Lahor’un ara sokaklarında

Lahor’un ara sokaklarında


Lahor’un ara sokaklarında

 

 

Bugünkü Gürcistan topraklarında dünyaya geldikten sonra, dönemin karmakarışık siyasî ortamında köle olarak Afganistan’a götürülen Ayaz’ın talihi, Gazneli Sultan Mahmud’un dikkatini çekmesiyle değişmişti. Yeteneklerini çok beğendiği Ayaz’ı yakın maiyetine dâhil eden Sultan Mahmud, ordunun ve devletin üst katmanlarında birçok kritik görev için de yine ona güvendi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Uzun ve zorlu bir kuşatmanın ardından, 1021’de Lahor fethedildiğinde, Gazneli Mahmud’un zihninde şehrin yönetimi için düşündüğü isim çoktan hazırdı: Ayaz. Sultanın kendisine olan itimadı ve maddî desteğiyle işe girişen Ayaz, 1040’a kadar, ilk Müslüman yöneticisi olduğu Lahor’u surlarla, kapılarla ve birbirinden güzel binalarla donattı. Şehir onun döneminde eğitim ve kültür alanında büyük bir ilerleme kat etti, edebiyat -ve özellikle de şiir- sahasında bölgesel bir çekim merkezine dönüştü.

Pazartesi günü, tarihî Lahor surlarının yanı başında, daracık bir kapıdan geçerek ziyaret ettiğimiz “Emir Ayaz Türbesi”, bu ihtişamlı geçmişten çok az alamet taşıyordu. İki yüksek binanın arasına sıkışıp kalan kabirde yatan kişinin kim olduğunu ve Lahor için ne anlam taşıdığını fark edebilmek için, tarihin koridorlarında ısrarlı bir gezintiyi göze almak gerekiyordu üstelik.

Lahor sokaklarındaki gezintimizin ikinci durağı, Kutbeddin Aybek’in kabri oldu. 1150’lerde Türkistan taraflarında dünyaya gelen Aybek, ilk önce Nişabur’da bir kadıya köle olarak satıldı. Ardından birkaç sahip daha değiştirdikten sonra, nihayet -Afganistan’da hâkimiyet kuran- Gurluların sultanı Muhammed tarafından satın alındı. Doğuştan sahip olduğu yetenekleri tecrübelerine ekleyen Aybek, yeni efendisinin gözüne girmekte gecikmedi. Muhammed Gûrî’nin emriyle Hindistan’ın fethine nezaret eden Aybek, 1206’da Muhammed’in suikasta kurban gitmesiyle “Hint Alt Kıtası’nın ilk Müslüman hükümdarı” olarak Lahor’da tahta çıktı. Delhi’ye yaptırdığı çok sayıda eserin yanı sıra Lahor’u da imar eden Aybek, 1210’da aniden hayata veda etti. Ölüm sebebi, tutkunu olduğu polo oyunu sırasında atından düşmesiydi.

Kölelikten devletin zirvesine tırmanan bu isimlerin bıraktığı tüm bu hatıraları tefekkür ede ede Lahor’un sokaklarında yürürken, yolumuz nihayet şehrin simgesi konumundaki Badşâhî Camii’ne çıktı. Babür İmparatorluğu’nun altıncı hükümdarı Evrengzib tarafından inşa ettirilen ve 1673’te ibadete açılan bu muhteşem mabet, Babür mimarisinin son büyük anıt eseri. Tıpkı, 1658’den 1707’ye kadar neredeyse 50 yıl tahtta kalan bânîsi Evrengzib’in de devletin son büyük hükümdarı oluşu gibi. Tarihî kaynakların “boş şeylerden nefret eden, zararlı ve kötü alışkanlıklardan uzak, dünya zevklerine karşı ilgisiz, deha derecesinde askerî kabiliyetlere sahip, kudretli bir yönetici” olarak tanıttığı Evrengzib, vefatı yaklaştığında, isimsiz ve sıradan bir kabre defnedilmeyi vasiyet edecek kadar mütevazı bir hükümdardı. Harika bir yağmur altında Badşâhî Camii’nde öğle ve ikindi namazlarımızı kılarken, Evrengzib Şah’a bir kere daha rahmetler diledik.

***

Lahor sokaklarında karşılaştığımız her bir işaret, 1947’de İngilizler tarafından araya çekilen sınır çizgisiyle Hindistan ve Pakistan olarak coğrafyanın ikiye ayrılmasından sonra, hikâyenin de tam ortasından ikiye bölündüğünü gösteriyordu. 1592’de Lahor’da doğan Şah Cihan’ın kabri, bugün Hindistan’ın Agra şehrinde. 1584-1598 arasında Lahor’u başkent olarak kullanan Babür İmparatoru Ekber, Hindistan’ın Fetihpur Sikri şehrini kuran hükümdar. Sih dininin kurucusu Guru Nanak, ‘ilahî ilham’a Lahor’da ulaşırken, bugün Sihlerin kutsal şehri Amritsar, Hindistan topraklarında. Buna benzer çok sayıda örnek, tarihin akışını takip edebilmek için coğrafyanın tüm ülkelerini aynı anda izlemek gerektiğine işaret ediyor.

Tarihsel derinliği bulunan şehirleri ziyaret ederken, zahirî kalabalığa, kaosa, gürültüye ve karmaşaya hiç takılmamak gerekiyor. İstifade edebilmek, başka türlü mümkün değil. Lahor, bu anlamda ayrı bir özeni ve dikkati hak ediyor. Her bir sokağında, caddesinde, çarşısında, camisinde, türbesinde, tapınağında katman katman hikâyeler saklı bir şehir Lahor. Keşfetmeye meraklı olanlara sayısız öykü fısıldayan bir şehir… Ciddiyetle kulak verip samimiyetle dinleyebilenlere…

***

Türk Hava Yolları Lahor Müdürü kıymetli dostum Hamid Eldeleklioğlu’nun misafiri olarak üç günlüğüne Lahor’dayız. Şehrin ara sokaklarını adımlayarak, anıt eserlerini ziyaret ederek ve günlük hayatın çağıltısına katılarak geçen keyifli seyahatimizde beni heyecanlandıran duraklardan biri, Ebu’l-A’lâ Mevdûdî’nin (1903-1979) mütevazı kabri olacak. Siz bu satırları okurken, o görevi de yerine getirmiş olacağız nasipse.

İstanbul’daki başkonsoloslukta vize alırken sergilenen müthiş kibarlıktan başlayarak, her bir adımında Türkiye’ye ve Türklere gösterilen samimi sempatiye hep şahit olduğumuz bir ülke Pakistan. Önümüzdeki yazıda, Türkiye-Pakistan ilişkilerinin tarihçesi, imkânları ve karşı karşıya kaldığı bazı riskler hakkında hasbihal edelim.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp