Kutsallarımız esaret altında

Kutsallarımız esaret altında


Kutsallarımız esaret altında

 

 

Geçtiğimiz ay İslam Birliği Araştırma Merkezi’nin katkılarıyla gerçekleşen İslam Dünyasının Geleceği ve Filistin konulu toplantı oldukça önemliydi. Zira İslam toplumlarında siyasi, politik ve entelektüel çevreler genellikle uluslararası baronların güdümündeki toplantılarda boy gösterir ve onların söylemleri üzerinden yorumlar yaparlar. Oysa bizim İslam coğrafyasının göbeğinde bir Filistin sorunumuz var ki, bütün enerjimizi bu sorunun çözümü noktasında harcamak zorundayız.

Ankara’da gerçekleşen İslam Dünyasının Geleceği ve Filistin toplantısında Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu şunları söyledi: “Bütün farklılıklara rağmen İslam dünyasının üzerinde anlaştığı neredeyse tek onu Kudüs’tür. Filistin’de yaşanan tüm acı İslam coğrafyasının tüm noktalarında hissedilir. Bugün Filistin’in ve İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu problemleri anlamak istiyorsak bu üç tarihi iyi bilmeliyiz: Birincisi 1897’de icra edilen Birinci Siyonist Kongresi, ikincisi 1917’de yapılan Balfour Deklarasyonu, üçüncüsü ise 1948’de sözde İsrail devletinin kurulması.” Karamollaoğlu, Filistin sorununun Kudüs’ten bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak İslam toplumlarının bu sorun için bir araya gelmelerinin şart olduğunu ifade etti.

Hıristiyanlar ve Yahudiler güç birliği yaparak Müslümanların yurtlarını işgal ediyor, evlerini basıyor ve onları acımasızca katlediyorlar. Müslümanlar ise etnik ve mezhepsel yapı üzerinden birbirlerine karşı nefret kusuyor ve bırakın bir araya gelmeyi hallaç pamuğu gibi dağılıyorlar.

Düşman bizim sadece yurtlarımızı değil değerlerimizi de işgal etti. Kudüs’ü esir alan Siyonistler, Filistin’de oğullarımız, kızlarımız, çocuklarımızı katlediliyor, kutsal şehir Kudüs’ü esaret altında tutuyor. Bu durum düşmanın güçlü olduğunu değil bizim zayıf olduğumuzu, Allah’ın dininden uzaklaşıp dünyanın sarhoşluğuna kapıldığımızı gösteriyor.

Unutmayalım, eğer Kudüs esaret altında ise ve Kudüs’ü korumak on yaşındaki çocuklara düşmüşse bunun birinci derecede sorumlusu bizleriz. Filistin’de beş yaşında bir çocuk resmi kıyafetli Siyonistler tarafından sorgulanıyorsa bizim lider ve yöneticilerimizin birinci gündemi buradaki insanların mağduriyeti olmak zorundadır. Fakat İslam coğrafyasında arz-ı endam eden yöneticiler her ne kadar halka hizmet hakka hizmettir deyip çıksalar da, hiçbiri bu söyleminin arkasında durmaz. Aksine bu kimseler makam sarhoşluğuyla ceplerini nasıl doldurabileceklerinin hesabını yapmaya başlarlar.

İslam coğrafyası yanıyor… Artık topraklarımızda kendimizi güvende hissedemiyoruz. Kadınlarımız yerlerde sürükleniyor, çocuklarımızın cesetleri kıyıya vuruyor, oğullarımız yaşamlarının en verimli çağında idam ediliyor… Bize ait diyebileceğimiz hiçbir şey bırakmadı, topraklarımız, kaynaklarımız, yediğimiz ürünler ve sahip olduğumuz bütün imkânlar düşmanın kontrolüne geçti. Coğrafyamızda bütün bunlar yaşanırken nasıl oluyor da İslam toplumlarının lider ve yöneticileri yataklarında rahat uyuyabiliyor ve hiçbir şey yokmuş gibi yaşayabiliyorlar anlamak mümkün değil. Bu kişilerin İslam birliği ekseninde bir araya gelip zulme dur demeleri gerekmez mi? Eğer bu noktada bir adım atılmazsa sanırım torunlarımıza verecek bir cevap bulamayacağız…

 

MİLLİ GAZETE

Google+ WhatsApp