Lût Kavmi’ni Diriltmek

Lût Kavmi’ni Diriltmek


“Hani Lût, kavmine şöyle demişti: ‘Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?. Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz’. Kavminin cevâbı: ‘Bunları yurdunuzdan sürüp çıkarın, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış’ demekten başka olmadı. Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve âilesini kurtardık; o (karısı) ise (helâka uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkârların uğradıkları sona bir bak işte” (A’raf 80-84).

Âyette kınanan, Lût Kavmi’nin “erkek-erkeğe” şeklindeki eş-cinsel eylemleridir (eleştiri, îtirâz ve isyânımız her türlü sapkınlığa olduğu için, erkek-kadın, erkek-erkek ve kadın-kadın şeklindeki her türlü sapkınlık için de söz-konusudur) ve âyette bu eylem; “hayâsız bir çirkinlik” olarak ifâdelendiriliyor. Zîrâ bu sapıklığı yapan iki taraf da, fıtratlarına ve doğalarına aykırı olarak a-normâl dolayısıyla “çirkin” bir iş yapmaktadırlar. Bu çirkinliğin ortaya çıkmasının nedeni, Allah’ın emirlerine ve peygamberlerin uyarılarına aldırmayan toplumların varıp dayanacağı şeyin mutlakâ bir çirkinlik ve sapıklık olacağından dolayıdır. İşte Lût Kavmi de, İslâm’a uygun yaşamadığı için şeytanın ayartmasıyla, sünnetullaha, fıtrata ve doğala aykırı davranarak bu sapıklığı ilk kez ortaya çıkarıp yaygınlaştırmışlardır.

Bâzıları bir parantez ekleyerek, âyetin: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?” bölümünü: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin (bu düzeyde) yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?” şeklinde çeviriyorlar. Parantez içinde “bu düzeyde” şeklinde yapılan ekleme, yapılan bu çirkinliğin ve sapıklığın sanki “hep yapıla-gelen bir şey olduğu için çok da a-normâl bir durum olmadığı” mesajını veriyor. Olayı yumuşatıyor. Böyle bir parantez-içi ekleme yapılınca, “sanki tâ Âdem’den bêridir yapıla-gelen bir şeymiş gibi” bir mânâ açığa çıkıyor. Böylece yapılan sapıklık “modernitenin bu sapıklığa onay vermesi ve bu çirkinliği normâlleştirerek meşrûlaştırması” nedeniyle, bâzıları tarafından da normâlleştirilmekte ve meşrûlaştırılmaktadır. Âyete o parantez-içi eklemeyi yapmak, söz-konusu sapıklığı meşrûlaştırmakta ve normâlleştirmektedir. Zîrâ “bu zâten her zaman olan bir şeydir, Allah bu işten râzı değil ama, bu iş olabilen bir şeydir” mesajı vererek çirkinlik güyâ yumuşatılmaktadır.

Eşcinsellik, çok-çok istisnâi bâzı tıbbî sebeplerin dışında, bozuk âile yapısından kaynaklanan bir sapıklıktır. İnsan yalnız ve kendi başına bırakılmaya gelmez. Çünkü şeytan sürekli olarak böyle anları kollamaktadır. Şeytanın verdiği vesvese, kişi tarafından değerlendirmeye alındığında ve bir kere uygulamaya sokma düşüncesi oluşup uygulandığında arkası gelir ve kişi o işe alışır gider. Böylece bu iş toplumda kısa sürede yaygınlaşıverir. Bu her günah, haram ve sapıklık için böyledir.

İletişim araçları, internet ve sosyâl medya bu sapıklıkların ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına neden olan etkenlerden biridir. O hâlde çocuklar mutlakâ sağlam bir âile ve kardeş-arkadaş çevresi içinde olmalı ve böylece sürekli bir denetimde kalmalıdır. Öyle ki, şeytana hiç-bir alan bırakılmamalıdır.

Bilindiği gibi modern âileler “anne işe, baba işe, çocuk kreşe-okula ve sonra da kendi başına kalma” şeklinde bir hayat yaşamaktadırlar. Bahsettiğimiz çirkinliğin ve sapıklığın başlaması ve yaygınlaşmasının nedeni budur. Eşcinselliğin artması, modern âilenin seküler-modernite nedeniyle ahlâken bozulması ve laçkalaşmasının bir sonucudur. Âile bozulunca ve dağılınca, âilenin sevgisinden ve denetiminden uzak kalan bireyde her türlü sapkınlığa meyil başlaması ve kısa zamanda da bu yola sürüklenmesi çok olasıdır. Kişi, bu işi yapan kişilerle arkadaş olmuşsa, artık o sapkın yollardan birine girmek nerdeyse kaçınılmaz olmaktadır.

90’dan önceki zamanlarda birinin ismini bir eşcinsel ile anmak kavga sebebiydi, şimdilerde bu bir övünç ve hava atma sebebi hâline gelmiştir-getirilmiştir. Eşcinsellik ve sapık cinsel tarzlar eleştirilip îtirâz-isyân edilmesi gerekirken, tam tersine, “cinsel eşitlik ve özgürlük” bağlamında savunulmaya başlandı. Şu iyi bilinsin ki, şeytanın vahyettiği dostları olan küresel tâğutlar, insanlığı ifsâd edip saptırmak istemektedir. Zîrâ Dünyâ’nın efendisi olmaları buna bağlıdır. Zâten an îtibârıyla Dünyâ’yı istedikleri gibi yönetebilmelerini de buna borçludurlar. Şeytânî projeleri için de bu sapkın akımları canlı tutmaları şarttır. O hâlde modern zamanlarda iyice yaygınlaşmaya başlayan bu sapıklıklar, “doğal bir durum” değil, şerefsizce yapılan bir hesâbın sonucunda ortaya çıkan ve yaygınlaşan bir projedir.

Lût Kavmi yaptığı sapıklığa bir-anda başlamadı tabî ki. Şeytan, vesveseleri ve ayartmaları ile sapkınlığı ilk önce zihinlerde kabûl ettirip onları bu işe hazırladı. Şeytan bu duyguyu kışkırttı. Nefs kışkırtıldı ve bu sapıklık başlayınca hemen sonra da normâl ve meşrû olarak görülmeye başlandı. O sapıklık meşrû olarak görülünce ve nefis buna râzı olunca geriye, bunu pratiğe dökmek kaldı ve artık pratiğe dökülünce, -aynen günümüzde olduğu gibi- halk çoğunluğu tarafından da normâl olarak görülmeye ve uygulanmaya başlandı. Üstelik halkın bir-çoğu bu pis işi yapınca ve halkın geneli de bu çirkin işi yapmasa bile meşrû ve normâl olarak görmeye hattâ ölümüne savunmaya başlayınca; “uyarıcı, uyarı ve ardından da helâk” kaçınılmaz oldu. Bu sünnetullahtır. Sünnetullah her zamanda farklı işleyebilir ama yapılan bir sapıklık ve zulüm karşısında mutlakâ devreye girer.

Demek ki bir sapıklık daha düşünce aşamasında ve yaygınlaşmadan alt edilmelidir. Aksi-hâlde o sapıklık çok yaygınlaşacağından ve halkın büyük çoğunluğu tarafından normâl olarak görüleceği için ber-tarâf edilemez ve iş Allah’a kalır. Allah da evvelkilere uyguladığı sünneti devreye sokar. Meselâ zinâya daha yaklaşma aşamasında engel olmazsanız, bir adım atıp da yaklaştığınızda artık ona engel olamazsınız. Nefis bir kere kışkırtıldığında ve şeytan o sapıklığı normâl ve meşrû gösterince gerisi gelir ve o sapkınlık kısa zamanda yaygınlaşıverir. Daha düşünce hâlindeyken yada en geç ilk uygulamada başı ezilmelidir sapıklığın, haramın, pisliğin ve yanlışlığın. Yoksa bir şey demeyerek ilk tâviz verildiğinde arkası hemen gelir ve yaygınlaşır. Yaygınlaşınca da zamanla halkın gözünde normâlleşir ve meşrûlaşır, hattâ savunulmaya başlanır. Şeytan, insanların o sapıklığı meşrû görmeleri için gerekli mantığı onlara fısıldayacaktır.

İnsan, gördüğü şeye daha çabuk iknâ olur. Uygulanan şeyi daha kolay benimser. Çünkü “olabiliyor” düşüncesi hâkim olur. Sapıklık bir kez yapıldığında ve olması gereken eleştiriyi, îtirâzı ve isyânı görmediğinde bir bakmışsınız aynen günümüzde olduğu gibi yayılıp yaygınlaşıvermiş ve normâlleşivermiştir. Sapkınlar meydanlarda cirit atmaya başlayıvermiştir ve haklar istemektedirler. Üstelik yaptıklarının çok normâl olduğunun kabûl edilmesi için yürüyüşler ve çeşitli baskılar yapmaya başlamışlardır. İç ve dış düşmanlar ve de modernliği bir şey sanan ahmaklar da buna destek olunca, bu sapık(lık)lar kânun ile korunma altına alınır. Korunmaya alınan sapıklıklar ve sapıklar zamanla bir virüs gibi her yeri sarar. O hâlde önlemi daha iş ortaya çıkmadan almak gerekir ve bu konuda aslâ en küçük bir tâviz bile verilmemelidir. Çünkü iş işten geçtikten sonra alacağınız önlemlerin hiç-bir faydası olmayacaktır. Bu konuda Kur’ân bizim en baş yardımcımız olacaktır. Zîrâ Kur’ân, Hz. Lût üzerinden bu sapıklığın ağır bir helâkı gerektirecek ölçüde bir pislik, çirkinlik ve sapıklık oluğunu apaçık bir şekilde göstermiştir. Kur’ân bu konuya çok önem verir ve çeşitli sûrelerde tekrar-tekrar bu konu üzerinde durur ve bu sapıklıktan sakınılması emreder.

Kur’ân’ın nüzûl sırasına göre Lût Kavmi’nin yaptığı sapıklığa değinen âyetler şu şekildedir:

Şuârâ Sûresi

160- Lût (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.

161- Hani onlara kardeşleri Lût: “Sakınmaz mısınız?” demişti.

162- “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

163- Artık Allah’tan korkup-sakının ve bana itaat edin.

164- Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine âittir.

165- Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz?.

166- ‘Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz”.

167- Dediler ki: “Ey Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın”.

168- Dedi ki: “Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım.

169- Rabbim, beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar”.

170- Bunun üzerine onu ve bütün âilesini kurtardık.

171- Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hâriç.

172- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.

173- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü.

174- Gerçekten, bunda bir âyet vardır, ama onların çoğu îman etmiş değildirler.

Neml Sûresi

54- Lût da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz hâlde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?.

55- Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?. Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz”.

56- Kavminin cevâbı: “Lût âilesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.

57- Biz de, onu ve âilesini kurtardık, yalnızca karısı hâriç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik.

58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.

Kamer Sûresi

33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı.

34- Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lût âilesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;

35- Tarafımızdan bir nîmet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.

36- Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.

37- Andolsun onlar, onun konuklarından da murâd almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. İşte azâbımı ve uyarmamı tadın.

38- Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde karârını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi.

39- Şimdi azâbımı ve uyarmamı tadın.

A’raf Sûresi

80- Hani Lût kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?.

81- Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz”.

82- Kavminin cevâbı: “Bunları yurdunuzdan sürüp çıkarın, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!” demekten başka olmadı.

83- Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve âilesini kurtardık; o (karısı) ise (helâka uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı.

84- Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkârların uğradıkları sona bir bak işte.

Saffât Sûresi

133- Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.

134- Hani biz onu ve âilesini topluca kurtarmıştık.

135- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.

136- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.

137- Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.

138- Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?.

Hûd Sûresi

77- Elçilerimiz Lût’a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: “Bu, zorlu bir gün” dedi.

78- Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. “Ey kavmim” dedi. “İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah’tan korkun ve beni misâfirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?”.

79- Dediler ki: “Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun”.

80- Dedi ki: “Size yetecek gücüm olsaydı veyâ sağlam bir yere sığınabilseydim”.

81- (Elçiler) Dediler ki: “Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında âilenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiç-biriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat karın başka. Çünkü onlara isâbet edecek olan (azap), ona da isâbet edecektir. Onlara vâdolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?”.

82- Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık;

83- Rabbinin katında belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış olarak. Bunlar zâlimlerden uzak değildir.

Hicr Sûresi

59- Ancak Lût âilesi hâriçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız.

60- Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır.

61- Böylelikle elçiler Lût âilesine geldiklerinde,

62- (Lût) Dedi ki: “Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz”.

63- “Hayır” dediler. “Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik.

64- Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz.

65- Hemen âileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin”.

66- Ve onlara şu emri verdik: Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlakâ kesilecektir.

67- Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.

68- (Lût onlara) “Bunlar misâfirimdir, beni utandırıp dillere düşürmeyin” dedi.

69- “Allah’tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin”.

70- Dediler ki: “Biz seni herkes(in işin)e karışmaktan alıkoymamış mıydık?”.

71- Dedi ki: “Eğer yapmak istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım”.

72- Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.

73- Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.

74- Ânında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.

75- Elbette bunda derin kavrayışa sâhip olanlar için gerçekten âyetler vardır.

76- O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır.

77- Elbette, bunda îman edenler için gerçekten âyetler vardır.

Ankebût Sûresi

28- Lût da; hani kavmine demişti: “Siz gerçekten, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı ‘çirkin bir utanmazlığı’ yapıyorsunuz.

29- “Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir-araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?”. Bunun üzerine kavminin cevâbı yalnızca: “Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah’ın azâbını getir” demek oldu.

30- Dedi ki: “Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et”.

31- Bizim elçilerimiz İbrâhim’e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: “Gerçek şu ki, bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zâlim oldular”.

32- Dedi ki: “Onun içinde Lût da vardır”. Dediler ki: “Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve âilesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır”.

33- Elçilerimiz Lût’a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: “Korkma ve üzülme. Karın dışında, seni ve âileni muhakkak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır.

34- Şüphesiz biz, fâsıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz”.

35- Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir âyet bırakmışızdır.

Görüldüğü gibi, bir-çok âyet ile Lût Kavmi’nin yaptığı pislikten ve sapıklıktan bahseden Kur’ân’da bu konuya çok önem verilmiştir. Çünkü Allah, târihin bâzı dönemlerinde ve günümüzde modern zamanlarda görüldüğü gibi, Lût Kavmi’nin başlattığı sapıklığın yaygınlaşacağını biliyordu. Bunun önüne geçmek için de Kur’ân’da bu konuya çok değinilmiştir.

Aslında verilen âyetler bir kitap çapında tefsiri gerektirecek oranda önemlidir. Zîrâ günümüzde görüldüğü gibi LGBT tarafından yapılan etkinlikler, gösteriler ve ahlâksızca mesajlar ve hareketler, haddin aşırı bir şekilde aşıldığını çok net olarak göstermektedir.

Lût Kavmi örnekliğinden mülhem; “başımıza gökten taş yağacak” sözü üretilmiştir. Esâsen şeytanın taşlanmadığı her durumda başımıza gökten maddî-mânevî taşlar yağar. Lût Kavmi’nin başına da, yaptıkları eşcinsellik sapıklığı nedeniyle taş yağmıştı da oranın altı üstüne getirilmişti. Son Peygamber ve Kur’ân ile birlikte neyin ne olduğu en ideâl bir şekilde ortaya konduğu için artık gökten başımıza belki taş yağmasını bekleyemeyiz ama böyle giderse çok yakın bir süre sonra başımıza gökten eşcinseller yağabilir. Çünkü böyle giderse tüm Dünyâ’yı eşcinseller ve sapkınlıklar dolduracaktır. Böylece Dünyâ ifsâd ve helâk olmuş olacaktır. Zîrâ eşcinsellik normâl, doğal ve fıtrî değildir. Sünnetullaha bir isyândır. Fakat sünnetullaha karşı yapılan isyânda kritik eşik aşılır-aşılmaz helâk da ardından gelir.

Eşcinsellik için “hastalık” diyorlar. Oysa eşcinsellik çok-çok az bâzı tıbbî istisnâlar hâricinde sapıklıktan başka bir şey değildir. Bâzen çok istisnâi olarak bu şekilde dürtüler varsa da bunların tedâvileri yapılabilmektedir. Eşcinselliğin “hastalık”la ilgisi sâdece “bulaşıcı” olmasıdır. Eşcinsellik bulaşıcıdır. Kışkırtılan nefislere bulaşır.

Bir şeyin cezâsı o şeyin kendi türünden olur. Aslında cezâyı gerektiren şeyin kendisi bir cezâdır. “Gay” ve “lezbiyenlik” şeklinde erkek-erkeğe ve kadın-kadına olan eşcinsellik de aslında bir cezâdır.

Modern Dünyâ Sodom ve Gomere’ye dönüştürülmek istenmektedir ve bu uğurda epey bir yol da alınmıştır. Bu durum toplumu bozmakta ve dağıtmaktadır. Zîrâ bu sapıklık, evlilikleri iptâl etmekte ve nesli ifsâd etmektedir. Bir proje kapsamında insan sayısını azaltmak isteyenler bu sapıklığın yaygınlaşması için destek olmaktadırlar.

Bu işin yaygınlaşması siyâsilerin ve çıkardıkları kânunların yoluyla oluyor. Sapıklığı koruyan kânunlar o sapıklığın yaygınlaşmasına ve popülerleşmesine neden oluyor. Avrupa’ya, Amerika’ya ve moderniteye uyacağız diye sapıklıklar kânunlaştırılıyor ve sapıklar korunmuş oluyor. Onları eleştirmek bile yasaklanınca bu yola girenler çoğalıyor. 6284 sayılı kânun ve İstanbul Sözleşmesi, kadın-erkek arasındaki cinsiyet farkını belirsiz hâle getirerek ve âileyi bitirerek eşcinsellik sapıklığına alan açıyor ve eşcinselliği yaygınlaştırıyor. Çünkü bu kânunlar “cinsiyet eşitliği” gibi bir saçmalığı dillendiriyor ve normâlleştiriyor. Böylece erkek erkeklikten, kız da kızlıktan çıkıyor. Erkekler kız gibi, kızlar da erkek gibi davranıyor. Ama bu sâdece giyimde-kuşamda kalmıyor ki!, cinsellikte de cinsiyete aykırı davranılmaya başlanıyor.

Dünyâ’ca ünlü “gay”ler ekranlara çıkıyor ve sapıklıklarının çok doğal ve normâl olduğunu anlatıyorlar ve insanlar da onları mal gibi dinliyor. Belki de o anda onu dinleyenlerden bâzıları da onu örnek almayı kafasına koyuyor.

Lût Kavmi’nin yaşadığı rezâlet, “insan hakları” diye savunuluyor artık. “Zorlama yoksa sorun yoktur” deniliyor. Ona karşı çıkmak “insan haklarına karşı çıkmak”la eş tutuluyor. Kadınlarla kadınların berâberliği de aynı şekildedir.

Aslında bu sapıklık bir sonuçtur. Allah’ın göklere hapsedilmesi (deizm) ve hattâ orada bile O’na yer verilmeyerek inkâr edilmesi (ateizm), Peygamber’in değersizleştirilmesi ve Kur’ân “güzel örnek” dediği hâlde o’nun ideâl ve muhteşem ahlâklı hayâtı “gelenek” ve “şirk” olarak görülerek gündem-dışı edilmesi; Kur’ân’ın sâdece kâlplerin ve zihinlerin Kitab’ı yapılması, hayatta ise Kur’ân’a göre değil de kışkırtılmış nefislere sâhip olanların ortaya koyduğu fikirler ve kânunlara göre hayâtın düzenlenmeye çalışılması fakat düzenlenememesi; dînî ve mânevî değerlerin geri plâna atılması yada yok sayılması; ataların yaşama tarzının sıradan ve değersiz gösterilmesi-görülmesi ve atalarla ilişkilerin kopması; lâik-seküler-demokratik-kapitâlist-liberâl-emperyâlist-bireyci-özgürlükçü-feminist ideolojilerin ve sistemlerin hayâtı kuşatması ve ahlâksızlaştırması; şeytanın uşakları olan tâğutların her dediğinin yapılması vs. gibi nedenler durumu buraya kadar getirmiştir. Modern insan artık şerefsizlik yapmayı ve ahlâksızca yaşamayı bile “yanlış” olarak görmüyor. Yeter ki o şerefsizliğin ve sapkınlığın sonucunda bir çıkar ve haz elde edebilsin. Modern insan “ne yapıldığıyla” ilgilenmiyor, o şeyi “haz veriyor mu” diye bakıp değerlendiriyor ve “haz veriyorsa iyi ve doğrudur” diyor.

Lâkin; varlığın bir Yaratıcı’sı vardır ve Yaratıcı, varlığa bir nizam koymuştur. Uyarıcılara ve uyarılara aldırmayıp da bu nizâma aykırı hareket edildiğinde ise çok da uzak olmayan bir vâdede -sünnetullah gereğince- “helâk edici kânunlar” devreye girecek ve insanlar acı azapla karşılaşacaktır. Zîrâ: “O pek acı azâbı görünceye kadar ona inanmazlar” (Şuârâ 201) âyeti tezâhür etmekte ve “pik” yapmaktadır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Google+ WhatsApp