Medeniyet dediğin “medeni” olur

Medeniyet dediğin “medeni” olur


Medeniyet dediğin “medeni” olur

 

 

Medeniyet dediğin “medeni” olur, hak hukuk tanır, sözün gücüne inanırdı.

 

Onlar hiç “medeni” olmadılar, hak hukuk tanımadılar, kaba kuvvetle diz çöktüler, kaba kuvvetle diz çöktürdüler.

Ta Eski Yunan’dan beri, kölelerin, ezilen sınıfların, zayıfların omuzuna basarak yükseldiler. Onların saadeti, dünyanın onlar dışındaki kesiminin felaketi anlamına geldi.

Güçlü oldukları zaman İskender rolü, Sezar rolü oynadılar. “Veni, vidi, vici” dediler; “Geldim, gördüm, yendim!” Fakat zaferlerinin kaç mazlumun kanı, kaç masumun canı pahasına olduğunu hiç tınmadılar.

Savaşsız yapamadılar. Eğer bir dış düşman bulamadılarsa, bu kez birbirlerine düşman oldular. 25 yılda iki dünya savaşı çıkarıp, 60 milyon insanın canına okuma rekoru, tüm dünya tarihi içinde yalnızca onlara aittir.

İslam güneşi Doğu’yu aydınlatırken; onlar birbirlerini “barbar” olarak adlandırıyorlardı. İslâm mahkemeleri adalet dağıtırken; onlar eli-ayağı bağlı zanlıları su dolu varillere atıyor, batarsa suçlu, batmazsa suçsuz ilan ediyorlardı.

Haçlı seferleri sırasında Batı’dan gelen barbarların bebek eti yeme konusundaki alışkanlıkları, sadece Doğulu tarihçilerin değil, Batılı tarihçilerin de ilgisini çekmişti.

“Tanımak” onların defterinde hiç yer almadı. Hep “tanımlamak” için can attılar.

Bencildiler. Onlar “birinci dünya”, gerisi “ikinci”, “üçüncü”, bilmem kaçıncı dünyaydı. Onlar dünya haritasının tepesinde, geri kalanı onların altındaydı. Onların değerleri “evrensel”, dünyanın geri kalan kısmının değerleri “yerel” idi. İnsanlık sofrasına en son geldiler, utanmadan başköşeye kuruldular.

Sömürgeciliğin adını “keşif” koyma becerisi onlarındı. Dünyanın geri kalanını soyup soğana çevirip halkını köleleştirmenin adını “uygarlaştırma”, kitle imha silahlarına sahip olmanın adını “caydırıcılık” koyan onlardı.

Devlet terörünün adını “evrensel adalet” koyma becerisine yalnız onlar sahipti.

“İstikrar” adı altında saldırganlık, “terörü bitirmek” adı altında küresel korsanlık yaptılar.

Onları şimdi ABD temsil ediyor.

Onlara ait ne kadar kötü gelenek var, ABD adeta onun bir karışımı.

Roma’yı yakıp vahşi bir zevkle seyreden Neron’un ruhu onda hortladı. Yarın Irak’ı yakıp yıkarken Neron’ca bir zevk duyacak. Atını senatör ilan eden Kaligula’nın deliliğinden onda bir damar var.

Haçlı yağmasının 21. yüzyıl versiyonudur o. Bebek eti yemekten zevk almıyorlar belki, fakat bebek öldürmekle safari yapmak arasında fark görmedikleri de bir gerçek.

Firavun “Ben sizin en büyük tanrınızım” demişti. O bunu söylemiyor, hatta “Tanrı’ya inandığını”  söylüyor, fakat tanrılığını kabul etmeyenlere yeryüzünü dar getireceğini ekliyor.

Uydularıyla “her şeyi gören”, radarlarıyla “her şeyi işiten” olduğuna inanmamızı istiyor. Silahlarıyla “kahhâr”, dolarlarıyla “rezzâk” olduğuna inanmamızı istiyor.

Dilediğimi yaşatır, dilediğimi öldürürüm. Dilediğimi yüceltir, dilediğimi alçaltırım. Dilediğimi ağlatır, dilediğimi güldürürüm diyor.

Her Firavun’un bir Musa’sı olduğunu unutuyor. Her Nemrud’un burnundan girip beynini yiyen bir sineğin bulunacağını unutuyor. Her ilahlık iddiasının “şeytanlık” olduğunu görmezden geliyor.

Biz Hiroşima’yı, Nagazaki’yi, Cenk Kalesi’ni, Guantanamo’yu unutmadık. O da Filipinler’i, Domuzlar Körfezi’ni, ölülerini dahi alamadan kaçtığı Tebes Çölü’nü unutmasın.

Ve şunu unutmasın: Allah, Amerika’dan büyüktür.

“Zalimler, zamanı gelince nasıl bir devrilişle devrileceklerini mutlaka bilecekler.” (Kur’an, 26.227)

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp