Kurtuluş İslamda (mıdır?)

Kurtuluş İslamda (mıdır?)

Din ile bir türlü, sağlıklı ilişki kuramamış bir arkadaş sormuştu ‘‘İslam, mademki kurtuluş dini, neden o zaman dünyanın savaş ve kargaşa olan yerleri hep Müslümanların ülkeleri’’ sorusunu. Elbette bu soruya İslam’ın da, bizim de verecek cevaplarımız vardı. Acı olan taraf şu ki bu arkadaşa verilecek

Kurtuluş İslamda (mıdır?)

 

 

Din ile bir türlü, sağlıklı ilişki kuramamış bir arkadaş sormuştu ‘‘İslam, mademki kurtuluş dini, neden o zaman dünyanın savaş ve kargaşa olan yerleri hep Müslümanların ülkeleri’’ sorusunu. Elbette bu soruya İslam’ın da, bizim de verecek cevaplarımız vardı. Acı olan taraf şu ki bu arkadaşa verilecek hiç bir cevap İslam coğrafyasındaki yangını söndürmeyecekti.

Aslında o arkadaşın sorusu kanayan yaramızdır ve böyle giderse de kan kaybından gideceğiz. Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki anlamakta, anlamlandırmak ta zorluk çekiyoruz. Oyun içinde oyun, plan içinde plan, ne olacak bu dünyanın (İslam dünyasının) hali. İslam coğrafyası üzerine yapılan planlar, oynanan oyunlar ve bunların farkına varıp da hiç bir şey yapamayan bizler.

Teknolojinin bu kadar gelişmesinin en kötü tarafı da algı operasyonları için sınırsız imkân sağlıyor oluşudur sanırım. Teknolojik gelişim bu seviyeye gelmeden önce de muhahhak kötü şeyler oluyordu ama sıradan insan olaylardan bu kadar haberdar olmadığı için daha rahattı. Tabiî ki rahatlılığın ana sebebi algı operasyonlarına çok daha az maruz kalındığı içindi. Neler olup bittiğini anlama adına medyayı takip eden ( yada medya saldırısına maruz kalan mı demeliydik) insan için korku, umutsuzluk karamsarlık vs. den başka bir yol kalmıyor. Yada belli bir zaman sonra sinirleri alınmış, duygusuzlaşmış tabiri caizse makineden farkı kalmamış bir insan yığınları.

Diğer taraftan oluşturulan algı projelerine karşı uyanık durma kaygısı ile yola çıkıp ta paranoya seviyesinde bir ruh haline sahip olan insanların durumu ne olacak. En sıradan ve anlaşılır şeylere bile kuşku ile bakıp, acelece arka plan/ gerçek niyet okuma kaygısı. Meselelerin asıl sebeplerini çözme, varsa siyasal ve ekonomik boyutlarını anlama, derdi ile bir bakıyoruz ki herkes ekonomist, herkes siyasi analizci, herkes bilmem ne! Her şeyi bu kadar iyi anlamak (!) zorunda mıyız? Bu kadar çok uzmanlık (!) çoğu zaman yanlış anlamamıza sebep oluyor da o bakımdan söylüyorum bunu. İşin kötüsü bu anlamlandırmalarımızın mutlak doğruluğu konusunda kati bir inanç oluşuyor zamanla, kişi için her şeyden daha tehlikeli olan da bu bence.

Hayata, olaylara, çevreye karşı duyarlılığını yitirmemiş insanlar için yaşanılası bir dünya kalmıyor, zamanla her şey anlamını yitirmeye başlıyor. Bize dayatılan hayat bizi kuşatıyor, boynumuzdaki ilmeğin yavaş yavaş daraldığını hissediyorum. İçim daralıyor, hem ürküyor hem de tiksiniyorum dayatılan bu hayattan, kurgulanan oyunlardan, oluşturulmaya çalışılan algılardan. Size bir sır vereyim; başımı alıp gidesim var. Çare olsa eğer şehirden, oyunlardan, dayatmalardan koşarcasına kaçasım var. Ancak kaçmak çözüm değil, biliyoruz ki İslam yalnızlığı, inzivayı önermez. İslam hayatın içinde etkin bir rol oynamak ister. İslam’ın edilgenliği bir yaşam şekli olarak benimsemediğindendir zaten isyanımız. Birilerinin, ayak ayaküstüne atıp içkilerini yudumlarken sanki bilgisayar oyunu oynuyormuşçasına ülkelerin, şehirlerin, medeniyetin, en önemlisi insanların ölümüne karar veriyor oluşuna isyan ediyorum. Benim hayatım ve ölümüm üzerinde Allah’tan başka kim tasarrufta bulunabilir. Evim, vatanım, tüm Müslüman toprakları nasıl masa başlarında alınan kararlarla yakılıp yıkılabilir. Kendilerini dünyanın sahibi sanan bu adamlar, ellerindeki (genellikle mazlum haklardan gasp ettikleri) güç ile bir ülkede iç savaş çıkartıyorken, bir diğerini komşusu ve dindaşı başka bir ülke ile savaştırıyor, bir diğerinde yerli işbirlikçilerini de kullanarak darbeler yaptırabiliyorken hemen hepsinde ekonomik krizlerle hedefe ulaşıyorlar. En kötü tarafı ise insanların büyük bir çoğunluğunun hala bu yaşananları kendi tercihleri sanması değil midir? İslam coğrafyasındaki savaş, iç savaş, darbe ve tüm zulüm şekilleri hiç biri kendiliğinden yada iç sebeplerle olmuyor. Bölgemizin Müslüman halkları artık uyanmak zorundadır. Başımıza gelen bunca felaketi göz önüne alarak bunların hangisini kendi özgün kararlarımızla ve daha önemlisi haklı gerekçelerle yaptık. Bizi birbirimize kim düşürdü, neden aklıselimle bakamadık olaylara. Yusuf İslam’ın sözü aslında durumumuzu çok güzel özetlemiyor mu,‘’Müslümanlar birbirleriyle savaştıkça ağıtlar Türkçe, Kürtçe ve Arapça olurken, zafer çığlıkları ise İngilizce ve ibranice olacaktır.’’ Bir yerlerde alınan kararlar neticesinde oluyor bütün bunlar. Hele birde yerli işbirlikçiler de ayarlandı mı değmeyin keyfe (!). O kendilerini dünyanın sahibi sananlar var ya zulm ile abad olacaklarını düşünüyorlar lakin yanılıyorlar muhakkak ki akıbetleri berbat olacaktır. Onların küfr üzere bir araya gelişindeki kararlılıklarından daha fazlasını biz Müslümanlar hak üzerine gereği gibi bir araya gelerek göstermeliyiz ki İslam’ın tek kurtuluş yolu olduğunu bir kez daha gösterebilelim. En nihayetinde filin de, ebabilin de sahibi Allah’tır.

Başa dönecek olursak hayır, arkadaşım Müslümanların tüm bu yaşadıkları konusunda suç İslam’ın değil İslam’ın düşmanlarına fırsat veren Müslümanlarındır. Evet, Müslümanların canları, ırzları, evleri ve vatanları tehdit altında bu doğru, ancak suç asla İslam’ın değil. Elbette kurtuluş gerçekten İslam’a teslim olanlarındır. Bizler hakkıyla İslam’a gönül verebilirsek eğer bu dünyada olmasa bile ebedi âlemde İslam kurtuluş sebebimiz olacaktır. Ebabillerin sahibi olan Allah ne büyüktür ve hamd yalnızca O’nadır

 

aykut ekça

iktibas

Google+ WhatsApp