Mansur’un Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni

Mansur’un Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni

el-Hallac, 857 yılında İran’ın Tur kasabasında doğdu. Dedesinin, Zerdüşt dininden olduğu söylenir.Tasavvuf eğitimi gördükten sonra Huzistan’ da, Tanrıyla birleşme yolunu öğretmek amacıyla konuşmalar yapan Mansur, birçok yandaş topladı ama o ka dar da düşman edindi. Kendisini yalancılıkla suçlamaları ve

Mansur’un Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni

 

 

Ebu’l Muğis el-Hüseyin bin Mansur el-Hallac, 857 yılında İran’ın Tur kasabasında doğdu. Dedesinin, Zerdüşt dininden olduğu söylenir.Tasavvuf eğitimi gördükten sonra Huzistan’ da, Tanrıyla birleşme yolunu öğretmek amacıyla konuşmalar yapan Mansur, birçok yandaş topladı ama o ka dar da düşman edindi. Kendisini yalancılıkla suçlamaları ve halkı kışkırtmaları yüzünden, Horasan’a gitti; orada beş yıl kalıp görüşlerini yaydıktan sonra Bağdad’a geldi. Müritlerinden dört yüz kişilik bir kalabalıkla Hacca gitti; Mekke’de onu büyücülükle suçladılar. O zaman, yeniden uzun bir yolculuğa çıktı; Hindistan ve Türkistan’da yıllarca dolaştı; 902 yılında Mekke’ye geldi. Arafat’ta, kendisini herkesin aşağılamasını Tanrı’dan diledi. Bağdat’da «kendi cemaati uğruna lânetlenmiş olarak ölmek» isteğini açıkça dile getirdi:”Ey Müslümanlar ! beni Tanrı’dan kurtarınız.”,” Tanrı, benim kanımı size helâl etmiştir; beni öldürünüz !” diye çağrıda bulunuyordu. «Enel Hak» (Ben Tanrıyım) dediği söylenir.Müritleri tutuklandı. Kendisi de tutuklanıp dokuz yıl süreyle hapsedildi. «Ta Sin el-Azal» ve «Miraç» adlı yapıtlarını, bu tutukluluk yıllarında yazdı. 922 Yılında ölüm cezasıyla yargılandı. Kendisini astılar, sonra başını kesip bedenini yaktılar ve küllerini minareden Dicle’ye attılar. «Mucizeler göstermek, Tanrı’nın gücünü ele geçirip kötü amaçla kullanmak, Tanrıyla insan arasında aşk bağlantısı kurulabileceğini öne sürmek», ölüm cezasının gerekçeleriydi. Mansur’un idam edilmesi sırasında yandaşları, büyük bir ayaklanma gerçekleştirdiler. “Bir kere her vücudun vahdet içinde olduğu fikri kabul olununca, mutassavvıf kendini, hem Müslüman,hem kâfir olarak görür(…) ‘Ben Tanrıyım’ demek, idam cezasını getirdiğinden, Sufizm, darağacını, Hıristiyanların Haç’ı yorumladıkları şekilde tefsir ettiler ; yani (başı kesilmeden önce darağacına çekilen Mansur gibi) dar ağacına yükselme, ‘sema’ya huruç etmek’tir.(….) Mansur’un asılması -yahut haça gerilmesi- Asılmış Allah efsanesi gibi çok eski misallere, İsa’nın haça gerilmesine benzer. »2

Doğu yazınında ve düşüncesinde, Hallac-ı Mansur’un etkisi büyük oldu. «Hallac’ın gönlüne düşen ateş, benim de yaşamıma düştü» diyen Feridüddin Attar,”Bîsernâme”de şöyle yazdı:”Ben Tanrıyım.” Mevlana Celalettin Rumi’de mansur’dan etkilenmiştir.Yunus Emre,Nesimî,Pir Sultan Abdal,Kaygusuz Abdal ,Türk yazınında onun izleyicileridir.

Kaygusuz Abdal “Budalanâme”sinde şöyle yazar:
” Muhît-i zevrak menem, Hak menemdür Hak menem. Tamu vü uçmağ menem, cümle mekân bendedir.
Evvel’ü Âhir menem, Gani vü fakîr menem. Zakir’ü mezkûr menem, küfr’ü iman bendedir.
Cümleye mabud menem,Kâbe menem put menem. Adem’e maksûd menem, işde fulân bendedir.”

Yine «Budalanâme»’de: «Hâlik’in emri beni kûze-ger balçığı gibi devrânın çarhı üzerine koyup dolab gibi döndürdü… Gâh beni kûze dizdi… Gâh saraylara kerpiç eyledi..Gâh insan eyledi, gâh hayvan eyledi. Gâh nebat, gâh maden eyledi. Gâh yaprak, gâh toprak eyledi.. Nice bin kerre isimler ve lâkablar urundum. Nice bin kere türlü sûretlerden göründüm.»

Hallac-ı Mansur, bazı konularda, çelişik savlar öne sürmüştür; bazan kamutanrıcılıktan yana (panteizm) çıkar, bazan da yalnız seçkinlerin Tanrıya ulaşabildiğini söyler. Ona göre,Tanrıdan başka varlık olmadığı için, «ben filâncayım» demek, Tanrının karşısına ayrı bir varlık olarak çıkmak amacı taşır ve yanlıştır, bu yüzden, «ben Tanrıyım» demek gerekir.Mansur’a göre Tanrı, ışık (nur) olarak görünür. Bu inancın kökleri, binlerce yıllık bir tarihe sahiptir. Eski Mısır’da Tot (Yunanlıların deyişiyle Hermes) inancına göre ruhlar, parlak bir ışık kaynağı olan, ölümsüzlük yeri Zuhal yıldızından koparak, ölümlülük yeri dünyaya düşerler. Dünyada sınavdan başarıyla geçen ruh, Zühal’e geri döner.3 Yine eski Mısır’da, Ptah inancına göre: «Ptah, var olan her şeyi yaratmıştır. Ondan önce var olmak ya da var olmamak yoktu… O zamanlarda ölüm yoktu… Birisi, kendi ken dine hareket ederek nefessiz soluk alıyordu. Başka tarafta hiçbir şey yaşamıyordu. Başlangıçta karanlıklar, karanlıkları örtüyordu. Boşlukta birisi, var olma durumuna geçerek ışınım gücüyle yaşamaya başladı. Bundan sonra Ptah, yaratma işlemini gerçekleştirmiştir.4

Mansur’da Hurufilik inancı da vardır. Harflere kutsallık yükleme, onlardan anlamlar çıkarma demek olan Hurufilik, Pitagoras’çılığa ve Yahudi Kabala’sına dayanmaktadır. Bu anlayışa göre, elif harfi, «Allah» adının ilk harfi olup, Tan rı’nın varlığını simgeler. Tüm harfler ve biçimler gibi elif de, noktanın uzantısı olduğundan, Tanrının ilk belirmesi (madde dünyasında görünmesi) nokta biçimindedir. Mansur, Tanrı’nın, Muhammed’in bedeninde sonra da kendi bedeninde belirdiğini öne sürer.Bu Hıristiyanlığın “Tanrı İsa” anlayışıdır. Mansur, Tanrı’nın, Muhammed’in yüreğini nurlandırdığını (yüreğin kutsallığı), yine Muhammed’in ve kendisinin ağzından konuştuğunu (sözün kutsallığı) savlamaktadır. Yüreğin (gönlün) ve dilin (sözün) kutsallığı, Eski Mısırda da kabul edilmiştir: «Ptah, yaratmak istediği tanrılar ve varlıkları, ilk önce kalbinde tasavvur etmiş ve dille (kelamıyla), arzuladığı şeylerin olmasını sağlamıştır. Böylece Ptah’ın değişik görüntüleri olan tanrılar dünyaya gelmişlerdir… Ptah’la birlikte dilin ve kalbin diğer organlardan üstün olduğu ve insan düşünce sinin merkezinin kalp olduğu, onun tasavvurunu dilin yürürlüğe koyduğu düşüncesi yerleşmiş oldu… Karnak’taki Amon tapınağında Ptolemeler devrinden (M.Ö. 306-168) kalma bir metin, bize Tanrı Ptah’ın, gerçekleşmesi gereken şeyler için ‘Ol’ deyince hemen gerçekleştiğini iletmektedir.Bu da, Tanrı’nın, kalbiyle tasavvur ettiğini kelamıyla yürürlüğe koyduğunu göstermektedir.»5

Hallac-ı Mansur, Şeytan’ı yüceltir.Ona göre, iyiyi tanımak için, kötüyü bilmek gerekir. Şeytan, insanları bu yönde eğitmektedir.Yezidiler, Mansur’a büyük saygı duyarlar.Ye- zidilerin bir inancına göre: «Hallac-ı Mansur idam edildiğinde ruhu, bedeninden ayrıldı ve suların üzerinde uçmaya koyuldu. Rastlantı sonucu, kızkardeşi, su almaya geldi; tes tisini Dicle’nin suyundan doldurdu; erkek kardeşinin bu tes tiye girdiğini farketmedi; eve döndüğünde susadı ve bu testiden su içti. Böylece Mansur’un ruhu, onun bedenine girdi; önce onun erkek kardeşi iken, şimdi oğlu oldu.Bu olaydan dolayı Yezidiler, ağzı tülbentle kapalı olmadıkça hiçbir dar ağızlı kaba su doldurup bundan içmezler.»6

Yezidilerin daha önce Türkçe’ye çevirdiğimiz kutsal ki tapları «Mushaf’a Reş» ve «Kitab-ül Cilve» ile «Şeyh Hâdî’nin İlâhisi» konuya açıklık getirmesi açısından,bu kitaba alınmış bulunmaktadır. Mansur’un Arapça yazmış olduğu Tavasin, Ayşe Abdurrahman tarafından İngilizceye çevrilmiş biçimiyle, Pakistan’ın Lahor kentinde 1978 yılında yayımlanmıştır. Biz bu İngilizce metni Türkçeleştirirken, Mansur’un özel evrenine ilişkin oldukları ve çevrilemeyecekleri gerekçesiyle Arapça asılları İngilizce metinde korunan sözcükleri, bu ilkeye uyarak, çevirmeden, Arapça asıllarıyla bıraktık.

YAŞAR GÜNENÇ
HALLAC-I MANSUR’UN VASİYETİ (s.66)
Hallac-ı Mansur (r.a.), size uzleti ve yalnızlığı, vaktin sonsuzluğunda devamlı zikretmeyi, her namaz da kur’an okumayı ve misvak kullanmayı tavsiye etti. Hallaç der ki; Kim kalbe gelen düşünceler esnasın da Allah Teâlâ’yı manevi olarak murakabe ederse (ma nevi olarak gözlemlerse) de Allah bütün organlarının hareketi esnasında onu masum kılar. Hallac’a vecd hakkında soruldu. Hallâc şöyle ce vap verdi: Vecd, sırlarda ortaya çıkan bir heyecandır. Şevki meydana getirir ve vücudun organları vecd’den dolayı ürperir. Yahut kalbe doğan manevi düşünceler esnasında kişi vecdden dolayı hüzünlenir. Hallac’a hicâb (perde) hakkında soruldu. Hallaç dedi ki; Hicâb, kasteden ile kastedilen arasında bir perdedir.

Hallâc’a sevgi hakkında soruldu. Hallâc cevap verdi: Sevgi, sevenin üzerini tamamıyla kaplayan bir haldir. hiçbir Öyle ki Allah’ın dışında arzulayacağı başka şey görmez. Ve devamla demiştir ki; kim Hakk’a iman nuruyla yaklaşırsa, o, güneşe yıldızların ışığıyla ulaşmak isteyen kimse gibidir. Ahmed b el-Kevkeb el-Vâsıtî der ki; Hallac’la yedi yıl arkadaşlık ettim. Onda gördü ğüm tek şey,tuz ve sirkeden başka hiç bir yiyecek tat- mamasıydı. Üzerinde tek parça bir cübbeden başka hiç bir şey yoktu. Başında ise sadece bir takke vardı. Geceleri hiç uyumazdı. Ancak gündüzleyin çok az bir vakit- de uyurdu. Ramazanın ilk günü niyet eder, bayram gü nü iftar ederdi. Her gece kıldığı iki rekat namazda Kur’an’ın tamamını okurdu. Ve hergün 200 rekat namaz kılardı. Bayram günü siyah giyinirdi. Hallaç der ki: Bu siyah elbise, davranışı kendisine yansıyan kim senin bir alametidir.

Hallaç (r.a.) şöyle dedi:
Ey kavmim, Allah, beni benden alınca ve beni ben’den yok edince, sonradan olan varlığımın nitelikleri darmadığın oldu. Sultan olan Allah kıdemiyle (ezeliliği ve ebediliğiyle) ortaya çıkınca, sanki benim sonradan ortaya çıkan varlığım, hiç var olmamış gibi oldu. Ve ezelilik ve ebedilik daima baki kaldı. Sonra benim enaniyetim (benliğim), onun enaniyetinde (benliğinde fani (yok) oldu. Ve benim hüviyetim (kendiliğim) onun hüviyetine (kendiliğine) karıştı. Ve nasutiliğim (beşeri varlığım) onun lahutiliğinde (ilahi varlığında) darmadağınık oldu. Sonra, bakındım ve O’ndan başka hiçbirşey göremedim. Ve O’ndan başka hiçbir şey işitmedim. Ve konuştuğumda O’ndan başka hiçbir şey dile getirmedim. Ve dedim ki, “Ene Hüve (Ben O’yum). Şayet ben “Ene’l-Hak” (Ben Hakk’ım) deseydim, Hakk’tan ayrılmamış olurdum.Çünkü onun sevgisi üzere ben Hakk’ım.O ise, kendi mülkiyetinde Hakk’tır. Ben sarhoş ve daha sonra da onun sırrı üzerine bulundumsa, benim vecdim onun vücuduyla (varlığıyla) kesinlikle içiçe geçmiş demektir. Ve benim sınırım O’nun varlığı üzere olmuştur.
Hallaç’ı Mansur şu beyitleri söylemiştir:

Ey güvendiklerim, beni öldürünüz
benim ölümümde hayatım vardır
Benim hayatım ölümümde ve ölümüm hayatımdadır
Ben, O’nun bana bahşetmesi sayesinde varolan zatımın yokoluşu halindeyim
Benim sıfatlarımın var kalması ise kötü amellerin çirkinliğindendir.
(Arapçadan çeviren: Selim Atay)


Dipnotlar :
(1) Düşmanları onun idamını istiyorlardı; bu sırada (1) «Hallac-ı Mansur» (Prof. Dr. A. Schimmel; Çev. Sofi Huri; İstanbul, 1969)
(2) aynı yapıt.
(3) Dünya İnançları Sözlüğü; Orhan Hançerlioğlu (Remzi Kitabevi Yayınları, 1993
(4) Eski Mısır Kraliyet Tanrısı Ttah; Yrd. Doç. Dr. Mürivet Kurhan (Belleten; Türk Tarih Kurumu, Ağustos 1994)
(5) Eski Mısır Kraliyet Tanrısı Ttah (Yrd. Doç. Dr. M. Kurhan)
(6) Six Months In a Syrian Monastery; by Oswald H. Parry, B. A. (London; HoraceCox, 1895); s.372.

Çeviren YAŞAR GÜNENÇ

iktibas çizgisi

 

Google+ WhatsApp