Meral Akşener’in 24 Haziran stratejisi ne?

Meral Akşener’in 24 Haziran stratejisi ne?


Meral Akşener’in 24 Haziran stratejisi ne?

 

 

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün muhalefetin ortak adayı olup olmayacağı konusu kulisleri kasıp kavururken, İyi Parti (İP) ve lideri Meral Akşener kendi adaylığı konusunda ısrarcı olduğunu sürekli olarak ortaya koydu.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gül’ün ortak adaylığına yakın duruyor olması, CHP’li 15 vekilin İyi Parti’ye geçişiyle beraber okunduğunda, Akşener kamuoyu önünde ısrarını sürdürüyor olsa da, “Acaba arka planda olası bir kazanım durumu için farklı bazı pazarlıklar mı yapılıyor?” sorusunu da akla getirdi.

Ama Gül’ün Cumartesi günü aday olmayacağını açıklarken kurduğu şu cümleler tabloyu netleştirdi: “Çok geniş bir mutabakat söz konusu olursa üstümüze düşeni yapmaktan kaçınmayacağımı söylemişimdir. Temel Bey’in yaptığı görüşmeler sonucunda böyle bir mutabakatın olmadığı ortaya çıkmıştır. Adaylığım söz konusu değil.”

Buradan anlıyoruz ki, söz konusu “çok geniş mutabakat”, Akşener’in adaylığını koymaktan vazgeçmemesi neticesinde gerçekleşmedi. Saadet Partisi ısrarcı olsa da, Kılıçdaroğlu da Akşener’in aday olması durumunda partisinde Gül ismine karşı çıkan isimleri bastıramayacağını düşündü ve geri çekildi.

Gül rüzgarı geçerken, muhalefet cephesinde ana muhalefet partisi hariç diğer partilerin Cumhurbaşkanı adayları da belli olmaya başladı. Öyle görünüyor ki, parlamento seçimlerinde partiler (HDP hariç) ittifak edecek olsa da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hepsi yalnız dövüşecek.

Takvim hızla ilerlerken, sandık öncesindeki bu ilk fırtınalı süreçten en ağır darbeyi CHP’nin aldığını söyleyebiliriz. Partinin içinden her gün yeni bir farklı ses çıktı ve seçmen nazarında bu tablo iyice kafa karıştırdı. Zaten partilerinin durumundan pek de umutlu olmayan CHP seçmeni, hala bir Cumhurbaşkanı adayı belirlenememiş olmasından da olumsuz etkileniyor. Bu durum Cuma günü adının açıklanacağı duyurulan ‘sıradaki en iyi’ seçenek olacak olan müstakbel CHP adayının da işini zorlaştırıyor.

Halihazırda yenilenmek gerektiğini söyleyenler, eski kodlara dönüş isteyenler, geçmişte partinin HDP’yle yakınlaşmasını sorunlu bulanlar, dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde izlenen politikayı yanlış bulanlar ve 2014 seçimlerinde Ekmelettin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını eleştirenler gibi çok parçalı bir görüntü veren ve seçim sonrası çok daha zorlu süreçlerden de geçecekmiş gibi görünen CHP’deki bu tablonun, Akşener ve İP’in hanesine yazıldığını görmemek mümkün değil.

İyi Parti’nin eskisine oranla çok daha rekabetçi ve zorlu olan yeni sistemde yeni kurulmuş bir parti olarak dünden bugüne çizdiği ‘ısrarcı, tek sesli, odaklanmış, dikkatli’ imajın, CHP’nin dağınıklığına oranla ulusalcı laik seçmenin gözüne girmekte olduğunu söyleyebiliriz. Hem güvenilir bazı araştırma şirketlerinin taze anketlerine hem de medyaya yansıyanlara bakılırsa, sandık kapalı bir kutu olmasına rağmen, seçmenin İyi Parti’yi beğenme yüzdesinde bu kısa zaman içinde bile belirli bir yükselme var.

O zaman şunu sorabiliriz: MHP’den çekip alabileceğini az çok almış olan İyi Parti, HDP’nin ve HDP’ye yakın duran azınlık CHP’linin oylarının dışındaki CHP oylarına mı oynuyor?

“Dört parti parlamento seçimleri için ittifak etme kararı aldı, neden kendi aralarında böyle bir rekabete girsinler ki?” diyebilirsiniz. Ancak İyi Parti’nin 24 Haziran seçimlerinin ötesinde, orta ve uzun vadede daha büyük planları olduğunu, ana muhalefet partisi olmayı amaçladığını da düşünebiliriz. Meral Akşener’in, tek planı “tek adam rejimi” diyerek saldırdıkları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yenmek olsaydı, herhalde ‘ortak aday’ formülüne sıcak bakıyor olurdu. Kampanya süreçleri başlayınca daha net göreceğiz ancak, ikinci tura kalmak gibi bir niyeti varsa da söylem tonu henüz bu konuda da o kadar talepkar durmuyor. Geçmiş yıllarda “Başbakan olacağım, Cumhurbaşkanı olacağım” cümlelerini bastıra bastıra söyleyen Akşener’in bugün, hem de seçime 52 gün kalmışken daha yumuşak perdeden konuşmayı seçiyor olması dikkat çekiyor.

Tahminim, İyi Parti’nin 24 Haziran seçimlerindeki kısa vadede önceliği, ilk kez parti olarak girmeyi planladığı parlamento seçimlerinde tökezlememeyi başarmak, belki MHP’den biraz daha oy koparabilmek, Saadet Partisi sayesinde Ak Parti’den muhalefet ittifakı kanadına ‘muhafazakar’ oy taşımak. Orta ve uzun vadedeki amacı ise, seçim sonrası iç tartışmalarına gömülerek daha da sarsıntılı günlere, hatta belki bölünme sürecine bile girebilecek CHP’den İyi Parti’ye kayma sağlayarak yeni ‘Ana Muhalefet Partisi’ olmayı başarmak gibi görünüyor.

Buraya kadar pek de yanlış bir şey yok. Nitekim her siyasi parti, kendi menfaatine göre belli ittifaklara giriyor olsa da, eninde sonunda diğeriyle rekabet eder, büyümeyi ister. Ama insanın aklına ister istemez Akşener ve İyi Parti, amacına ulaşır ve ana muhalefet olmayı başarırsa “Beş yıl sonraki seçimleri bekleyecek mi?” sorusu düşüyor. Dörtlü muhalefet ittifakıyla parlamento seçimlerinde salt çoğunluğa ulaşarak Meclis’i kanun çıkarma süreçlerinde kilitlemek, hatta beşte üç çoğunluk gibi sayıya ulaşarak beş yıldan daha kısa bir sürede karşılıklı Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yenilemek zorunda bırakmak gibi bir ajanda da var mı İyi Parti’nin bu yol haritasında?

Eğer böyle bir plan söz konusuysa Gül yanıltmacasıyla Ak Parti’nin dikkatini dağıtan, 15 vekil transferine rağmen CHP’yi dolaylı yoldan karıştıran, Saadet’i Ak Parti’den oy alsın diye kafalayan, dörtlü ittifakla Meclis’e yürüyen ve bir yandan da yıldızını herkesten fazla parlatan Akşener ve İyi Parti’yi daha iyi analiz etmek lazım. Zira böylesi bir “bir taşla çok sayıda kuş düşürme” projesi, sadece ‘kurt siyasetçi’ işi olmayabilir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp