Mafyanın ve faşizmin demokrasi dünyası

Mafyanın ve faşizmin demokrasi dünyası


Mafyanın ve faşizmin demokrasi dünyası

 

 

Modern dünyanın hâli ve durumu sermayenin ve mafyanın çekip çevirdiği bir dünya. Küresel emperyalizm oyununu çok yönlü ve ustaca oynuyor rolden role, hâlden hâle giriyor. Kimi zaman iyimser ve hoş, kimi zaman vahşi dişlerini gösteren bir canavar, kimi zaman sessiz ve kaygısız gibi. Yöreden yöreye, bölgeden bölgeye değişen yüzleriyle görünüyor.

İnsanlık neyin ne olduğunu kestiremiyor.

Tam anlamıyla karanlık bir süreç. Ülkelerin kukla yöneticileri olanlara ayak uyduruyor, teslim oluyor, gelecek kaygısıyla uyum sağlıyorlar. Onlar için demokrasiden demokrasiye fark var.

Atanmış bir kralın, bir darbecinin yapıp ettikleri demokratik dünyanın ve küresellerin umurunda değil. Gencecik insanlar idam ediliyor ve elbette hiçbir tepki de görmüyor. Bu, bir bakıma ön yoklama gibi. Ardından gelecek olan idamlar için hem bir gerekçe hem de yol açıcı bir girişim. Venezüella demokrasisine ise tepkili. Bir an önce seçilmiş yönetimi indirmek istiyor. Suud ve benzeri krallıkları ise koruyor. Karmaşık bir süreç. İnsanlar bunları bile değerlendirme yetisinden tamamen uzak.

Korkulu ve silâhların gölgesinde yaşanıyor. Bu bir hastalık gibi dünyayı kasıp kavuruyor. Ülkeler ve yönetenler de birbirine benziyor ya da aynı ruh hâline bürünüyor.

Sermayenin diş geçirmediği, ya da tam anlamıyla teslim alamadığı ülkelere ve halklara acımasız davranıyor. Üretim sektörlerinin tamamı sadece çıkar merkezli. İnsanî ve ahlâkî bir durumdan söz edilemiyor. Küresel sermaye ülkelerin yönetimlerini de kontrol altına alıyor.

Kimi ülkeler ile ilgili iç işlerine müdahil olurken, kimilerine asla ses çıkarmıyor. Kendi çıkarına uygun olanlarını kolluyor. Dünya bunalımda ve korku içinde. Sağlıklı düşünebilme olanağı hemen yok gibi.

Filistin on yıllardır dünyanın bir kangreni. Demokrat dünya ülkeleri ve yöneticileri, insancıl toplumlar bu konuda sessiz ve yutkunuyor. “Arap Baharı” diye tanımlanan büyük belâ küresel emperyalizmin büyük bir dalgası. Bu dalgının yıkımı hâlâ yeterince kavranmış değil.

Mısır’da demokratik askeri darbe bütün ihtişamıyla demokratik yaşamını sürdürüyor!

Bölgemizin özellikle de Müslümanların birbirinin kanını dökmesi, tüketmesi hoşlarına gidiyor. Müslümanlar da büyük bir aymazlık ve gaflet ile onları mutlu ediyor, kendileri de mutsuzluğu tercih ediyor. Bir millet kendisini ancak böyle tüketebilir, sonunu hazırlayabilir veya köleliğe razı olabilir.

Müslümanlar tarafından oluşturulmuş gibi olan terör örgütlerini belli bir süre belli bir yere kadar destekliyor. Yeri ve zamanı gelince onları devre dışı bırakıyor yerine yıpranmamış, yeni ve taze güçler buluyor. Hâlimize yanıyoruz da bir türlü bir çözüm üretemiyoruz. Faşizm ruhuyla birbirimize olan nefretimizi artırıyoruz. Kendi sorunlarımızı gideremediğimizden mazlum milletlerin dertleriyle de ilgilenemiyoruz. İlgilensek ne olacak sağlıklı bir girişimimiz bile olmuyor, üstelik sözümüz de geçmiyor. İçimizdeki zihni bulanmışlar, putlaşmışlar çözüm yollarını engelliyor. Bir adım dahi atılamıyor. Atılacak her adım büyük engellerle karşılanıyor.

Nedense Müslümanlar küresel emperyalizmin ve faşizmin ruhunu benimsiyor, onların huyunu ediniyor onlar gibi yaşamaya bakıyor. Kendi değerleriyle varlık gösterme niyetinde değil Müslümanlığın özünü bile umursamıyor. Kendine göre bir Müslümanlık uyduruyor. Ne peygamber ahlâkı, adaleti ve hakkaniyeti ne de insanî özelliklerini bürünüyor. Nedense küresel emperyalizmin veya faşizminin ruhunu benimsiyor ve ona göre yaşıyor.

Bu karmaşık süreçten kurtuluş yolu Müslümanların yeniden bilinç ve düşünceye odaklanması. Siyasal tarihi ve siyasal entrikaları iyi kavramalı. Yoksa bu tuzaklardan kurtuluşları asla mümkün görünmüyor. Yeniden ve birlikte aynı ruh etrafında odaklanmalı.

 

 

Ali Haydar Haksal/Milli Gazete

Google+ WhatsApp