Kur’an’ın Öğrettiği Üslup

Kur’an’ın Öğrettiği Üslup

Üslup; bir şeyi anlatım, ifade tarzı ve özellikle anlatışta tutturduğu kendine özgü yoldur. Kısaca “anlatım biçimi”, “anlatım tarzı” dır. Konuyu ele alış biçimi; sözcük seçimi, cümle kuruluşu, dilin yalın (sade) ya da sanatlı oluşu, akıcılık gibi özellikler üslubu

Kur’an’ın Öğrettiği Üslup

 

Üslup; bir şeyi anlatım, ifade tarzı ve özellikle anlatışta tutturduğu kendine özgü yoldur. Kısaca “anlatım biçimi”, “anlatım tarzı” dır. Konuyu ele alış biçimi; sözcük seçimi, cümle kuruluşu, dilin yalın (sade) ya da sanatlı oluşu, akıcılık gibi özellikler üslubu meydana getirir. (TDK)

Yapılan bu tanımdan yola çıkarak her insanın kendine has bir üslubu var dersek yanlış söylemiş olmayız. Her insan kişiliğine uygun eylem ve davranışlarda bulunur. Dolayısıyla Kur’an’a iman ettiğini söyleyenler de üsluplarının temel ilkelerini iman ettikleri kitaptan almak zorundadırlar.

Kur’an, gerek bireysel gerekse toplumsal hayatın tamamını kuşatan, boşluk bırakmayan ve hayatın merkezine Allah’ı oturtan kitabın adıdır.

Kainatta yaratılmış ne varsa Allah var etmiştir. Bu yaratılış hiyerarşisinde varlıkların tamamı O’nun altındadır. Allah yarattığı hiçbir şeyi başıboş bırakmamış, (Kıyamet 36) insan dışında ki bütün varlıkları koyduğu kurallarla cebren boyun eğdirmiştir. (Al-i İmran 83) Sadece insan serbest bırakılmış kendisine doğru- yanlış yolu da beyan edilmiş bu serbestliğinden dolayı da imtihana tabii tutulmuştur. (Muminun 155)

Doğası gereği insan sosyal bir varlıktır, bundan dolayı hemcinsleriyle iletişim kurarak, birlikte bir şeyler yapmak ve dayanışma ve yardımlaşma ile toplumu tanır ve kendisini topluma tanıtır. Bu tanışıklık etkileşmeyi de beraberinde getirir. (Hucurat 13) Fıtrat güzel olana her zaman meyyaldir. Bir şeyin toplumda kabul görüp derinlemesine kök salması ve makes bulması için o şeyin mümessillerinin onu topluma iyi tanıtması toplumun kabullenip benimsemesini sağlayacaktır. Bunun en doğru yolu güzel üsluptan geçmektedir. Kur’an koyduğu ilkeler ve prensiplerle hayatın tamamını kuşattığına göre kıyamete kadar bu ilkeler değişmeden varlığını sürdürecek, bu konuda da bize rehberlik edecektir. Kur’an’a iman ettiğini iddia edenlerin asli görevlerinden bir tanesi de insanlığa ‘örnek olacak bir topluluk’ oluşturmalarıdır. (Al-i İmran 110) Örnek olabilmek için; insanlığa yük olan değil, insanlığın yükünü hafifleten, sorumluluk taşıyan, sorun olmaktan çok sorun çözen bir topluluk olduğumuzda örnek toplumun fonksiyonunu yerine getirmiş olacağız. Bunun yolu da bilmekten, bilgiyi hayata aktarmaktan ve bilgiyi insanlarla paylaşmaktan geçmektedir.

Toplumda bilenlerin sayısının çoğalması o toplumun kalkınmasını, hakkın, adaletin ayağa kalkmasını sağlayacak, yanlışların asgari düzeye indirgenmesiyle birlikte seviye yükselecektir. Bilgi kadar bilgiyi ulaştırmada takınılacak üslup da çok önemlidir. Kur’an’ın mesajını her yaştan her seviyeden, her zaman ve mekanlarda ulaştırmak durumun da olan Kur’an için elbette bir üslup söz konusudur. Kur’an’ın üslubu demek; bir konuyu anlatırken kelimelerin seçiminde, cümlelerin oluşumunda, konuların izahında kendine has anlatım tarzı demektir. Kur’an’ın bu konuda da kendine has mucizevi bir üslubu vardır. Aziz olan Allah vahiy yoluyla insanlara hakikati bildirmek için özel bir dil kullanmamıştır. Seçmiş olduğu elçinin kavmi hangi dili konuşuyorsa o dilin sınırları çerçevesinde vahyetmiştir. Diğer bir ifadeyle Allah beşeriyete beşer diliyle hitap etmiş, ilahi hitabın özel bir dili olmamıştır. (İbrahim 4) Musa (as) Tevrat İbranice, İsa (as) İncil Aramice ve Muhammed (as) Kur’an Arapça eğer böyle olmasaydı muhataplar itiraz edeceklerdi. (Fussilet 44)

Vahyin indiği çağda toplum ve toplumun fikir seviyesi ne ise vahiy onu esas almıştır. O’nun amacı meramını en açık şekilde muhataplarına beyan etmektir. İnsanlara teklif ettiği şeylerde o seviyede olmuştur. İnsanları seviyelerine göre muhatap almak Kur’an’ın bize öğrettiği üslubundandır. (Bakara 286) Kur’an’ın bizler için üslup konusunda belirlediği yol haritasına bir bakacak olursak:

Muhataba “kavlen beliğa”; meseleyi bütün açıklığıyla ortaya koymak, gönüllere işleyecek tesirli, anlaşılır, açık söz söylemek. (Nisa 63)

Muhataba karşı “kavl-i hasen” ; iyilik yaparak, insanların durumlarını gözeterek güzel söz söylemeyi ister (Bakara 83,İsra 53)

Güzel, hoş, tatlı bir söz başa kalkılarak ecri yok olan bir sadakadan daha hayırlıdır.”Kavlün ma’ğruf” (Bakara 263)

“Anne-babaya karşı “öf bile deme” onlara “kavlen kerima”; onlara karşı ikramkar , iltifatkar, gönüllerini hoşnut edecek söz söyle. (İsra 23)

Allah’ın bizleri affetmesini istiyorsak, kendimize doğruluk, hakkaniyet ve adaletle muamele görmek istiyorsak, halimizi düzeltip her husus da doğru samimi, adil ve haktan yana olmamız istenir. Mü’min doğru olandır, doğruluk onun şiarıdır, aleyhine bile olsa doğruluktan sapmayandır o ancak “ Kavlen sadida”; doğru söz söyleyen veya sözü doğru söyleyendir. ( Nisa 9. Ahzab 70)

Muhatabın aklına yönelik beliğ ve hikmetli düşündürecek, eşyanın tabiatına uygun, “güzel öğütle ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (Nahl 125) Hikmetli konuşma; kişinin konuşmalarında kısa, öz, çözüm getiren, ışık tutan bir üslup ile konuşmasıdır.

Kalbi marazlı olanların marazlarını daha da artırmamak için, tedbirli olmalı, yanlış anlaşılmaya ve fitneye meydan vermemek için bu tiplere “kavlen ma’ğrufa” yerinde ve uygun söz söyleyin. (Ahzab 32)

İnfak etmeye imkanı olmayanlar kendilerinden bir şey istenildiğinde verecek bir şeyleri olmayanlar hiç olmazsa onlara karşı “kavlen meysura”;teselli edici, gönül alıcı söz söylemek. (isra 28)

Korumaya muhtaç yoksullara, yetimlere ve yakın akrabaya karşı “kavlen ma’ğrufan”; güzel söz ve tatlı dille konuşmak. (-Nisa 5. 8)

Despotlara, zalimlere, tagutlara karşı “kavlen leyyina”; su gibi akan yumuşak söz söyleyin. (Taha 44) “Fir’avn’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dille konuşun. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Taha 20/43-44) Sözü yumuşak söylemek, muhatabı tahrik edip öfkelendirmez, hislerine dokunup kibir ve gururlanmalarını galyana getirmez. Bilakis kalpleri yatıştırır, düşünmeyi ve ibret almayı telkin eder. Bunun için Yüce Allah, Fir’avun’a söylenecek yumuşak sözü de şu şekilde tayin etmiştir:

“De ki: (küfürden, azgınlıktan) temizlenmek istemez misin? Sana Rabbine giden yolu göstereyim ki, O’ndan korkasın.” (Naziat 79/18, 19) Görüldüğü gibi Musa (as) karşısında duran kişiyi (Fir’avun’u) çok iyi tanıyor ve onun neler yapabileceğini çok iyi biliyor, çünkü o onların elinde büyüdü! Onun için yumşak sözden maksat; sözü eğip bükmek, sulandırmak, mecrasından çıkartmak, esnetmek değil, hak ve hakikati onun aklına hitap ederek bildirmektir. Yumşak söz, çokça istismar edilen, asli mecrasından saptırılan konulardan bir tanesidir. Bu konuda da Kur’an’ın koyduğu ölçü bizlerin üslubu olmalıdır.

Dilin üslubu; dil insanlar arası iletişimde başat rol oynar, insanlar okuyup yazmayı öğrenmeden önce konuşmayı öğrenirler. Kur’an’ın dilde kullandığı üslupta orta düzeyde bir anlatım tarzı vardır. Ne öyle yüksek perdeden (akademik) ne de çok basite indirip amayani, ne de afakidir. Kendine özgüvenli, tutarlı, akıcı, net ve özlü bir dil kullanır.

Muhatap da üslup; kim ile muhatap olduğumuzu bilmemiz işimizi kolaylaştıracaktır; muhatap seçiminde öncelik alıcıları açık ve istekli olan tercih edilip muhatap alınmalıdır. (Abese 1-12) Muhatabı tanımak, seviyesini bilmek neye nereden, hangi düzeyden başlayacağımızı da kolaylaştıracaktır. Genele hitap ediliyorsa orta bir dil kullanmak gerekir. Genel olarak muhatapları: alıcıları açık olanlar, alıcılarını tamamen kapatanla ve ortada duranlar olmak üzere üç kategoride değerlendirebiliriz.

Birinci guruba dahil olanlar fıtratını baskılamamış hakka ve hakikate aklı ve gönlü açık olan insanlardır. Bunlar su ile sünger gibidirler, birbirleriyle temas ettiklerinde vuku bulan bütünleşme gibi birbirlerini kabul etmede hiç zorlanmayacaklardır. Bu bütünleşmenin bedeli ne olursa olsun fıtratlarına ters davranış sergilemeyecek insanlardır.

İkinci guruptakiler, Kur’an’ın ifadesiyle “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar (hidayete) dönmezler.” ( Bakara 18) Bu tipler daha çok toplumun elebaşı durumunda olan varlıklı-zengin, makam-mevki sahibi, yazar-çizer ve kanat önderliği yapanlardır. Vahye karşı gelmelerinin nedenleri ellerindeki imkanları Allah’ın buyurduğu şekilde kullanmak istemeyişlerindendir. İşte bu tiplere “ Kavlen leyyina” söyleyip, selam demek gerekmektedir. (Furkan 63)

Üçüncü gruptakiler daha çok karasızlar diye de adlandıracağımız tiplerdir. Her iki tarafa da akma ihtimali olanlardır. Bunlar yeterli itminana ulaşamamış bilgi eksikliği olan, bedel ödemeyi göze alamayan, anlama ve kavrama yetisinde eksiği olan insanlardır. Bu tipler eksiklikleri giderilecek, zaman, sabır, hikmetle, müjdelenecek ve korkutulacak en güzel şekilde mücadele edilecek insanlardır.

Anlatımda üslup; anlatılacak konuya hakimiyet, neyi nerede kime konuşacağını bilemek, bilmediği konuya bilmediğini söylemek ve o konuda bilgi sahibi olana kadar konuşmamak. Çünkü kişi bildiği şeyi en güzel anlatır. Anlatımda mevzuyu fazla teferruata boğmadan açık, net ve özlü (beliğ) bir şekilde ortaya koymak, mesnetsiz konuşmamak, uzun cümleler kurmamak; uzun cümlelerde verilmek istenen fikrin bağlantısını kurabilmek okuyucu açısından oldukça güçtür…

Beden dilinde üslup; iletişimde jest, mimik ve tavır kullanımı dil kadar etkili ve önemlidir. Bunları doğru kullanmak muhatabı etkiler. El, kol hareketlerimiz, vücut duruşumuz, yüz ifademiz, göz hareketlerimiz, jestlerimiz ve mimiklerimizle insanlara birtakım mesajları daha kolay veririz. Bu yüzden de insanlar hakkında çoğunlukla ilk görüşte bazı izlenimler edinirsiniz. Yani tanışır tanışmaz birine kanınızın ısınması veya birinin duruşundan, bakışından hoşlanmamanız tamamen beden dilinin iletişime geçmiş normal halidir. Karşımızdaki kişinin hareketlerini kısa süre gözlemlediğimizde, sizi dinleyen muhatabın beden diline bakarak sizi onayladığını veya onaylamadığını anlayabilirsiniz. Beden diliyle ifade tarzımızın birbiriyle ahenkli olmasına da dikkat edilmelidir; Tıpkı orkestra şefinin hareketlerine bakarak name çıkaran koro gibi uyumlu olmalı.

Bu yüzden de beden dilini etkili kullanan kişiler, iş yaşamında ve sosyal çevrelerinde olumlu izlenim bırakırken beden dilini yanlış kullananlar ise iletişim sorunları yaşamaktadırlar.

Kur’an beden dilini olumlu ve olumsuz olmak üzere her iki hal için de kullanır. (Müddesir 22, Zariyat 54)

Kur’an’ın bize çerçevesini çizdiği üsluba kısaca değindik. Bunlar belki çoğumuzun bildiği ve uygula(ya)madığı es geçtiklerimizdendi. Bir şeyin üslubu o şeyin yardımcı unsurudur. Hatırlatmak bizden tevfik Allah’tandır…

 

 

 
muhammed celil
iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp