“Libya Türkiye’nin denizden komşusudur”

“Libya Türkiye’nin denizden komşusudur”


“Libya Türkiye’nin denizden komşusudur”

 

 

Türkiye’nin Libya’nın meşru yönetimi olan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı mutabakat muhtırası Doğu Akdeniz’i salladı.

Bu muhtıra ile Türkiye, Akdeniz’de 18,6 deniz mili kıta sahanlığını ilan ederek Libya ile denizden artık resmen komşu oldu ve ilk kez kendi Münhasır Ekonomik Bölgesini kurdu. Bu kritik anlaşma aslında Türkiye açısından uzun süredir değerlendirilen bir konunun nihayete ermesi anlamına geliyor. Dr. Cihat Yaycı’nın ‘Libya Türkiye’nin Denizden Komşusudur’ kitabındaki gibi, uzun süredir öne sürülen gerçek verilere dayalı tez, Mavi Vatan doktrininin en önemli alanlarından biri, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ete kemiğe büründürüldü.

Libya’nın ve Türkiye’nin denizdeki haklarını koruyacak ve bölge ülkeleri tarafından ‘oldu bitti’ye getirilerek dayatılan petrol-doğal gaz aramalarının, enerji anlaşmalarının önüne set çekecek bu anlaşma, elbette Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır’ın yanı sıra AB gibi başka ülkelerin de tepkisini çekti.

Türkiye’ye diş geçiremeyeceğini bilen Yunanistan öfkesini Libya’nın büyükelçisinden çıkardı ve onu sınır dışı etti. Bel bağladıkları BM’den bu konuda “pozisyon almadıkları” açıklamasını duyunca, Batı ülkelerine koşup “Türkiye’nin yayılmacı politikalarını sürdürdüğü, Erdoğan’ın ‘yeni Osmanlıcı’ siyasetine devam ettiği ve durdurulması gerektiği’ yönünde ağlayıp sızlamalarına şaşırmamak gerek. Tabi şok olmuş Yunan medyasında, savaş tamtamları çalan manşetleri görmemiz artık vaka-i adiyeden olduğu için, buna da sürpriz diyemeyiz.

Öte yandan Mısır, ilk başta yüksek sesle tepki verse de kısa süre içinde sertliğini yumuşattı. Zira söz konusu anlaşma, aslında Mısır’ın da işine yarıyor.

Kiralık katil Halife Haftar

Libya’nın eli kanlı savaş lordu, başta BAE, Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır olmak üzere çeşitli ülkeler tarafından desteklenen Halife Haftar, elbette öfkeli koronun başını çekiyordu. Libya’nın doğusunu işgal etmiş olan, Bingazi’yi kontrolü altında tutan ve yıllardır süren Trablus’u alma çabalarında baskıyı artıran Hafter, Libya’daki vekalet savaşının kuklası olarak, aynı zamanda Türkiye karşıtlığını da uzun süredir sürdürmekte.

Bu yaz, Türk gemilerine Libya deniz sularını ve Türk uçaklarına hava sahasını kapattığını iddia eden Haftar, bu bölgede bulunan Türk vatandaşlarını tutsak etmeye başladı. Daha önce de benzeri hamlelerde bulunan Haftar, altı Türk vatandaşını tutuklamasına rağmen, Türkiye’nin hiddetinden çekindiği için serbest bırakmak zorunda kaldı. Trablus’u alamamanın nedenini Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne verdiği desteğe bağlayan Haftar’ın öfkeden çıldırmakta olduğunu söylersek yanılmayız.

Doğu Akdeniz’de kurulan tek taraflı oyun bozuluyor

Söz konusu anlaşma, sadece Libya ve Türkiye’nin egemenlik haklarını korumakla kalmayacak, aynı zamanda Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Lübnan, Gazze, Suriye gibi ülkelerin de, tıpkı Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi egemenlik hakları konusunda hak iddia etmelerinin önünü açacak. Zira, illegal adımlarıyla Doğu Akdeniz’i bölüşen Yunanistan, Mısır, İsrail ve Kıbrıs Rum kesimi, sadece Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsedip Yavru Vatan’ı hiçe saymıyor, aynı zamanda tüm bölge halklarının Doğu Akdeniz’deki haklarını gasp ediyor.

Türkiye bu anlaşmayla amacının gerginlik çıkarmak olmadığını, diyaloga açık olduğunu söylese de Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi şunu eklemeyi ihmal etmiyor: İki ülke Doğu Akdeniz’de ortak arama faaliyeti gerçekleştirebilir.

Malumunuz, Kıbrıs Rum Kesimi, 2003’ten beri Doğu Akdeniz’de maceracı bir politika peşinde koşarak, Türkiye gibi başka ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölgelerini kısıtlamaya yönelik tek taraflı anlaşmalar ve petrol ve doğal gaz aramaları yapıyor. Kuzey Kıbrıs’ın ve diğer bölge ülkelerinin haklarını hiçe sayarak İsrail, Yunanistan ve Mısır’la toplu anlaşmalara varıyor.

İsrail’in 9-10 yıl önce Hayfa limanı açıklarında gaz keşfetmesiyle Kıbrıs Rum yönetimi de sondaj faaliyetlerini artırıyor. Elbette 2010 yılında İsail’in ABD’li Noble Energy şirketiyle çalışarak keşfettiği söz konusu Leviathan gaz sahası’nın 600 milyon metre küp gaz barındırdığı iddiası Mısır ve Yunanistan’ı da heyecanlandırıyor. İsrail’in mevcuttaki Tamar gaz sahası İsrail enerji sektörüne gaz taşısa da, 80 milyon metre küp gaz barındırıyor ve İsrail’in elektrik ihtiyacının %60’ını karşılıyor. Eğer Leviathan’dan gaz çıkarmayı başarırsa İsrail net enerji ihracatçısı olacak. Öte taraftan, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de Afrodit adını verdikleri gaz sahasında gaz bulduğu söyleniyor. Bunların yanı sıra, irili ufaklı başka sahalarda da petrol ve gaz arama faaliyetleri sürdürülüyor. Zaten Türkiye’nin Fatih ve Yavuz gibi sondaj ve sismik araştırma gemilerini Doğu Akdeniz’e göndermesi, bu tek taraflı oyunu bozmak anlamına geliyor.

Karşı tarafta müzik sustu, artık kimse dans etmiyor

Uzmanların bir kısmı Doğu Akdeniz’de bu miktarda gaz olmadığını söylese de, bir başka kesim Gazze, Lübnan, Mısır’ın Sina açıkları, Suriye ve Kuzey Kıbrıs tarafında da keşfedilmeyi bekleyen daha çok gaz olduğunu söylüyor. 

İlk kesim haklı iseburadaki mesele yine de bir güç mücadelesi ve münhasır ekonomik bölge kavgası. Çünkü bir ülke sadece karadan oluşmuyor, aynı zamanda deniz ve hava sahası da barındırıyor. 

İkinci kesim haklı ise, Doğu Akdeniz’de keşfedilmeyi bekleyen gaz, dünyadaki enerji dengelerini değiştirecek nitelikte. Elbette net enerji ihracatçısı Rusya’nın ve her ne kadar İsrail’in arkasında dursa da ABD’nin buradan çıkacak gaza sıcak bakmadığı aşikâr. Ama Rusya’ya enerji açısından bağımlı olan Avrupa’nın, TANAP ve Türk Akımı ile Türkiye’ye de bağımlı olmak istemiyorsa, buradaki sondaj faaliyetlerine sıcak bakması normal.

Normal şartlarda İsrail, Kuzey Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır için en makul olan keşfettikleri gazı Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşımak. Ancak Kıbrıs sorunundan tutun, çözülemeyen Ege meselesine, Mısır’daki darbeden tutun, İsrail’in işgalciliğine pek çok konu, bunun önünde engel. Dolayısıyla bu dört ülke yanlarına İtalya’yı da alarak East Med adlı bir proje başlatıyor ve gazı Yunanistan-İtalya üzerinden Avrupa’ya taşımaya çalışıyor. Ancak projenin maliyeti çok yüksek; ilk tahminler yedi milyar dolar civarında. Eğer Mısır’da bir LNG tesisi kurulup buradan sıvılaştırılmış gaz da Avrupa’ya gönderilirse maliyet bir milyar dolar daha artıyor. Projenin AB tarafından finanse edilmesi isteniyor ancak bu büyüklükteki bir parayı AB nasıl çıkaracak? Üstelik de AB’ye uzun zamandır yük olan bir Yunanistan ve AB’den ayrılmayı kafasına koymuş İtalya için?

Şimdi Türkiye-Libya arasındaki deniz sınırı anlaşmasıyla, bu proje AB tarafından kabul edilse bile, inşa edilecek söz konusu boru hatları bu bölgeden geçecek; özetle İsrail, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, Türkiye’nin burada da oyuna girmesiyle kendi başına iş yapamayacak. Yani karşı tarafta müzik sustu ve artık kimse dans etmiyor.

Türkiye Libya’ya asker gönderecek mi?

Libya’ya asker gönderme meselesine gelince… Libya’nın güvenliği, varılan anlaşma ile beraber bizi artık eskisinden daha çok ilgilendiriyor. Türkiye’ye karşı düşman tavrı ile Türk gemilerini ve Türk vatandaşlarını tehdit eden Haftar, sadece Libyalılar için değil, Türkiye için de bir tehdit oluşturuyor ve bu tehdidi giderek artırıyor. Türkiye’nin, bu kiralık katile karşı Libya tarafından istenirse asker göndermesi, sadece Doğu Akdeniz’deki değil Libya’daki dengeleri de tamamen değiştirir. Bu durumda, BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve de Fransa gibi bazı ülkeler burada dilediği gibi at koşturamayacak ve ülkeye istikrar gelme ihtimali daha da artacak. 

2015 yılında Haftar’ın saldırılarının sürdüğü, Daeş tehdidinin yükseldiği dönemde gidip bir hafta geçirdiğim Libya, uzun zamandır yalnız. O gün Libya sokaklarında bile herkesin fısıldayarak söylediği, Haftar’ın arkasında BAE’nin olduğu, Muhammed Dahlan’ın Libya’da Kaddafi’nin ailesiyle anlaşmaya varıp Haftar’ın yolunu açtığı, Daeş’in buraya Sırbistan’daki silah fabrikasından silah gönderdiği, Daeş’le anlaşarak kanlı terör örgütünü Kaddafi’nin kabilesinin bulunduğu ve doğduğu yer olan Sirte’ye gönderdiği gerçeği bugün artık daha fazla kişi tarafından biliniyor.

Geçtiğimiz hafta Katar’da gerçekleşen Doha Forum’da konuşmasını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Başbakanı Fayez el Farraj, burada hem Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu hem Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile görüştü. Anladığımız üzere, Türkiye ile Libya’nın meşru yönetimi arasındaki ilişkiler büyüyerek sürecek. Aynı zamanda Katar’da yaptığım görüşmelerden aldığım izlenim, uzun süredir kaderine terk edilmiş Libya’nın, özellikle BAE’nin desteğiyle Haftar’ın savaşı sürdürmeye devam etmesi ve ilerleme kaydetmeyi kafasına koymuş olması nedeniyle, Katar’ın da radarına girmiş olması. Katarlı yetkililer, “Sorun yıllardır ortada, neden şimdi? sorusuna “Maalesef geç kaldık ama bundan sonra elimiz kolumuz bağlı oturmayacağız,” şeklinde cevap veriyor. Umarım öyle olur.

 

süper haber

Google+ WhatsApp