Mare Nostrum

Mare Nostrum


Mare Nostrum

 

Romalıların deyişiyle “Mare Nostrum”; yâni “Bizim Deniz”… Olağanüstü dengeli bir iklime sâhip. Başdöndürücü kokularla bezeli nadide bir bitki örtüsünü kuşanmış; derin ve köklü medeniyetlerin kıyısında bucağında şekillendiği bir deniz. Semâvî dinlerin anavatanı… Felsefenin, bilimlerin anayurdu… En sıcak duygu ve en yakıcı düşüncelerin ilham kaynağı…. Kısaca Akdeniz… Hâsılı Bizim Deniz… Çok şeyi gösterdi, çok şeyi yaşattı. Binlerce sene dünyânın en başta gelen sıklet merkezlerinden birisi oldu.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Akdeniz kapalı bir denizdir. Bu sebeple adeta deryânın kosmosu gibidir. Orada sanki Poseidon’un cümle aşırılıkları Apollon tarafından sadede ve nizâma kavuşturulur. İki başşehri vardı bu büyük havzanın : Roma ve İstanbul…Bütün yollar bir şekilde oraya çıkardı.

Akdeniz ne kadar çalkalansa da sâkinleri bilirdi ki bir müddet sonra kaos sona erecek, deniz durulacak ve düzen gelecektir. Bu coğrafya selâmeti ilhâm ediyordu. Pax Romana ve Pax Ottomana bu ilhâmın ete kemiğe bürünmüş halleriydi.

Târihini yazan Braudel’in ifâdesiyle “Akdeniz Dünyâsı”, ışığın doğudan yükseldiği, İpek Yolu, Baharat Yolu gibi; bereketin seyrü sefer ettiği; sayısız ticâret yolunun biribirine eklemlendiği medeniyetler coğrafyasının prizması gibiydi.

Son bir kaç asır içinde bu kadim ve “kapalı denizin saltanatı” yıkıldı. Dünyânın sıklet merkezi değişti. Kadim ticâret yolları kurudu. Kuş konmaz, kervan geçmez hâle geldi. Başta Atlantik olmak üzere “açık denizlerin saltanatı” başladı. Açık denizlerin kışkırttığı, çığırdan çıkardığı bir başka târihtir bu. Burada sâdece Zeus’un kardeşi; üç dişli yabasıyla yere vurduğu zaman fay hatlarını harekete geçiren; devâsa dalgalarla denizi çıldırtan Poseidon hükmeder. Mitolojide Poseidon’un hırsıyla Atlantisi suya gömmüş olduğu; kıt’anın sonunu getirdiği yazılır. Atlantis, eğer vardıysa da söndü . Atlantis’in “medenî durumunun” yerini açık deniz Atlantik’in “doğal durumu” aldı. Doğrusu işbu yeni târihte, o zamanlara kadar iki ezelî düşman olan fırtına ve deprem tanrısı Poseidon ve karanlık ve işkencenin tanrısı olan Gorgos’un aralarındaki buzları eritip ittifak etmiş olduklarını düşünüyorum. Soğuk , karanlık ve acının el ele verdiği bir ittifak bu.

Artık “ limuni ex oriente” lâfı da hükmünü kaybetmiş; lâf-ı güzaf olmuştur. Artık herkes kıblesini, soğuk, karanlık ve acının hükmettiği Atlantik sıklet merkezli yeni bir dünyâya çevirmiş diline de “limuni ex occidente” lâfını pelesenk etmiştir. Bu aslında eski bir alışkanlıkla yeni dünyâdan medet ummaktır. Poseidon ve Gorgos’un ittifak ettiği Atlantik’in durulacağını nafile beklersiniz. Arada bir böyle bir hayâl kurdurur size. Ama bîhude… Belle Epoque’ların sağladığı yatışmışlık hâlinin yeni dünyâdaki faturası dâima çok, ama çok ağır gelmiştir. Modern zamanlarda ışığı ise boşuna bekledik. Aydınlanmanın aslında ne kadar büyük bir karartma olduğunu neden sonra anlamış olduk. Marx bile çuvalladı bu işte. Sahte bir ışığın büyüsüne kapıldı. Allahtan Nietzsche, ardından da Adorno, Horkheimer gibiler gördüler o karanlığı da uyandık…

Atlantik merkezli dünyâ, Akdeniz Dünyâsını arkaik ve turistik bir metâlaşmaya mâruz bıraktı. Kadim Yunan ve Roma medeniyetini; kendisine arka bahçe yaptı. Bu medeniyetlerin derin ilişkiler içinde olduğu Hindistan, Mezopotamya ve Mısır derece derece dışlandı. Mezopotamya’nın ve Mısır’ın dışlanması; artık Ortadoğu olarak bilinen nevzuhûr bir coğrafya ile birlikte anılan Müslümân halklarının da dışlanması manâsına geliyordu. Diğer taraftan biz; yâni 1000 senedir Akdenizli olan Türkler de Akdeniz’in istenmeyen ve evine, Asya’ya geri gönderilmesi elzem olan topluluk olarak lânetlenmiştik... Petrol bölgelerinden ayrı, nefte batmamış, İslâmiyet ile bağı olmayan steril bir Akdeniz kurmuşlardı zihinlerinde.

Allahtan Târihçi Okulu sâyesinde Atlantik medeniyetinin -unutmayalım, Gandhi bunun için “iyi bir fikir olabilirdi” demekten kendisini alıkoyamamıştır- târihsel köklerinin kadim Yunan ve Roma değil; kendi öz nefretinin nesnesi hâline getirdiği, karanlık çağları olarak dışladığı feodalite olduğunu anladık.

Ama târih çok tuhâf işliyor. Kurguları darmadağın ediyor. Biz paşa paşa , tıpkı istendiği gibi ne idüğü belirsiz bir Ortadoğu’yu(?); Sûriye’yi, Irak’ı konuşurken; olmadık bir şey oldu. Meğer Doğu Akdeniz bir petrol ve doğal gaz denizinin üstünde değil miymiş? Meğer o steril Akdeniz’e neft bulaşmış. O sahilleri, güneşi ve kumuyla meşhur; yüreklerde aşkın yakıcı duygularını tutuşturan, şarabı, üzümü ve narıyla o Akdeniz birden birilerinin gözünde altında sakladığı zenginliklerle bambaşka bir hüviyet kazanıvermedi mi? Hay Allah…

Gayrısı şu: Atlantik buraya bütün gücüyle abanacak. Neftle kirletilmiş bir Akdeniz var istikbâlde… Poseidon, Gorgos ortaklığına bir de Hades eklendi…Ne dersiniz?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp