Liyakat ve ehliyet meselesine iki örnek

Liyakat ve ehliyet meselesine iki örnek


Liyakat ve ehliyet meselesine iki örnek

 

 

Nereye gitseniz, liyakat ve ehliyet sorunu konusunda bir serzeniş dinlersiniz. Devlet kademelerinden sonra, bunu özel sektörde de duymaya başladım.

Bir de Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağı olmadığına, liyakat ve ehliyet sahibi insan bulmak konusunda sıkıntı çekildiğini iddia edenler var.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Buna karşın benim tezim hep şu olmuştur: Hayır, Türkiye’nin insan kaynağı sorunu yoktur. Türkiye’nin liyakat ve ehliyet sahibi insanların istihdam edilme sorunu vardır.

Bu sözümü doğrulayan iki olay yaşadım son bir haftada. Hem tezimin doğruluğuna sevindim hem de gelecek için umutlu olmamızı gerektiren bir durum gördüğüm için mutlu oldum.

DİJİTAL DEVRİME HAZIRLANAN BEYİNLER

Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde bir ekip, uzun süreden beri ‘geleceğin üniversitesi nasıl olmalı?’ sorusunun peşine düşmüş, harıl harıl çalışıyor. Sonunda ‘Yeni nesil üniversite’ diye bir tez geliştirdiler ve bunu artık uygulama aşamasına geçtiler.

Önceki gün, Sabancı Üniversitesi’nde, yeni nesil üniversitelerin dijitalleşmesi konusunda mini bir arama konferansı düzenleyerek, son derece ilginç bir tartışma açtılar.

Oraya gittiğimde Türkiye’de dijital devrimi algılamış, buna göre kendini geliştirmiş ve dünyadaki gelişmeleri takip eden bir ekip buldum. Hepsi cins kafa. Çok önemli okullarda okumuş, çok önemli eğitimler almış ve hepsinden önemlisi, dijital devrimi kavramış insanlardı.

Onlarla küçük masalar etrafında beyin fırtınası yaptık. Eğitimin ve üniversitelerin dijitalleşmesi konusunda şaşırtıcı tespitler yapıldı. Fakat hepsinden önemlisi şu ortak kanaatti benim için: “Eğitimin dijitalleşmesi demek, teknolojik cihazlarla okulları donatmak değildir. Dijital devrime uygun zihinsel dönüşümü yapmaktır.”

Gencecik insanların zihnimizi açan konuşmaları, Türkiye’nin çok önemli özel sektör temsilcilerinin bize vizyon kazandıran tespitlerini; neşeli, rahat, gerilimden uzak bir çalışma ortamında dinlemek doğrusu beni çok etkiledi.

Birçoğu ile siyasi yakınlığım olmamasına rağmen, fikir üreten, katma değer üreten insanların bir arada, nasıl da uyumlu çalıştığını gördüm ve çok mutlu oldum. Bu insanlar gerçekten liyakat ve ehliyet sahibi insanlardı. Ve gerçekten ülkede katma değer üretecek ekip bunlardı.

Velev ki devlet bu insanları şimdi istidam etmiş olmasın. Bir gün devlet, liyakat ve ehliyet sahibi bu insanların kapısına gelmek zorunda kalacak. Buna emin oldum.

GELECEĞİN TÜRKİYE’SİNDE YÜKSEK ÖĞRETİM NASIL OLMALI?

Bu toplantıdan üç gün sonra, başka bir proje toplantısına katıldım. Bir sivil toplum örgütü düşünün. “Geleceğin Türkiye’si” diye kendisine bir dert edinmiş. Uzman kadroları bir araya getirmiş ve seçtiği alanlarda raporlar hazırlıyor.

Ne devletten bir şey istiyorlar. Ne yabancı bir devletin fonlarını kullanıyorlar. Ne yetiştirdikleri insanlar devlet kadrolarına girsin diye çaba içindeler. Ne de maddi bir beklentileri var. Tüm masraflarını ceplerinden karşılıyor ve ülkeleri için bir çaba harcıyorlar.

Sadece ve sadece Türkiye’nin geleceğini düşündükleri için, kaygıları olduğu için, ülkelerini sevdikleri için bilimsel çalışmalar yapıyorlar. Popülist değiller. Meşhur olmak için uğraşmıyorlar. İdeolojik saplantıları yok. Övmek ya da yermek için kendilerini konuşlandırmamışlar.

Dün, bu çalışmaların başında yer alan Prof. Nihat Erdoğmuş, “Geleceğin Türkiye’sinde Yükseköğretim nasıl olmalı?” raporunu açıklarken, ülkede böyle insanlar olduğu için gelecek adına umutlanmalıyız diye düşündüm. Uzun süredir emek verilerek, derinlikli araştırmalar yapılarak hazırlanmış bu raporda, dünyadaki gelişmeler izlenerek, Türkiye’nin geleceğinde yükseköğretim kurgulanmış.

Ne kadar kıymetli bir çalışma olduğunu, raporun sunumuna gelen, çok sayıda rektör, dekan, bilim adamı ve uzmanlar konuşmalarında ifade ettiler.

Bu sivil toplum kuruluşu (www.ilke.org), iş ahlakından dış politikaya, kültür politikasından iktisadi yapıya kadar, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren birçok konuda yeni raporlar hazırlıyor. Ve projelerin ana sloganı şu: ‘Değişim şart’.

GEÇ KALMADAN İŞİ EHLİNE VERMEK ŞART

Dünyadaki akıl almaz hızlı gelişmelere, mevcut durumu koruyarak ayak uyduramayız. Bu öylesine hızlı ve etkili bir süreç ki, 5 yıl bile ülke tarihinde çok önemli sapmalara neden olabilir. Bu yüzden süreci iyi yönetmek zorundayız.

Türkiye’yi değişen dünyaya ve dijital devrime hazırlayabilecek kadroların bir kısmını gözlerimle görmüş oldum. Bu insanların dünyayı nasıl tanıdığını ve alanlarının nasıl uzmanı olduklarını yaptıkları çalışmalar ispatlıyor zaten. Türkiye’nin gelecek vizyonu bu liyakatli ve ehliyetli insanların omuzlarında şekillenecek, buna eminim.

Devleti yöneten kadroların şu anda daha çok sadakat kısmına önem verdiğini biliyorum. Bu da önemli. Ancak bir gün dünya ile rekabet edemeyecek bir hale gelindiğinde, devlet mecburen işi ehline teslim etmek zorunda kalacak. Aksi takdirde sitem iflas eder.

Tek dileğim, fazla zaman kaybetmeden ideolojik, siyasi, etnik ya da inanç ayrımı yapmadan, bu insanları bulup, devleti geleceğe hazırlayacak birimlerin başına geçirilmesidir. Yoksa bu nitelikli insanların zaten devletle çalışmak diye kendilerini öldürdükleri yok.

Umutluyum şahsen. Başka seçeneğimiz de yok zaten!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp