Libya çıkarması, Kasım Süleymani, ‘Şemsiye’ciler...

Libya çıkarması, Kasım Süleymani, ‘Şemsiye’ciler...


Libya çıkarması, Kasım Süleymani, ‘Şemsiye’ciler...

 

 

Bu sene kurduğumuz ‘ilk’ cümle şuydu; “2020’den itibaren Irak, kritik kriz noktalarından biri olarak hızla yükselecek”...

‘Hız’dan kastımız, 1 Ocak’ta yazdığımız bu kestirme 3 Ocak’ta ibra edilecek değildi ama.. Bu satırlar yazılırken geldiğimiz nokta; İran için tüm bölgedeki etkisinin sembol ismi Kasım Süleymani artık ölü, Iraklı Şii lider Sadr, ABD saldırısı sonrası Mehdi Ordusu’nun yeniden kurulması emrini verdi, ABD Irak’ta bulunan tüm vatandaşlarının ülkeyi derhal terk etmelerini istedi...

Şöyle yükselmişti; Irak’taki İran uzantıları Kerkük’te Amerikan varlıklarını vurdu, ABD karşılığında beş ayrı noktaya saldırarak onları cezalandırdı, Bağdat Büyükelçiliği’ne yüzlerce kişi yürüdü ve 1979 hatıraları canlandırıldı. Şimdi de Süleymani...

***

ABD büyükelçiliğinin duvarlarına yazılan, ‘Süleymani Liderimizdir’ yazısını okumamız gerekir; Tahran’dan üst üste yapılan intikam açıklamalarının, en azından bir kısmının ‘timsah gözyaşları’ olduğunu bilmeliyiz...

Tıpkı Trump’ın operasyon emrini verirken yaklaşan seçimlere etkisini hesapladığı gibi...

Esasen Kerkük ve ABD’nin yaptığı saldırı ile bir tür ödeşme yaşanmıştı. İki ülkenin açıklamaları sınırı aşmıyordu. Washington, “nefsi müdafaa” olarak tepkisini izah etmiş, İran da “misilleme” kelimesini kullanmamıştı. Sınırı geçen, elçiliğe saldırı oldu. Ama bu izahın sadece bir basamağı.

İran Dışişleri Bakanı Zarif’in kısa süre sonra BM faaliyetleri için ABD’ye gitmesi, burada kapalı kapılar ardında görüşmeler yapması bekleniyordu...

Süleymani’den sonra bu ziyaret gerçekleşir mi gerçekleşmez mi? Gerçekleşirse Tahran’ın ABD ile görüşmelerinde eli daha rahatlar mı?..

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: «İran ile gerilimi azaltmaya hâlâ bağlıyız» sözünden ne anlarsınız?..

Ya da Trump’ın; ‘İran hiçbir savaşı kazanamadı ama hiçbir müzakereyi de kaybetmedi’ davetinden?

İŞİTECEK KULAĞI OLANLAR...

TBMM’deki Libya tezkeresi görüşmeleri sırasında muhalif görüşlerin, bir “ulusal çıkar/ulusal güvenlik meselesi görmedikleri söylemi, nasıl yoldan çıkıldığı kadar ne kadar çıkıldığı hakkında da fikir veriyor...

Libya ile yapılan mutabakata onay verenler, açık biçimde bu anlaşmanın olmaması halinde Türkiye’nin Mavi Vatan’ı kaybedeceğini kabullenmiş olurlar. Muhalefet de bu yönde oy kullandı.

Yine aynı muhalefet, Libya’da şu an BM tarafından tanınan iktidarın kırılganlığının anlaşmanın geleceğini tehdit ettiğini de söyledi.

Ama o iktidara destek verecek, anlaşmayı koruyacak askeri desteğe karşı çıktı!?

Yani “ulusal çıkar ve ulusal güvenlik” meselesinin varlığını zımnen kabul ediyorlar ama onları koruyacak askerin önünü kesiyorlar. Üstelik, ‘lejyoner’ göndermesi yaparak...

Bu ne anlama gelir?

***

Diğer taraftan, tezkerenin her açıdan muğlak olduğunu, bunu anlamadıklarını söylüyorlar...

Ama ABD, Fransa, İtalya, Rusya, Yunanistan, İsrail, Rum Kesimi, Mısır, BAE, S. Arabistan hatta Çin anladı! Reaksiyonları tezkerenin ne anlama geldiğini çok iyi anladıklarını gösteriyor.

Yani Libya’da taraf/oyuncu herkes anlıyor, muhalefet anlamıyor?!

Anlayanlarla anlamayan arasında bir uyum mu var?

ÇÖLDEKİ ŞEMSİYE...

İki muhalif vurguya özellikle dikkat çekmek isterim...

Birincisi, Türkiye’nin deniz aşırı bir harekâta girişirken ilk kez uluslararası bir şemsiyenin dışında kaldığını, oysa tezkere yerine Birleşmiş Milletler’e bir Barış Gücü kurulması teklifi götürülebileceğini, buna katkı vermeye Türkiye’nin hazır olduğunun da söylenebileceğini öneriyorlar.

Hayatın gerçeklerinin bu kadar dışında, karşılanması günümüz uluslararası şartlarında ‘hiçlik’ mertebesinde öneri duyulmamıştır.

Dış politikada ‘reelpolitik’e tapma derecesinde bağlı olanlar açısından bu öneri garip olduğu denli, Libya’yı da, anlaşmayı da, Türkiye’yi de Akdeniz’e yavaş yavaş gömmek anlamına geleceğini, BMGK’dan geçmesinin mucize olduğunu, aylar ve aylar süreceğini görmezden geliyorlar.

Şemsiye arıyorlar çünkü Türkiye’yi, TSK’yı şekerden sanıyorlar. O yağmurda eriyecek tek şey, eski monşerlerin ropdöşambırlarıdır.

Batı tipi şemsiye ihtiyacı ‘bağımsızlığı’ kavrayışlarıyla ilintilidir.

Nihayet, “ambargo altında” bir ülkeye asker, yardım gönderilmesine itiraz da çocukça. Mısır, BAE, Rusya, İsrail, vb, nereye yardım ediyorlar. Bugünün dünyası uluslararası kurum, kuruluşları kuranların dahi menfaatleri söz konusu olduğunda değer tanımadığını gösteriyor. Türkiye’ye yüzü kızarmadan bunları hatırlatacak tek bir ülke dahi bulunmuyor. Günahsız tek ülke yok.

***

Bu tezkere ve anlaşmalarla Türkiye Libya’da üs edinecek. Bu üs/üslerin “mülkiyet” gibi hayli ileri bir modelle kurulabileceği işareti de mevcut.

Libya dosyası kalın olacak. Aylar hatta yıllar sürebilir. Berlin Konferansı da, P5 artı 5 ülke deniyor, elbette önemli ama bunu dahi “giriş» faslından sayabiliriz. Önceliği yüksek olan Erdoğan-Putin görüşmesidir. 8 Ocak’ta yapılacak görüşme akışı yönlendirecektir.

Keza, tezkerede yer alan “ülkelere” ifadesi, Libya’dan başka ülkelerden de dar veya geniş anlamda destek alma, ileri giderek üslenme kapısını açık tutuyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp