Mabedimizin göğsüne değmesin namahremin eli

Mabedimizin göğsüne değmesin namahremin eli


Allah’ın dünyasında kanun kırbacıyla toplumu adam etmeye, insanları okullardan alıp hapishanede eğitmeye, para, kadın, makam, şöhret, rüşvet, tehditle insanları uyutmaya yeltenmek, müstevli harbi ve mürtedlerden devşirme bir uygulamadır. Bu uygulama sadece müstevli harbi ve mürtedlerin işlerini kolaylaştırır.

 

Müstevli harbi ve mürtedler haremimize girdiler; hürmetimizi, saygınlığımızı çiğnediler. Dinimizle idare olunma hakkımızı elimizden aldılar. Diniyle idare olunmayan Müslüman neyle idare olunursa olsun, hür değil esirdir. Müşrik rejimin verdiğini yutanlar, dediğini tutanlar, Allahû Teâla’yı unutanlardır. Allahû Teâla,  tevhidin istiklali için bizden mücadele etmemizi istiyor:

 

“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.

 

Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir toplumuna karşı bize yardım et” demekten ibaretti.” (Âl-i İmran Sûresi/146-147)

 

Düşmanı bu topraklara uğratmamak, mâbedinin göğsüne nâ-mahrem eli değdirmemek, dînin temeli olan ezanları susturmamak için gözünü kırpmadan şehid olan dedelerin torunları kendilerini muhasebe etmeliler… O şanlı ecdâdın torunları; bugün, kalp ve inanç olarak, beyin ve düşünce olarak, vicdan, şekil ve davranış olarak kime benzemektedirler?

 

Müslümanların aileleri, Müslümanların toplumları, Müslümanların ibadet edilen mabedlerinden sayılır. Camide işlenen cinayetle ailede veya toplumda işlenen cinayet aynıdır. Aileyi, cemiyeti kirletenler, ibadet edilen mabedleri kirletmiş sayılırlar. “Noel Baba” ismiyle ve yılbaşı eğlencesiyle bağlantılı biçimde hayatımıza giren kutlamalar, mabedimizin göğsüne değen namahrem ellerdir.

 

Namahrem ellerin mabetlerimize dokunmasına imanlı eller olarak engel olacağız. İslâm coğrafyası, Müslümanların üzerinde yaşadıkları topraklar, Müslümanların müşterek mabedleri hükmündedirler. Buralardan müstevli harbi ve mürtedleri çıkartıp atmak için mücadele etmek, imanı olan her Müslümanın azad kabul etmez görevidir. Müslümanlar olarak İslâmî istiklal hususunda umud yükümüz, yağmur taşıyan bulutlardan daha yüklü olmadığı sürece mü’min olmanın zevkini göğsümüzü gere gere bu topraklarda yaşayamayız.

 

İslâm topraklarında Ebu Cehil’in torunları İslam’ın kutsal değerlerine dil uzatarak gündem oluşturmaya ve Müslümanların sabrını denemeye çalışmaktadırlar. İslâmî istiklalin evrensel ezeli sesi Ezan-ı Muhammedidir. Ezan evrensel mesajımızdır. Cami ümmetin ortak malıdır. Aile, ümmetin kutsalıdır. M. Akif Ersoy’un çağrısı şudur:

 

“Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

 

Dinde iman ve istiklal ayrılmazlığı esastır. İslâmî istiklal şuurumuz, imanımızdan akıp gelir. İslâm ümmeti olarak korkmadan, ezelden beridir hür yaşamış olmanın asaleti ve coğrafyamıza, topraklarımıza alçakları uğratmama kararlılığıyla kükremiş sel gibi bendimizi çiğneyip aşarak, dağları yırtarak, enginlere sığmayarak, iman dolu göğsümüz ve serhaddimizle güncelleyerek İslâm’ı yeniden ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde yegâne amir kılma mücadelesine devam etmeliyiz.

Memleketin merkezinde duruyor Avrupaî kanunlar adına dikilitaş. Haykırır kimileri alalım buradan bir baş. Avrupa putlarından bize gelmez ne maaş ne aş. Bırak bunlar senin dinin sana yeter, yeter ki din sen kardeşlerinle dini hayata hâkim kılma hususunda uzlaş ve anlaş. Dininden başka herhangi bir şeyle idare olunmaya razı olmayan her Müslüman muhterem. Allah’ın şeriatı taşlandı, bel’amlar fetva tedarik ediyorlar her telden kuyuya düştü lâşe, sular şimdi namahrem!

 

Günümüz Türkiye’sinde Avrupa’dan getirilip dayatılan İstanbul Sözleşmesi, diğer Avrupaî kanunlar gibi, mabedimizin/mahremimizin göğsüne dokunan bir namahrem eli. Bunun böyle olduğunu her Müslümana belletmeli. İslâmi değerlerin toptan yok edilmesi ya da sürgüne gönderilmesi neticesinde belleksiz kalmış bir çağda, imha edilmek istenilen ‘anlam ormanı’nı, ‘baş eğmeyen bir kelam’la ve ‘ateşten bir lügat’le, korumaya çalışmak, bizim iman borcumuzdur. İslâm sancağını burçlara dikip iklimlerde esen yel olmalıyız. Mahremimin göğsüne namahrem eli değmesin diyorsan; behemehâl tohum ol toprakta, çatla ve yarıl. Kucak aç göklere kıyâma sarıl. Dönmezse meyveye çiçeğe darıl. Namahrem bilmeli ve anlamalı; kimimiz Türk, kimimiz Kürt, kimimiz Arap, kimimiz Laz, kimimiz Çerkez’iz. Ama hepimiz bir tek Allah’a kul, bir tek Peygamber’e ümmetiz. Mahremimizin göğsüne namahrem eli değmesin diyenler ne zaman ki kıbleye yönelirse hepsi bir saftan. İşte o zaman mihrâbdaki imâm, cenkte komutan. Cepheye koşanların bir elinde Kur’ân, öteki elinde kalkan. Mahremimizi korumak için namahreme karşı savaşan ecdadımızın mücadelesi hayatımızın aynası. Çarmıha gerilemez namus, iffet, mabed, mahrem davası! 

Google+ WhatsApp