti, Mekke müşriklerinin saldırılarına karşı onların kendilerine destek vereceği ortamlar oluşturdu, anlaşmalar yaptı. Mekke'de içsavaş olmasın diye ve mü'minler savaş yapacak güçte değil diye, savaşa izin verilmemişti. İçsavaş, toplumları mahveder.

 

Mezhep savaşları toplumları mahveder. Yüzlerce sene yaralar sarılamaz. Ashap zamanındaki içsavaşların etkileri hâlâ silinebilmiş değildir. Öncelikleri iyi tespit etmek gerekir. Şu anda Türkiye açısından hangi ülkenin zararı daha büyüktür, hangi düşmanı öne çıkarmak gerekir, bunlar iyi hesaplanmazsa hayır adına şer yapacağınız oyuna getirilirsiniz. Şiilerin Türkiye'de ve hatta tüm ülkelerde Suriye zulmünden sonra diyecekleri bir şey kalmadı, sesleri solukları kesildi. Küçük bir ihtimal; eğer birkaç genç onların propagandasına kapılırsa, bırakın aklını kullanmayan o gençler hangi cemaat içinde olsalardı da müslümanlara zaten faydalı olmayacaklardı.

 

Fakat bugün şiddetli bir şekilde Batılılaşma, Amerikanlaşma tehlikesi var. Filmleriyle, modasıyla, kültürüyle, eğitim sistemiyle, kendilerini dost ve müttefik kabul eden işbirlikçi yöneticilerle, müslümanları her yönden kuşatan, işgal eden ve imtihanlarını kaybettirmeye çalışan bir gâvurlaştırma hareketi var. Son olayları da, benzer durumları da, bu verilerle okumak zorundayız. PKK zaten Batının yönlendirmesine açık, istedikleri şekilde kullanılabilecek hazır bomba. Fetöcüler diye, içlerinde nice masum kimseleri zaten düşman bellettiler. Cemaatleri potansiyel tehlike gibi gösterdiler. Bütün bunlar yetmedi; cemaatleri birbirine düşman hale getirmeyi hedef ediniyorlar. Keşke başarılı olamadıklarını söyleyebilsek...

 

Kur'an, kâfirlerin, düşmanların hepsini aynı şekilde ele almıyor, onları kategorilere ayırıyor. "Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: 'Hristiyanlarız' diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir." (5/Mâide, 82). Bize günümüz dünyasında gerçekten hıristiyan ülke var mı, Amerika ve Avrupa İncil'i ölçü alan Kitap ehli hıristiyan bir devlet mi, onu tespit etmek kalıyor.

 

Ayrıca kâfirlere karşı nasıl tavır almamız gerektiği konusunda da Rabbimiz kâfirlerin durumuna göre bizden farklı davranış istiyor (Bkz. 60/Mümtehıne, 8-9). Ve Irak'taki müslümanla, Yemen'deki müslümanın öncelik vermesi gereken düşman aynı değil. Suriye ile Türkiye'deki müslümanların da öncelikle mücadele etmesi gereken düşmanlar da aynı olmamalı. Bütün bunları değerlendirmeden şiiliği savunuyor diye, Türkiye'de kızılbaş denilen alevilere karşı, haydi savaş açalım; öyle mi? Bugün kimse böyle demiyor; ama onun zeminini oluşturuyor ABD ve AB. Yarın bir provakasyon sayesinde kolayca tutuşturacakları bir kıvılcımla bunu sağlayabilirler. O günlere doğru götürülüyoruz. Te'vil etmeden Kur'an'ı bir bütün olarak değerlendirelim.

 

Rabbimiz görevlerimizi de bildirmiştir, dostlarımızı ve düşmanlarımızı da. Mezhep, beşerî olgudur; ictihadlar zan içerir. Biz beşerî olmayan mutlak doğruya, zan ve şüpheye yer bırakmayan hak ve hakikate, yani ilim ve vahye dayanmalı, Kur’an’ı temel ölçü, Rasulü de o ölçüyü hayata taşıyan önder kabul etmeliyiz. Ve oyuna gelmemeliyiz. Olayların görünmeyen tarafını görmeye çalışan basiret ve takva sahibi olmaya çalışmalıyız. 

Google+ WhatsApp