Merdiven Altındaymışız

Merdiven Altındaymışız


Merdiven Altındaymışız

 

 

Ülkede hak ve hakikat adına iş yapmak isteyen insanlar hep olmuştur, şimdi de varlar, sonra da olacaklar. Bir gün kulaklarınıza ‘merdiven altı yapılar’ gibi sözcükler çarparsa, bu son derece kibirli tahkir tanımlamalarına bir an için olsun kulak verin lütfen: İstenmeyen düşünceler nasıl marjinalleştirilir, buna tanıklık etmek için. Bu bir ‘güç bende’ kibridir. Bu haliyle, İslamî derdi olan üç-beş insanın gayreti, merdiven altında rakı üreten şebekelerle aynı kefeye konulmak istenir, bile isteye.

Politikanın özü gayet anlaşılır bir şey: Eğer bu ülkeye din öğretilecekse, onu da devlet öğretir, siz de kim oluyorsunuz? Geçmişte de öyle değil miydi? Bu ülkeye komünizm ya da şeriat lazımsa, onu kimin tedarik edeceği belliydi! Laik devlet din öğretecek. Allah’a hayatın içinde bir yer ayırmayacak ama benim çocuğuma besmeleyi öğretecek… Yani her işe Allah’ın adıyla başlamayı. Her işe Allah’ın adıyla başlamak demek, Allah’ı her işe karıştırmak beyanı değil midir? Ama devlet laikliği, düzenin temel vasfı olarak benimseyince otomatik olarak Allah’ı ‘her iş’ten tard ediyor ya da diğer bir adlandırmayla ‘her iş’i Allah’tan arındırmış oluyor. Bu gerçeği ülkedeki hadsiz-hesapsız Kur’an kurslarının, dinî müfredatı ağır basan okulların içinde bulunanlara iletsek, acaba nasıl bir açıklama alabiliriz?

Kuşkusuz bu tekebbür yeni değil; kökü mazinin derinliklerinde saklı. Musa (a.s)’ın günlerine bakarsak mesela, bunun izlerini ayan-beyan görürüz. Kur’an’ın spot yaptığı bazı cümleler var ki, tam da bugünü anlatıyor. O günkü az sayıdaki Müslüman, “sayısal olarak az, bölük-pörçük bir cemaat” (şirzimetün kalîl) olarak tanımlanmıştır. Bugünkü dille ifade edilecek olsa herhalde ‘marjinal’ ve dahi ‘merdiven altı gruplar’ deyimi biçilmiş kaftan olur.

Ülkede ‘din öğreten’ kurumların seviyesi ortadadır. Din’in okullarda nasıl anlatıldığı malumdur. Allah’tan başka bir şeylerin adıyla başlayan İslam dışı ideolojilerin içerisinde Din’e de bir yer ayıracaksınız. “Aman dikkat, kırılır!” uyarısı ile dini ‘kırılmaktan’ korumaya alacaksınız. “De ki: Ey kafirler!” diye başlayan Kafirûn suresini ‘inanç özgürlüğünün manifestosu’ olarak öğreteceksiniz ve sonra da dini devlet öğretir diye tafra yapacaksınız.

Merdiven altı denilen yapıları da bir bütün halinde savunmamız mümkün değildir. Çünkü öyle merdiven altı kurumlar olabilir ki, merdivenin üstü’nden hiçbir farkları olmayabilir. Mümkündür ki düşünce yapıları resmî ideolojiden daha batıl olsun. Fakat resmî ideolojinin merdiven altı söylemiyle belli yapılara yönelik celallenmesi, tıpkı Musa (a.s) zamanında onları ‘şirzimetun kalîl’ diye adlandıran resmî ideoloji gibi, kendini mülkün tek rabbi ve ilahı olarak görmek istemesiyle alakalıdır. Uluhiyet ve rububiyet şerik istemez.

Oysa aynı sistem, fiziki ve teknik bakımdan merdiven altı denilenlerle üç aşağı beş yukarı aynı olan ama resmi ideolojinin uluhiyet ve rububiyetine ortak koşmayan teşkilatlara celallenmemekte, bilakis onlara tevazu kanatlarını indirmekte, nimetlerini yaymaktadır.

Biz müminler şuna inanırız ki, rejimler merdivenlerin altlarına ve üstlerine müdahale etseler de, insanların kalplerine ve vicdanlarına hükmedemezler. Kalplere ve vicdanlara sadece ve sadece alemlerin Rabbi Allah hükmeder. Kalpler O’nun elindedir. Şahit olarak da Allah yeterlidir. İslam da ilk günkü tazeliği ile kıyamete kadar Allah’ın Dini olarak bakidir. Bu satırların bir ‘şikâyet’ olarak değil, sadece bir ‘çağa tanıklık notları’ olarak alınmasını dileriz. Zira şikâyet edersek kendi nefislerimize zulüm etmiş oluruz. Şartlar ne olursa olsun, herkes her zaman ve mekânda iman ettiği hakikatler uğrunda mücadelesini sürdürmekle görevlidir.

 

venhar

Google+ WhatsApp