Laik yobazların İslam korkusu

Laik yobazların İslam korkusu


Laik yobazların İslam korkusu

 

 

Geçtiğimiz günlerde gazetelere göz atarken pek yabancı olmadığımız, bildik bir haberle karşılaştım. Bir kadın tedavi için gittiği hastanede doktorun kendisine dini telkinler yaptığını,  bir doktorun din adına konuşmasının kabul edilemez olduğunu ifade ediyor ve doktor hakkında şikâyette bulunduğunu söylüyordu. Kadın öfkeliydi. Nasıl oluyordu da, dünyadan elini eteğini çeken bir din, bir tıp doktorunun hayatında yer alabiliyordu? Dünyadan elini eteğini çeken bir din nasıl oluyordu da onun sosyal yaşamına müdahil olabiliyordu? Kadın hızını alamıyor ve ifadeleri ile adeta doktoru linç ediyordu. Ne kadar acı değil mi? Düşünün herhangi bir Batı ülkesinde bir doktor ya da eğitimci muhatabına inanç ve değerlerini telkin edebiliyor hatta psikiyatristler hastalarını dine, ibadete yönlendirebiliyor fakat nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkemde bir doktor Allah adına tek kelime edemiyor? Hele hele doktor hastasına Allah’ın insan bedeninde yarattığı hikmetlerinden söz edip onu şükre, tevekküle ve duaya teşvik etmişse, en büyük suçlu ilan ediliyor. Oysa onların model aldığı Batı’da hekimler duanın fiziki ve ruhsal katkılarından söz ediyor ve teşvik ediyorlar.

Bilindiği üzere laik Kemalist kesimin İslam’la kavgaları çok eskiye dayanıyor. Her nedense İslam’ın ışığı gece körlüğüne yakalanan bu kişilerde büyük bir rahatsızlık uyandırıyor. Zira onlara göre dinin göklerden inip yeryüzüne hâkim olması büyük bir tehlike. Hayatın her alanında karşımıza çıkan bu yobazlar, zihinlerini yasaklarla meşgul ederek kavgayı sürdürüyorlar. Düşünün bir kişinin içki içip sarhoş kafa ile dolaşması serbest ama insanları hakka davet etmesi yasak… Flört etmek çağdaşlığın bir göstergesi, tesettür ise tehlike…

Gazetede yer alan laik yobazın sarf ettiği ifadeleri düşündüm ve onun köhne zihniyetini anlamaya çalıştım ama anlayamadım… Hayatı sadece kendi mahzenlerinden ibaret gören bu dar görüşlü yobazlara acıdım. Düşünün zihinsel gücünüzü baskılayan ve fıtratınızla buluşmanıza engel olan bir zihniyetin hapishanesindesiniz ve dışarıdaki ışığı bir tehlike olarak algılayıp karanlığa mahkûm oluyorsunuz.

İslam ile kavgalı olan bu kimseler ne zarar gördülerse inançsızlıktan, iman ve ahlaki değerlerle savaşmaktan ve fıtratlarına yabancılaşmaktan gördüler? Eğer bugün bu insanlar ruhsal sorunlardan, anlam boşluğundan, mutlu ve huzurlu olamamaktan şikâyet ediyorlarsa bunun nedeni İslam’dan uzaklaşmalarıdır.

Ne acıdır ki, nüfusunun büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bu topraklarda çarpık yaklaşımları ile nesilleri dinsizleştirilen, kimliksizleştirilen ve köklerine yabancılaştırılan bir zihniyet mevcut. Bu zihniyet din bizim dünya ile ilişkilerimize karışmasın, bizim yiyip içtiklerimize, giyim kuşamımıza, tutum ve davranışlarımıza müdahil olmasın deyip kendilerini başıboş bırakılmış atıl varlıklar olarak görmekteler. Sanırsınız ki, din onları faydalı işlerden alıkoyup bir kafese kapatıyor… Sanırsınız ki, din onların mutluluğunu ellerinden alıyor. Sanırsınız ki din onları hürriyetlerinden koparıp esarete sürüklüyor. Oysa din onları düştükleri uçurumdan, tutuldukları buhranlardan, takıldıkları dikenli tellerden kurtarıp, vahyin güneşine taşıyor. Din onları şiddet ve nefretten uzaklaştırarak şefkatle tanıştırıyor. Din onları nefislerine köle olmaktan kurtarıp, özlerine döndürüyor. Fakat ilginçtir, bütün varlık alemi fıtratlarına uygun bir yaşam sürerken insanoğlu yön değiştiriyor ve özgür iradesi ile insanlıktan beşeriyete düşüş gösteriyor. Fakat laik teyzelere ve amcalara bunu bir türlü anlatamıyoruz.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp