Mazrufa çok bakarsanız, zarfa kapatırlar sizi...

Mazrufa çok bakarsanız, zarfa kapatırlar sizi...


Mazrufa çok bakarsanız, zarfa kapatırlar sizi...

 

 

Doğrusu bu; defansı İstanbul içine kurarsanız sizi bir zarfın içine gömmeye çalışırlar ve mazrufa bakmazlar, ‘dört girdi bir çıktı’ya dünyanın başkentini mahkûm ederler...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Oysa topu daha ilk ileri açtığınızda nasıl az kişiyle yakalandıklarını gördük...

Bu kadar olay oluyor, Türkiye, bölge, dünya yerinden oynuyor, örneğin, “bu S-400’ler konusunda ülkenin ana muhalefeti ne düşünüyor” diye sorulduğunda gidip NATO’ya yattıklarını gördük...

Hakkını teslim edeyim topu bu manada karşı tarafa Mahmut Övür (Sabah) dikti, alıntısını tekrarlamak zorundayım...

CHP Genel Başkan Yardımcısı: “Türkiye, S-400 satın alma kararını NATO boyutuyla görmesi gerektiğini anlarsa bu ikilemden çıkmak daha kolay olur. Sayın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD ile kurulmasını önerdiği askeri komisyonun NATO ile Türkiye arasında kurulması daha uygun olacaktır. Bu komisyonun çalışmalarını bitirene kadar S-400’lerin konuşlandırılmasının ertelenmesini öneriyoruz”...

***

Bir, Sayın CHP sözcüsünün “ABD eşittir NATO” kabulünü bilmiyor olması herhalde düşünülemez. İki, eğer CHP dış politika ‘uzmanları’ önerilerini NATO Genel Sekreterliği’nin Türkiye’nin S-400 alımına ilişkin kimi yumuşak söylemlerine yaslandırıyorlarsa o da gerçek değil!

AK Parti hükümeti Stoltenberg’in “her ülkenin kendi kararıdır” mealindeki söylemini bir diplomatik koz olarak çeşitli platformlarda kullandı ve iş de gördü. Gerçekte ne NATO’nun ne de Genel Sekreter’in samimi düşünceleri bu değil. O da “S-400’lerin NATO sistemleriyle uyumlu olmayacağını ve bundan mutlu olmadıklarını” açık açık söyledi, söylüyor...

Avrupa’daki genel dağınıklığın, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin ABD politikalarından kimi mutsuzluklarının ve Rusya ile ilişkilerde Washington tarafından eziklenmelerine dayanan bir öneriyse bu, o da bir tür körlüktür.

ABD karşısında direnemiyorlar ve hep çekiliyorlar. Son örneğini Irak’ta gördük ve Beyaz Saray ‘höt’ dediğinde-İngiltere dahi- bavulları toplamaya başladı!..

***

CHP için merak konumuz sadece S-400 olmamalıdır. İran, Irak, ‘Yüzyılın Planı’, enerji denklemi, Mavi Vatan, özellikle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz, enerji denklemleri Çin-Rusya-ABD ile çekişmelerinin bize yansıyan yüzleri hakkında da olmalıdır...

Çünkü bu başlıkların tamamı Türkiye ile ilgilidir, Türkiye ile ilgili olacaktır!

Türkiye iç siyasetiyle apaçık ilgilidir ve özünde “beka sorunu” denilen de oydu. Bu tarifle alay etme noktasına gelen CHP’nin gerçekte ülkenin ulusal güvenliği ile dalga geçtiği yüzlerine vurulmalı.

Hatta Sayın İmamoğlu da bu soruların muhatabıdır. Kaçış noktası var; “ben bir şehrin belediye başkan adayıyım” diyerek taca atabilir soruyu. Ama “seçimleri not ettim” diyen Amerika öyle görmüyor! Onu ne yapacağız?..

S-400’ler üzerinden gelen Türkiye’ye yaptırım uygulama kararları bugün hayata geçirilse, bunu İstanbul seçimlerinden gayrı tutabilir miyiz?..

Her ülkede her seçim dış politika ve güvenlik ve ekonomiyle rabıtalıdır. Aksini düşünen politikacı olmaz.

***

Kaldı ki, özel olarak da CHP’nin dış politika konularındaki görüşlerini merak ediyoruz...

Mesela Ankara’nın Irak ve Libya hamleleri için ne düşünüyorlar? Anladılar mı?..

İlginçtir, sadece Türkiye değil, bütün ülkelerin aktüel gündemi, dış politika-güvenlik konularına odaklıyken, belli gazete ve haber kanallarında neredeyse ya pul kadar, hiç kabilinden ya da sığ biçimde yer bulmalarını nasıl izah edeceğiz?..

En popüler konu olarak S-400’leri işlerken dahi, “almayın, anlaşmayı bozun, başka ülkeye gönderin, depoya kaldırın, Rusya’da kalsın” tipinde “elimizde patlamasını” tavsiye/teşvik eden yorumlar ne?..

***

Geçtiğimiz Salı akşamı ABD, Türkiye’ye yönelik tehditlerini bir üst aşamaya, “ültimatom” seviyesine yükseltti. Daha evvel de “mahvederiz” minvalli bir seri açıklamayı en yetkili ağızlarından yapmıştı...

Bu sefer dozu, “süre vermeye” kadar artırdı; “iki hafta içinde S-400’lerden vazgeçin ve Patriot alın”! Mühlet vermek ültimatomdur. Ya dediğimi yap ya da...

Eş zamanlı olarak F-35’leri de kapsayan “yaptırımlar” geleceğini ikaz etti.

Oysa biz hâlâ, “S-400’ler mi iyi Patriotlar mı, füzeleri mi alalım uçakları mı alalım, hangisini bırakalım” zaviyesinden konuşuyoruz.

Sade ve doğru gerçekler nerede; S-400’leri almak egemen bir ülkenin meşru ve uluslararası hukuka dayanan hakkı mıdır? Herkes “evet” diyor. F-35’leri almak meşru ve uluslararası anlaşmalara dayanan hakkımız mıdır? Herkes “evet” diyor.

Sonra?..

Sonra yine aynı herkes, “ama” diye ekliyor ve bir tür müstevli ağzı hâkim oluyor!

Kerteriz noktasını kaybetmemek lazım. Hem İstanbul seçimlerinde hem ülkenin dış politika ve güvenlik sütunlarında. Mesele ABD, Rusya veya bir başka ülke değil. Füzeler veya uçaklar da değil.

En üstte duran; Türkiye’nin savunma sisteminin yerli ve bağımsız olmasıdır. Bunu hemen şimdi sağlayabiliyor muyuz, hayır. Sağlayana kadar küresel ahlak ve hukukun çizgileri içinde açıklarımızı yamamak zorundayız. Nokta.

“E, bedeli olur”.

S-400’lerin alınmaması için by-pass kanalları açmaya çalışanlar o bedeli ödemekten kaçanlar zaten.

Siz neredesiniz?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp