Kurban etmek-kurban gitmek

Kurban etmek-kurban gitmek


Kurban etmek-kurban gitmek

 

3 Eylül 2005

Arap dilinde bu kalıbın bir özelliği var: Ait olduğu anlamın delalet ettiği tüm yakın ve uzak çağrışımlarla ağzına kadar dolup taşması.

“Yakın olma”nın, “yakınlaşma”nın tedai ettirdiği tüm olumlu anlamları ifade eder “kurban”.

Başta insanın kendisine yakınlığını ifade eder. Kurban etmek “fail” yani “özne” olmaktır. Bir şeyi “edip eylemek”, bilinçli bir yapmaya delalet eder.

Bu bilinçli yapma, sıradan bir yapma eylemi değil, bilinçli bir “feda etme” eylemidir. Feda etmek, vermektir. Bilinçli bir verme, neyi, niçin, kime, nasıl vereceğini bilmekle mümkündür. Kurban ibadeti özelinde bu verme, varlık hiyerarşisini bilmeyi içerir. Yani kurban kesmek, özünde “yerimi biliyorum” demektir. Bunun da açılımı “alt kategorideki varlıklar karşısında değerimi, Allah karşısında haddimi biliyorum” demektir. Alınan can bir hayvanın canı da olsa, ancak Allah adına alınca meşru olmasının nedeni de budur.

Sonra insanın Rabbine yakınlığını ifade eder. Vermek sahip olmayı şart kılar. Sahip olmayan nesini verecek? Fakat “sahip olmak” insan için kullanıldığında yalnızca mukayyetlik ifade eder. İnsanın sahiplik iddiası sınırlı bir sahiplikten öte gitmez. Aslında buna “sahip olmak” değil “şahit olmak” dersek daha doğru söylemiş oluruz. Çünkü gerçek ve mutlak sahip Allah’tır. İnsan emanetçidir. “Benim” dediği her şey sadakat ya da ihanetinin kendisiyle sınandığı bir emanettir. Kurban, emanete sadakatin mütevazı bir nişanesidir. Bir irade beyanıdır. Bu sadakat iddiası, doğruluğu oranında sahibini Allah’a yakın kılacaktır.

En son, insanın “en aşağı hayat” anlamına gelen ‘”dünya”ya yakınlığını ifade eder. Bu üçüncüsü negatif bir çağrışımdır. İnsan bir yoruma göre dünyaya yakınlık (ünsiyet) duyduğu için insan ismini almıştır. Aslında “en aşağı hayata” değil “en yüksek hayata” yakınlık duymalıdır. Bunu da ancak kendisini dünyaya yakın kılan “hayvani nefsini” kurban ettiği oranda yapabilir. Hayvani nefsin kurban edilmesi, onun kuvvetleri olan içgüdü ve zaafların insan bilincini esir almamasıdır. Yani negatif benliğin insanı yöneten özne, insanın da onun nesnesi haline gelmemesidir. Özetle nefsin insanı teslim almamasıdır. Aksine insan onun öznesi olmalı ve ona boyun eğdirmelidir. Yani insan nefsini teslim almalıdır.

İşte “kurban etmek”, güdüleri denetim altına alan özne insan olmanın din dilindeki ifadesidir. Bu Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyetin bir belgesi olur. Kurban’ın kurbiyyet ve teslimiyete dönüşünü, bir “aşk eri” olan Seyrani şöyle ifade eder:

Mesnedim yok azlim kaygı çekeyim

Ustabaşı gibi ölçüp biçeyim

Evvel-âhir bir kurbanlık tekeyim

Vakti gelsin bıçağını çal bana

Güdülerinin denetimine giren insanın bir şeyi “kurban etmesi” söz konusu değildir. Çünkü onun kendisi içgüdülerine “kurban gitmiştir”. Kendisi kurban gidenler, asla kurban edemezler. Nesneleşmiş ve denetim altına alınmış birinin durumu, süvarisinin sırtına binmiş atın durumudur.

Artık onun “değeri” değil, “fiyatı” vardır.

O fiyatı kim verirse o satın alır. Onun kendisi kurbandır. Fakat bu “kurbanlık” onu Allah’tan uzaklaştıran bir kurbanlıktır. Bu kurbanlık onu, “yüksek hayata” değil “aşağı ve alçak hayata” (el-hayatü’d-dünyâ) esir eden, kul köle eden bir kurbanlıktır.

Tüm okurlarımın Kurban bayramını tebrik eder, zamanın nesnesi değil öznesi oldukları bir dünyanın kuruluşuna vesile olmasını niyaz ederim.

Açeli yetimler hakkında bir açıklama:

Cuma günü bu köşeden yetkili makamlara çağrı yapmıştım. Asya felaketinin ana-babasız bıraktığı 35.000 çocuk için bir şeyler yapılmasının gerekliliğine dikkat çekmiştim. Çağrı yaptığım gün bir okurumdan Washington mahreçli bir kupür aldım. Kupürde felaketin ana-babasız bıraktığı 300 Müslüman çocuğunu Misyonerlerin eğitmek üzere aldığı dile getiriliyordu. Bu örnek, hepimizin ne kadar büyük bir sorumluluk altında olduğumuzu hatırlatmaya yeterlidir sanırım.

Sevindirici bir haber de vermek istiyorum. Felaketin hemen ardından ilk yardım ekibiyle Açe’ye koşan milletvekili Dr. Turan Çömez aradı. Bu konuda kısa zamanda bazı gelişmeler kaydedilmiş. Dışişleri bakanlığı yetkilileriyle Diyanet’in ilgili birimleri ortak bir “yetimhane” projesi üzerinde çalışmak için bir ön hazırlığa girişmişler. Umarım bir an evvel bu çalışmalar semere verir. Bu konuda sivil kamuoyunun konuyu sıcak tutmasında yarar var. İlgili makamlara her tür iletişim aracıyla ulaşmalı insanımız ve çalışmaları takip ettiğini göstermeli. İlgililer de konuya duyarlı kesimlerin merakını giderecek açıklamalar yapmalı.

 

 

 

Google+ WhatsApp