Kur’an’ın Penceresinden Resulün Uygulamaları İle HAC İbadeti

Kur’an’ın Penceresinden Resulün Uygulamaları İle HAC İbadeti


Hz. İbrahim (as)’ın Kâbe’yi inşası ile başlayan Hac, kelime olarak değer verilen, mukaddes olarak bilinen bir yeri ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Hac İslami manada hicretin dokuzuncu yılında farz kılınmıştır. O yıl Muhammed (as) hacca gidememiş, Hz. Ebu Bekir (r.a.)’i müslümanlara hac Emiri tayin ederek göndermişti. Onlar yola çıktıktan sonra gelen Tövbe suresini Arafat’ta okumak üzere,  Hz. Ali’yi(ra.) memur olarak göndermişti.  Surenin müşrikleri ilgilendiren bölümlerinin Arafat’ta herkese ilan edilmesi gerekiyordu. Çünkü o yıla kadar hac ibadetini yapmaya müşrikler de geliyorlar ve kendi anlayışlarına göre icra ediyorlardı.  Tövbe suresinde bu durum açıkça dile getirilerek bu yıldan sonra hiçbir müşrik Kâbe’ye gelemeyecekti. Onuncu yılda bizzat Muhammed (as.) İslami anlamda ilk ve son haccını yapmak üzere yola çıkmıştı. Hacda kurban edilmek üzere yanına yüz tane de kurbanlık deve almıştı. Mikat’ta ihrama girerek umreye niyet etmiş, Müminlere de; “Haccınızı umreye tahvil edin buyurmuştur. Umre tavafını ve Safa ve Merve arasında sayını yaptıktan sonra ihramdan çıkmıştır. Arife günü ise Mekke de ihrama girerek hacca niyet etmiş Arife vakfesi için Arafat’a çıkmıştır. Arafat vadisinde o meşhur Veda Hutbesini /konuşmasını yapmıştır. Vakfe sırasında öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek bir vakitte kıldırmıştır. Sonra güneşin batışını takiben sakin bir yürüyüşle Müzdelife’ye hareket etmiştir. Buraya geldiği zaman Akşam ve yatsı namazlarını yine birleştirerek bir vakitte kıldırmıştır. Burada sabah namazına kadar kaldıktan sonra, sabah namazını kılıp bir müddet dua etmiş ve vakfesini yaptıktan sonra Mine’ye hareket etmiştir. Mina da Cemreler tabir edilen temsili üç şeytan (Büyük, orta, küçük)  vardır. Bayramın birinci günü güneşin doğmasından sonra birinci cemreye yedi taş attıktan sonra Tekrar kurban kesme mahalline dönerek kurbanlık olarak getirmiş olduğu 100 devenin 63 tanesini bizzat kendisi Allah için kurban etmiştir. Geri kalan 37 sini de Hz. Ali’ye vekâlet vererek kestirmiştir. Sonra başını tıraş ettirip ihramdan çıkmıştır. Sonra orada oturarak halkın sorularını cevaplamış. Sonra devesine binerek Kâbe’ye gelip hac tavafını yapmıştır. Böylece hac farizasını ifa ederek tamamlamış oldu. Bunları yaparken herkesin göreceği şekilde yapıyor ve şöyle buyuruyordu: “Hac ibadetinin nasıl yapılacağını benden öğrenin.”

Şimdi gelelim Rabbimizin Hac ibadeti ile ilgili Kur’an da bahsetmiş olduğu ayetlere. İşe ilk baştan Kâbe’nin tarihinden başlayarak son elçinin zamanında gelen ve de bizi bağlayan ayetlere doğru seyreden çizgiyi takip edelim:

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke’deki (Kâbe)dir.”(Ali İmran 3/96)

“Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Ali, İmran 3/97)

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”(Bakara 2/127)

“Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tövbemizi kabul buyur, çünkü tövbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin».(Bakara 2/128)

“Kendileri dini inkâr edenler, üstelik insanları Allah’ın yolundan ve gerek şehirli, gerek taşralı bütün insanlara müsavi olmak üzere kıble ve ibadet yeri yaptığımız Mescid-i Haramdan engelleyip uzaklaştıranlar bilsinler ki kim orada böyle zulüm ile haktan ve adaletten sapmak isterse ona can yakıcı bir azap tattırırız.”(Hac 22/25)

“Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.”(Hac 22/26)

“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım faydaları yakinen görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.” (Hac 22/27)

“Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac 22/29)

İnsanlık tarihi boyunca rabbimizin bir emri olarak gelen bu ibadet, cahiliye tarihinde bile kesintiye uğramamıştır. Son elçinin Mekke’den çıkartılması nedeniyle hicret sonrası müminler bu ibadeti yapmaktan mahrum olmuşlardı. Ahzab savaşından sonra Resulullah’ın gördüğü bir rüya üzerine arkadaşlarına Kâbe’yi ziyarete gidecekleri müjdesini vermişti. Çünkü rabbimiz şöyle buyuruyordu:

“Biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlara toplanma /kıyam yeri ve güvenli bir mahal kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evimi temiz tutun diye emretmiştik.” (Bakara 2/125)

Bu nedenle Muhammed (as)1400 sahabesi/arkadaşı ile Hudeybiye’ye kadar gelmiş olmalarına rağmen Mekkeli müşrikler Kâbe’yi ziyarete izin vermemişlerdi. Hudeybiye de yapılan tarihi bir antlaşma (H.6. yıl Hudeybiye Musalahası) yaparak geri dönmüşlerdi. Kâbe’yi ziyaret bir yıl sonraya kalmıştı. İşte bu konuda Rabbimiz yarım kalan bu işi tamamlamaları için şöyle buyuruyordu:

“Ey iman edenler! Verdiğiniz sözlerin gereğini yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediği gibi hükmeder.”(Maide5/1)

“Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rabbinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin! İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.”(Maide 5/2)

“Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Bulamayanlar -hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde de yedi gün ki o tam on gündür- oruç tutması gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram’da oturmayan kimseler içindir. Allah’tan sakının ve Allah’ın cezasının şiddetli olduğunu bilin.” (Bakara 2/196)

“Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” (Bakara 2/197)

“(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin ve O’nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.” ( Bakara 2/198)

“Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah’tan mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir.” (Bakara 2/199)

“Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahirette hiç nasibi yoktur.” (Bakara 2/200)

“Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönmek isterse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Bakara 2/203)

Rabbimiz, Haccın zamanının neye göre tespit edileceği ile ilgili olarakta şöyle buyuruyor:

“Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir.” (Bakara 2/189)

Bilindiği üzere İslam’da hac, oruç, kadınlar için iddet zamanlarını belirlemede ay, bir ölçü olarak kullanılmaktadır. Hac ibadeti için de ayların hesabını tutarak haccın kameri yılın 12. Ayı olan Zilhicce ayının 9. Günü Arafat’a çıkılıp 10. Günü kurban bayramı yaparlar. Bayramın birinci gününden hac tavafının yapıla bildiği, İbrahim  (as) dan beri bilinmektedir. Bu durum  Kur’an la  (Bakara 2/203) de de aynen onaylanmıştır.

İhram, ihrama giren kimseler için konulan yasaklar ve bu yasakların kaldırılması konusu ile kurbanlıklar için yapılan açıklamalar da şöyle bildirmektedir:

“Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse onun cezası; öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvanı kurban etmesidir. (Buna) Kâbe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi belirler. Yahut kurbana denk gelecek kadar fakirleri doyurmaktan ibaret bir kefarettir.  Bunu da bulamayan için onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır.”(Maide 5/95)

“Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun.”(Maide 5/96)

“Allah Kâbe’yi, o hürmete layık Mabedi, insanların din ve dünya hayatları için bir kıyam yeri kılmıştır. O hürmetli ay’ı da, Kâbe’ye gönderilen boyunları işaretlenmiş ve işaretlenmemiş olan kurbanlıkları da (sizin için bir dayanak)kılmıştır. Bütün bunlar, Allah’ın göklerde ve yerde olan ne varsa hepsini bildiğini gerçek olarak sizin de bilmeniz anlamanız içindir.”(Maide 5/97)

Hacılar orada kurban etmek üzere yanlarında bir takım hayvanlar da götürüyorlardı. İşte bu Kurbanlıklar ile ilgili olarakta Rabbimiz  şöyle tavsiyelerde bulunulmaktadır:

“Sizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti atik (Kâbe) de son bulurlar.”  .”(Hac 22/33)

“Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi mensek/ibadet biçimi kıldık. Şimdi sizin İlâhınız, bir tek olan İlâh’tır. Öyle ise, O’na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!” (Hac 22/34)

“Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.”(Hac 22/36)

Hem hac’da hem de genel olarak bu hayvanları kurban etmedeki esas gayenin ne olması gerektiği noktasında da şöyle buyrulmaktadır:

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”(Hac 22/37)

Safa ile Merve tepeleri arasında tavaf/say yapmakla ilgili de yine rabbimiz bir muhayyerlik içinde şöyle buyuruyor:

“Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah’ın koyduğu işaretlerdendir. Her kim Beytullah’ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.” (Bakara 2/158)

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (Bakara 2/159)

Ayetleri okuduğumuz da haccın ana konularının açık ve anlaşılır şekilde verildiği görülecektir. Haccın farzı üçtür: Mikatta niyetle ihrama girmek, zilhiccenin dokuzunda Arafat’ta vakfe yapmak, bayram günlerinde Kâbe’yi tavaf etmek. Bu üçünü yapan kimse hac ibadetini yapmış olur.

Haccın vacipleri ise şunlardır:

İhramı Mikat’ta giymek ve yasaklara uymak.

Müzdelifede belli bir zaman bulunmak. Mina da şeytan taşlamak. İhramlı olmanın süresi bitince tıraş olmak. Safa ile Merve arasında say yapmak. Veda tavafını yapmak. Arafat’ta güneşin batıya eğilmesinden batıncaya kadar durmak. Farz tavafı yediye tamamlamak. Ziyaret tavafını bayramın biri ile üçü arasında yapmak. Her tavaftan sonra iki rekat namaz kılmak. Tavafa Hacerul Estetten başlamak gibi.

Haccın bir müslümana farz olabilmesinin şartları ise: Müslüman ve akıl baliğ olmak, Yoluna güç yetirebilecek maddi imkâna sahip olmak, Sağlık ve sıhhati gidip gelmeye elverecek seviyede olmak, yolda emniyetin olması ve kadınlar için yanında mahreminin bulunması gerekmektedir. Şimdi kadınlar, bu şarta uymadan da hac yapılabilmektedirler. Uçakla gidildiği için kadınlar topluca yapabilme imkânına sahiptirler.

Haccın Kur’an’daki zikri bu şekilde kayıtlanmıştır. Esas haccın sosyal ve siyasal boyutu ise çok daha farklıdır. Allah Teâlâ dinini bütün dinlerden üstün kılmak için; İslam ümmetini bütün ümmetlerden ahlaki, siyasi ve ekonomik olarak üstün kılmak için dünya çapında takdir edilmiş bir harekettir. Bu anlamda haccın esas amacı gerçekleştirilmiyor. Gerek yerli gerek yabancı müstekbirler, bunu kendileri için büyük bir tehdit olarak algıladıkları için; işin bu boyutu gölgelenmeye çalışılıyor. Bu nedenle Hac, bütün günahları sıfırlama ritüeli olarak anlatılıyor. Müslümanların bu konudaki bilinç eksikliği giderilerek Hac ve Umrenin asli hüviyetine kavuşturulması gerekmektedir. Küresel çapta bir ibadetin dünyayı etkileyecek misyonunu yeniden hatırlanmaya ihtiyaç vardır… Biz burada sadece bir ibadet olarak kaydını vermeye çalıştık.  Tüm bunların üzerinde ve her hal ve karda haccetmeyi gerekli kılan İlahi emir şudur:

“Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Ali, İmran 3/97)

Müminleri o beldeye o mekâna çeken esas sebep işte budur. Dileyen rabbinin üzerindeki hakkını ödemek için elinden geleni yapmaya gayret etsin!. Say ve gayret bizden muvaffakiyet ise Allah’tandır.

Google+ WhatsApp