Küresel şehir efsanesi olarak Çin-Rus ittifakı!..

Küresel şehir efsanesi olarak Çin-Rus ittifakı!..


Geçtiğimiz pazar günü Çin Dışişleri Bakanı yıllık basın toplantısını düzenledi ve ülkenin dış politikası ile Pekin’in küresel meseleleri ele alış biçimini anlattı...

Birinci konu elbette ABD ile ilişkilerdi. ‘Yeni küresel düzen’in ana sahnesi olacağı belli rekabet üzerine nispeten yumuşak cümleler kurdu ama ülkenin kırmızı çizgileri üzerinden de yeniden geçti.

Washington-Pekin tahterevallisi üzerine bindiğinizde Rusya’nın tutacağı yön herkes için merak konusu. Çin ve Rus yetkililere göre iki ülke ilişkisi en yüksek seviyede. “Stratejik” ve “ortak kale” ifadeleri, bu “ittifakın” surlarını pekiştirir vurgular olarak sık kullanılıyor. Bakan Yi de aynı ifadeleri kullandı; “Rusya ve Çin, ‘Siyasi Virüs’ karşısında aşılmaz bir kale haline geldi”...

‘Siyasi Virüs’ten kastın Covid19 olmadığı aşikâr. ABD veya ABD içindeki bir ‘klik’e gönderme yapılıyor.

Jinping ve Putin arasındaki görüşme trafiği bile yakınlaşmanın dozunu anlatabilir; Başkan Xi’nin iktidara geldiği 2013 yılından bu yana 32 yüz yüze buluşma. Özel temsilciler veya telefon aracılığıyla olanlar hariç.

Kaldı ki, Rusya Devlet Başkanı Çin-Rus işbirliğinin, “benzeri görülmemiş derecede yüksek” olduğunu bizzat vurguladı.

***

Buna mukabil dış politika dil ve duruşlarından arındırılmış yalın sorular, kale duvarlarının zar kalınlığında olduğunu gösterebilir!...

Çin ve Rusya birbirleriyle ilişkilerine mi, ABD ile ilişkilerine mi daha önem verirler?..

Konulara hakkınca vâkıf uzmanlar size şunu söyleyecektir; ‘Her iki süper güç de, ABD öncülüğündeki dünya düzenine karşı olsalar dahi, Amerika’nın başat rolünü ve hâkim küresel hiyerarşideki ast konumlarını kabul etmektedir’...

Bu kabûlün muhtevası, zora geldiklerinde ortaklarını gözden çıkarabilirler anlamını zımnen barındırsa da o da tam anlamıyla gerçekçi değil. Çin-Rusya ilişkilerinin bir iç dinamiği var. Çin-Sovyetler döneminde yaşanan dramatik ayrışmanın tekrarlanmasına izin vermemek! 1960’lı yıllardan başlayarak nefrete dönüşen iki ülkenin ideolojik kopuşu bir yandan stratejik problemlerde yalnızlaşmalarını, ABD ile ilişkilerde esnemelerini, nihayet Washington’un pozisyon yükseltmesine neden oldu. 1989 yılına kadar da iki ülke ilişkileri aşağı-yukarı böyle sürdü. Soğuk Savaş’ın bitimiyle tazelenmeye başladı. Putin-Jinping döneminde de iyileşme tahkim edildi.

Bugünün Çin-Rusya ilişkisi bir ‘yarı-ittifak’tır, Ve o yarım, iki ülkenin ‘mutabık olup olmamakta’ serbestlik anlamına gelir!

İşte ancak bunu anladıktan sonra ikili arasında potansiyel kriz konuları ve ruh halleri maddelendirilebilir; örneğin, Sovyetler döneminde bu ittifakın küçük ortağı Çin’di. Bugün ise küçük ortak Rusya! Moskova’yı psikiyatr kanepesine yatırdığınızda bunun hakkında ne düşünüyor olabilir?

Jeopolitik açıdan ise Orta Asya ve Orta Doğu’dan tutun, Afrika ve Akdeniz çanağına kadar birçok alanda potansiyel çatışma riskleri var. Rusya da fena değil ama Çin askeri gücü ve teknolojisi de bu konuda şüphe yaratıyordur herhalde!

Aksine, enerji alış-verişi/işbirliği kalemleri, Kuzey Kutbu, ABD gibi el ele tutuştukları stratejik alanlar da çok. İpek Yolu da öyle; hem işbirliği hem rekabet hassasiyetleri taşıyor...

***

Bugün Türkiye dâhil birçok ülke kamuoyu, siyasi partiler ve dış politika elitleri arasında tartışılmadan kabul edilen Rus-Çin ‘kesin’ ittifakı güçlü bir algı/optik bozukluğudur. Algılar hızla değişir. Çünkü bağlama bağlıdır. İki ülkenin ABD’ye nasıl baktığını iyice anlamadan bir de o ittifaka ‘asker yazılmak’ büyük riskler doğurur...

Algı konusuna bir örnek; tüm dünya ile birlikte bizler, dış politikada Çin’den bahsederken ‘Çin’ deriz. Doğrusu da budur. Ancak başta Başkan Trump, Washington yönetiminin tüm kademeleri, ‘Çin Komünist Partisi’ öznesini yeğ tutuyor?

Bunun amacı bir yandan Amerikan seçimlerine yaklaşılan günlerde, salgın ve getirdiği ekonomik faturanın sorumlusu olarak iç kamuoyuna Pekin’i göstermek. Büyük resimde ise, Batı ittifakının tamamına ve Rusya’ya ‘ideolojik bir ayrımın’ yeni mevziini sunmak, hatta ‘cephenizi seçin’ demektir.

Oysa hatırlanacağı üzere, Çin Devlet Başkanı’nın meşhur Davos konuşması, son derece liberal hatta kapitalist bir bakış açısının Batı’ya davet çıkarmasıydı!

***

Çin-Rusya ilişkilerini etkileyen/etkileyecek temel unsurlardan biri ABD politikalarıdır.

1969’da Çin ve Sovyetler Birliği tartışmalı sınırları yüzünden neredeyse savaşa tutuşacaklardı. Sovyetlerin istilasından korkan Mao, Çin-Amerikan yakınlaşmasının yollarını araştırdı. Bu süreç 1972’de Başkan Nixon’ın Pekin ziyaretini getirdi. İki ülke ile gölge köprüler kuran Amerikalılar her iki ülkenin kendi aralarındakinden daha iyi ilişkiler ürettiler. Zamanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, Çin-Sovyet karşıtlığına oynadı ve ABD’ye avantajlar üretti.

Benzer durum, Trump iktidara gelir-gelmez yine Kissinger üzerinden tekrarlanmak istendi. Daha Rusya tarafına yatar bir politika kuruldu. Ancak Amerikan iç siyasetinde Beyaz Saray’a yönelik -Rus karşıtı- ithamlar hatta Başkan azletmeye varan davalarla akamete uğratıldı ve günümüzde ucu kasım ayında yapılacak seçimlere geldi dayandı.

Rus-Çin ilişkileri aynı zamanda ABD ile ilişkilerdir. Virüsün hızlandırıp etkisini katladığı ‘yerleşik düzene’ ilişkin ekonomik/sosyal/siyasal itirazlar ve küresel tedarik zincirine hâkim olma kavgaları, Türkiye gibi stratejik üstünlüğe ve yeni enstrümanlara sahip sınırlı sayıda ülkeye, süper güçlerin yeni düzeni koruyup-korumamaktaki tercihleriyle birlikte fırsatlar sunacak.

  •  

Google+ WhatsApp