“Kurtarıcı Aylar” Parsellenmiş Zamanlar

“Kurtarıcı Aylar” Parsellenmiş Zamanlar


Malum olduğu üzere içinde bulunduğumuz aylar “üç aylar” diye tabir edilen kameri takvimin Receb, Şaban, Ramazan aylarıdır. Receb Allah’ın, Şaban Peygamberimizin, Ramazan da Müslümanların ayı olarak ilk parselasyon yapıldıktan sonra Recep ayında yapılması gerekenler olarak ilk etapta şunlar sıralanmaktadır:

 

“Recep ayının birnci günü oruç tutanlara 3 senelik, ikinci  günü oruç tutanlara 2 senelik, üçüncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevabı verilir.”

 

Bundan sonra bu ayda 2 kandil vardır:

1. İlk cuma gecesi “Regâib Kandili”,

2. Yirmiyedinci gecesi “Mî’rac Kandili”dir.

 

Bu ayın birinci gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) bir tesbih namazı kılınır. Veya Receb-i Şerif’in ilk onu zarfında bir defa’ya mahsus olmak üzere kılınan on rekât namaz da kılınabilir. Gün, başında ve sonunda 7’yedişer Fatiha okumak suretiyle 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevaptır.

 

Bu ayda, mümkün olduğu kadar “Hatm-i enbiyâ” yapmalı (Bu hatmin de özel tanımı ve özel duaları vardır) ve oruç tutmalıdır. 13, 14, ve 15’inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i seniyyeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifa bulurlar. Bunların kaynağı: “Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat”

 

Konunun ciddiyeti(!) alıntı yapılan kaynağından anlaşılmaktadır. Bunun üzerine yorum yapmaya dahi gerek duyulmayacak kadar açık ve anlaşılmaktadır. Bu nevi konular halkı bu amellere teşvik için yapılıp yakıştırılmış haberlerdendir.

 

Şaban ayı ile ilgili olarak şunlar dile getirilmektedir:

 

“Her kim Şaban ayına değer verir, onda Allah Teala’dan sakınırsa, ibadetleriyle amel ederse, Allah Teala onun günahlarını bağışlar ve o sene vuku bulacak tüm belalardan ve hastalıklardan kendini emin kılar.”“Şaban cehennemden bir kalkandır. Buna kavuşmak isteyen üç günde olsa onda oruç tutsun.”

 

“Ramazan ayının orucu için Şaban orucu ile bedenlerinizi temizleyin. Hangi kul üç gün oruç tutup iftardan önce bana defalarca salavat okursa mutlaka geçmiş günahları bağışlanır. Allah Teala bu ayda üç yüz rahmet kapısı açar.” Ve konu ayın kaçında hangi günler oruç tutulursa neler olacağı ile devam ediyor. Yine bunların tutarlılığı da (!) sözün üslubundan anlaşılmaktadır.

 

Yaşar Kandemir’in mevzu hadisler ve tanıma yolları isimli kitabındaki yapmış olduğu tespitlere göre:

“Senenin veya haftanın belirli gün ve gecelerinde kılınması tavsiye edilen namazlar hakkındaki hadisler ile Recep ayının ve bu aydaki tutulacak oruçlar hakkındaki hadisler mevzudur/ uydurmadır.” Bir de bunlara zamanımızın “iş bilenlerinin” katkılarını ekleyince durum içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

 

Ramazan ayına gelince, Bu ay Allah Teâlâ’nın Müslümanlara oruç ibadetini farz kıldığı bir aydır. Bu ayda mevcut ibadetlere cenabı hak bir de oruç tutmayı ilave etmiştir. Bununla birlikte her şeyin kendisiyle değer kazandığı Kur’an’ı da bu ayda indirdiği bilgisini vermektedir. Kur’an’ın ifadesiyle:

 

“O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici, doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an o ayda indirildi. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” (Bakara 2/185)

 

Ayetin ortaya koymuş olduğu üsluba baktığımız zaman yukarıda sıralanan savruk ölçülerin hiç birisini görmek mümkün değildir. Verilen bilgiler makul çerçevede verildiğini görüyoruz.  Kur’an’ın bu ayda indirildiğini, indiriliş amacının İnsanlara yol göstermek ve eğriyi doğrudan ayırmak için bir ölçü kılındığını vurguladıktan sonra; “sizden o aya ulaşan o ayda oruç tutsun. Hasta ve yolculukta olanlar da daha sonra tutamadığı günleri kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir ” buyurmak suretiyle yapılması gerekenleri özetle ortaya koymaktadır.

 

Bu ayın içerisinde olduğuna inanılan kadir gecesiyle ilgili olarak Duhan suresinde :” Apaçık olan Kitaba andolsun ki, biz onu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.” (Duhan 44/2-3) buyrulduğu gibi, Bakara suresinin 185. Ayetinde de Kur’an’ı  bu ayda indirildiği ifade edilmektedir. Ayrıca kadir suresinde:

 

“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rabbinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. ” (Kadir 97/1-5)

 

Bu ayetlerde ifade edilenlerden şunu öğreniyoruz: Allah Kur’an’ı Ramazan ayı içerisinde ve kadir gecesi diye isimlendirdiği mübarek bir gecede indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu, ayrıca meleklerin ve Cebrail’in /Ruh’un bu gece her bir iş için indiklerini ve bu gecenin sabaha kadar esenlik olduğunu öğreniyoruz.

 

Buradan hareketle kadir gecesine ümmetin yüklediği bir çok anlam vardır. Bunların başında bir yıllık yapılacak işlere bu gece karar verilmesinden tutun da, yapılan duaların geri çevrilmemesine varana kadar birçok konu gündeme getirilir.          Bu geceyle ilgili Peygamberimizin ne söylediğine baktığımızda bunların hiç birisine değinmediğini görüyoruz: Bu gece ile ilgili Hz. Ayşe Validemiz Peygamberimize şöyle sorar:

 

“Ya Resulullah bir gecenin kadir gecesi olduğunu bilsem ne yapayım, nasıl dua edeyim?” Peygamberimiz de şöyle buyurur:

 

“Ya Rabbi sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”

 

Şimdi buradaki sadeliğe ve netliğe bakın, bir de günümüzdeki anlayışlara!..  Durumun vahameti anlaşılacaktır. Anlayış bu sadeliğide bırakılmaz. Her gelen kendince bir şeyler ilave ederek altından kalkılmaz hale getirilmiş olduğunu göreceksiniz. Halbu ki İslam nimette ve külfette daima dengeyi gözetir. Çünkü o fıtrat dinidir ve fıtrat ile asla çelişki oluşturmaz. Yukarıda zikrettiğimiz ayetlerde kadir gecesiyle ilgili olarak şöyle düşünmemiz, gerçeği anlamada bize yardımcı olacaktır:

 

Allah Teâlâ’nın beyanıyla Kur’an M.610 ramazan ayında indirilmeye başlanmış, peygamberimiz hayatta olduğu 23 yıllık sürede 632 de tamamlanmıştır. Bu nedenle, yer yüzene indirilerek insanlara bu süre zarfında tebliğ edildiği konusunda, kimsenin  itiraz edeceği bir durum yoktur. Bu nedenle bahsedilen bu gecede “kadir gecesinde”  “indirilmeye başlandı” demektir. Allah Kur’an’da gelecekle ilgili mutlaka olacak bir konuda dili geçmiş zaman kipi kullanır. Gelecek zaman kipi kullanmaz. Çünkü o Allah’a göre olup bitmiş gibidir. Örneğin: “Kıyamet yaklaştı ay yarıldı” ifadesinde olduğu gibi. Kur’an indirilmiş, hüküm tamamlanmış, her işin hükmü belirtilmiş, kimin ne işle görevlendirileceği bildirilmiştir. Şimdi düşünelim, Kur’an kadir gecesinde ve bir defada mı indirildi? Bunun aksine 23 yılda Peyderpey indirildiğini bizzat rabbimiz bildirmektedir.(Furkan 25/32) Peki her Ramazan ayında Kur’an yeniden mi indiriliyor? Her işin hükmü yeniden mi belirleniyor? Aleme yeni bir nizam mı veriliyor? Elbette hayır diyeceksiniz. Bu işler Kur’an’ın ilk inzaliyle risalet devam ettiği surede tanzim edilmiştir.

 

Bir de bu geceye yüklenen anlamı düşünelim. Bin aydan hayırlı oluşunu nasıl anlamamız gerekir? Bu gece de Allah Teala’nın yaratmış olduğu zaman dilimlerinden bir zaman dilimidir ve bu zaman dilimi aynen mektubun içine konulduğu zarf gibidir. Esas onu değerli kılan şey o zaman diliminde insanlığa gönderilen mezrufdur. Yani zarfın içindeki mesaj Kur’an’dır. Eğer Kur’an olmasa idi; ne insanın, ne de dünyanın bir anlamı değeri olacaktı. Ne de peygamber (as)’ın peygamberliği söz konusu olacaktı. Bunların tümü Kur’anla bir anlam kazandığı gibi;  İnsan da Kur’an’a uygun davranışları ile Allah indinde değerli hale gelir. Kur’an elimizde olmasına rağmen ona uygun olmayan binlerce ay yaşanmış ömrün, Allah katında bir anlamı olur mu? Elbette olmayacaktır. Bu nedenle Allah, İnkâr ederek yaşayanların amellerini rüzgârlı havadaki küle benzetiyor.  Onca yaşananların Allah indindeki değeri bir hiç olarak anlatılmaktadır. (İbrahim 14/18) İşte bu gecenin yani bu gecede gelen Kur’an’ın değerini bize Allah Teâlâ böyle anlatıyor. Daha açık ifadeyle şöyle değerlendirelim: Bu gecede gelmeye başlayan Kitaba inanıp onun ilkelerine uygun bir hayat yaşamayan kimsenin binlerce yıllık ömrünün Allah indinde bir değeri olmayacağı gibi; ona uygun yaşanan hayatın ise binlerce yıldan daha değerli olacağı ifade edilmektedir.

 

Burada insanın dikkat etmesi gereken, bu gecede gönderilmeye başlanan ve geldiği yeri, bulunduğu hayatı değerli kılan, Allah Teâlâ’nın kitabına uygun bir hayatının olmasıdır. Bir şey ne kadar değerli olursa olsun o şey bizde olmadığı sürece bize bir değer kazandıra bilir mi?  Örneğin: İnsan için akıl çok değerlidir. Bunu kimse tartışmaz. Ama o akıl bizde yoksa bizim bir değerimiz olur mu? Akılsız olmak hiç olmakla eş anlamlıdır. İman da öyle sadece akıllı olmak yetmiyor. O aklın yaratanına iman etmesi de gerekiyor. Akılla iman bir araya geldiği zaman, iman insanı vahye diğer anlamıyla Kur’an’a götürecektir. İnsan –akıl-iman- Kur’an ve salih amel bir araya geldiği zaman sonuç Müslüman bir kulu oluşturmaktadır. İnsanda iman ve kurana uygun bir amel yoksa ne kadir gecesinin ne de hayatın bir anlamı olacaktır. Bu formülden hareketle Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.” (Araf7/55-56)

 

“De ki; «Eğer duanız, ibadetleriniz olmasa Rabbim size ne diye değer verecek? Sizler Allah’ın ayetlerini yalanladığınız için azap hiç yakanızı bırakmayacaktır.” (Furkan 25/77)

 

Allah kullarının kendisine dua etmeleri için hiçbir engel koymamıştır. Ne bir aracı, ne zaman,  ne mekân, ne gece ve ne de gündüz; nerede olurlarsa olsunlar, kendine yönelip dua edenlere şu müjdeyi vermektedir:

 

“Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.” (Bakara 2/186)

 

Kulların, Rabbinden bir şey istemek için Allah’ın belirtmiş olduğu tüm şartlar bundan ibarettir. Bütün söylenenler buna göre değerlendirilmelidir.

 

Doğru bir kulluk için Bir ömür Kur’an’dan ayrılmayan  peygamberin sünnetini takip eden bir kul olmak için çalışanlara, selam olsun temennilerimizle nice aylara ve nice yıllara diyoruz!..

Google+ WhatsApp