Âletler akıllanıyor, ya insanlar?

Âletler akıllanıyor, ya insanlar?


Âletler akıllanıyor, ya insanlar?

 

 

“Akıllı tablet”, “akıllı bilgisayar”, “akıllı telefon”, “akıllı saat”, “akıllı buzdolabı”, “akıllı çamaşır-bulaşık makinası”, “akıllı fritöz, “akıllı kahve makinası”, “akıllı mutfak”, “akıllı ev”, “akıllı gözlük”, “akıllı araba”, “akıllı seccade”, “akıllı tespih”, vesaire…

Maşallah her şey akıllı. Akıllı eşyalar arasında aklımızı yitirmemize ramak var!

Eskiden eşyalar akılsız, insanlar akıllıydı. Dolayısıylaeşya (para dâhil) insana değil, insan eşyaya (paraya) hükmederdi...

Şimdi tam tersi.Hayatımıza büyük ölçüde bilgisayar, telefon, internet, televizyon ve para hükmediyor. Beynimiz âdeta devre dışı!

“Kullanılmayan organ işlevini yitirir” kuralınca, kullanmaya kullanmaya beynimiz önemli ölçüde işlevini yitirdi!..

Düşünemiyoruz, doğru düzgün cümle kuramıyoruz, meramımızı anlatamıyoruz, derdimizi paylaşamıyoruz, hatta adabıyla tartışamıyoruz bile.

140 karakterle dünyaya hükmettiğimizi zannede ede, hüküm altında tükeniyoruz. Veminel garaib!

Dimdik yükselen (dikey mimari) çirkin mi çirkin binalarda oturuyoruz. Birbirimize bırakınız hâl-hatır sormayı, selâm vermek için bile vakit ayıramıyoruz…

Çok hızlı yaşıyoruz: O kadar ki, fark etmeden bahar gelip geçiyor…

Çok hızlı yaşamamıza rağmen, hiçbir yere vaktinde yetişemiyoruz (YGS sınavına geç kalan gençler ağlaya ağlaya bihâl oldular). Her yere geç kalıyoruz (YGS sınavına bile)…

Şunu söyleyebiliriz ki; hızlı, dijital ve sanal hayat, hayatımızı alt-üst etti! Biraz yavaşlamak ve yakın tarihte kazandığımız bazı alışkanlıklarımızdan kurtulmak gerekiyor sanırım.

Yazı hayatıma elle yazarak başladım. Sonra mekanik daktiloya, ardından elektrikli daktiloya, nihayet bilgisayara geçtim.

Bilgisayar daha kolay bir aygıt, ne var ki yazdıklarınızın bir yanlış tuşla yok olması ihtimali var. Birkaç kez başıma geldi. Bu yüzden kâğıt dönemini özlüyorum.

Dijital alandan asla kitap okumam, çünkü bana görmek yetmez, koklamam ve hissetmem lâzım. Ayrıca, internetteki bilgilerin çoğuna güvenmem, yazılı “belge”isterim.

Geriye “akıllı telefon” kalıyor ki, akıllı cihazlar kullananların CIA tarafından gözlemlenip dinlenebildiğini öğrendiğim günden beri çok tedirginim.

Dışarıda (sokakta) çeşitli şekillerde gözetleniyorduk, artık içeride de gözetleniyoruz!

Yalnızlığımızda bile kalabalığız! Mahremiyetlerimiz paramparça olmuş. Onlarla birlikte biz de paramparça oluyoruz!

Gitgide bize ait bir şey kalmıyor. Kendimizden bile sakladığımız sırlar başkalarına gidiyor.

Sonuç: Huzursuzluk ve mutsuzluk!..

Yani ben, “Dijital dönüşüm”dediğiniz şeyi, tüm karakteristik ve kültürel özellikleriyle birlikte reddetmek istiyorum!

Keşke mümkün olsa, ama artık mümkün değil. “Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete!” Her daim “dijital dünya”nın saldırısı altındayız! 

Unutmayın dostlar: “Teknoloji” hayatı kolaylaştırır, ama “insan” yapmaz!

Soru şu: Hayatımızı “insan” olarak mı sürdüreceğiz, yoksa makineleşecek miyiz? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp