Kur’an’da Buluğ ve Rüşd Çağı

Kur’an’da Buluğ ve Rüşd Çağı

Üzülerek belirtmeliyim ki yaşadığımız yüzyılda gençlerimizin çoğu, dini anlamda buluğ çağıyla beraber üstlendikleri sorumluluklarının farkında değiller. Buluğ çağıyla başlayan kulluk yarışını sadece hangi okulu kazanmalıyım? İmtihanlara hazırlanırken kimleri geçmeliyim? Gibi dünyevi rekabetlere

Kur’an’da Buluğ ve Rüşd Çağı

 

Üzülerek belirtmeliyim ki yaşadığımız yüzyılda gençlerimizin çoğu, dini anlamda buluğ çağıyla beraber üstlendikleri sorumluluklarının farkında değiller. Buluğ çağıyla başlayan kulluk yarışını sadece hangi okulu kazanmalıyım? İmtihanlara hazırlanırken kimleri geçmeliyim? Gibi dünyevi rekabetlere indirgemiş bulunmaktalar. Bu yazının amacı ailelerin dikkatini buluğ çağına çekmek ve gençlerimizi bir nebze de olsa; buluğ ve rüşd çağı hakkında bilgilendirmektir.

Sözlükte “ buluğ ve belağu kelimeleri, amacın en yükseğine erişmek ve en sonuna varmaktır. Bu bir yer, bir zaman ya da belirlenmiş işlerden biri olabilir. Bu kelime bazen tam varılmasa da yaklaşmayı ve görülecek noktaya kadar gelmeyi ifade eder.”1 Diye geçmektedir. Bu kavram yaş ile ilgili buluğ çağına erme2 ifadesiyle birlikte, türevleriyle birlikte Kur’an’da birçok ayette geçmektedir.3

Buluğ çağını, Batıdan devraldığımız ergenlik çağı kavramsallaştırmasıyla bir birine her yönden karıştırmamamız gerektiği kanaatindeyim. Çocukluktan yetişkinliğe adım atmaya başladığımız bu çağla beraber fiziksel, duygusal, bilişsel ve sosyal gelişmelerin olduğu döneme girildiği aşikârdır. Fakat yine de buluğ çağı, ergenlik çağıyla her yönden kıyaslanamaz. Buluğ çağı için tıpkı ergenlik çağı gibi biyolojik anlamda kişinin belirgin değişimler yaşamaya başladığı, ikincil cinsiyet özellikleri kazanmaya başladığı çağdır diyebiliriz.4 Ayrıca zihinsel gelişmelerin (soyutlama kabiliyeti) gelişmeye başladığı, 9 yaş ile 17 yaş arasındaki gelişim dönemini tanımlamak için de her iki kavramı kullanılabiliriz. Bu anlamda bu kavramsallaştırmalar her ne kadar birçok benzerlik gösterse de; şunu da belirtmemde fayda vardır; Müslüman gençlerin buluğ çağıyla beraber başlayan sorumlulukları, batılı ergen psikolojisiyle ilgilenen psikologları ilgilendirmemektedir. Batının çocuk yetiştirmede gösterdiği yaklaşımlar ile Müslümanların çocuk yetiştirmede gösterdikleri yaklaşımlar bir birinden farklıdır.

Buluğ çağı vücutlarımızın yapısını ve işlevlerini değiştirirken aynı zamanda düşüncelerimizde, kişiliklerimizde ve sosyal davranışlarımızda değişiklikler yaratır. Batının ergenlik çağı tanımlamasında; Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Nebi/Elçilerine, Ahirete iman gibi temel iman esaslarına, Allah’ın emir ve yasaklarına, helal ve haramlara yer verilmediği gibi temel İbadetlere5 de yer verilmez. Bu yüzden gençler genel anlamda fıtratlarıyla çelişen bir hayat yaşamaya başladıklarında, ergenlik bunalımı denilen bulanımı daha ağır atlatabilmektedirler.
Çocukluktan gençliğe geçiş olan bu çağ, Müslüman gençler için niçin önemlidir?

Çocukluktan gençliğe geçilen bu çağla beraber kişinin dini sorumlulukları başlamaktadır. Tıpkı Araf 172. Ayette geçtiği gibi “Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden nesillerini aldığında6onları kendilerine karşı şöyle şahit tuttu: “Ben sizin Rabbiniz (Sahibiniz) değil miyim?” Onlar da “Evet! Sahibimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık kıyamet günü, “Biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz. Bu ayetle Rabbimiz bellerden alınan nesillere dikkatlerimizi çekmektedir. Ayetle ilgili geleneğin açıklamalarına yer vermeden bellerinden nesillerin alınması demek: buluğ çağıyla İkincil cinsiyet özelliklerimizin devreye girmesiyle emir ve yasaklarla mükellef tutulduğumuz anlamına gelmektedir.

İnsanın mükellef tutulabilmesi için öncelikle buluğa ermiş olması ve akıllı olması gerekir. Kur’an’da sorumluluk sahibi muttaki (takvalı) olanlar için yapmaları gereken veya yapmamaları gereken helal ve haramlar ile emir ve yasaklar en ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Bu yükümlülükler “Buluğ Çağı” dediğimiz yaşa gelince başlar. Bu nedenle dinimizin buluğ çağıyla yakından ilgisi vardır.

Ayrıca kitabımızda muttakilerin özellikleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Takva sözlükte insanın kendi canını korkulan şeylerden sakınması; insanın kendisini günahlardan sakındırması, sakıncalı olan şeylerin terk edilmesi anlamlarına gelmektedir.7 Takvalı kişiye de muttaki denilmektedir. “Elif, Lam, Mim, İşte o Kitap budur; içinde şüpheye yer yoktur. Muttakiler için rehberdir. Bakara suresinin ilk beş ayetinde Rabbimiz “Allah’a içten inanan, namazı düzgün ve sürekli kılan ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayan, Sana indirilene de senden önce indirilenlere de inanıp güvenen ve ahirete inançları kesin olanlar. İşte onlar, Rablerinin (Sahiplerinin) doğru yolunda olanlardır. Umduklarına kavuşacak olanlar da onlardır.” (Bakara, 1/1-5) Diyerek Rabbimiz takvanın önemine dikkatlerimizi çekmektedir.8

Anlaşılacağı üzere buluğa ermiş akıllı kişinin, dinimizin bütün hükümlerini yerine getirmekle mükellef olması demek; Allah’ın emrettiği şeyleri yapması, sakındırdıklarından da uzak durması anlamına gelmektedir. Yani Kişinin Allah’a olan kulluk bilincini kuşanması demek ancak Allah’ın emirlerini yerine getirmesi ile mümkündür.
Hangimizin daha iyi işler yapacağımızı sınamak için Rabbimiz hayatı ve ölümü var etmiştir.9 Ayrıca İnsan Suresi 2. Ve 3. Ayette Rabbimiz “Biz insanı, çok bileşenli döllenmiş yumurtadan yarattık. Yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; o nedenle onu dinleyen ve gören bir varlık haline getirdik. Ona doğru yolu gösterdik; ister görevini yapar, isterse o yolu görmezlikten gelir (kâfir olur). Anlayacağımız hayat seçimlerden ibarettir. Emir ve yasaklara uymak istememiz, iyiyi ve kötüyü seçmemiz nasıl bir kul olmak istediğimizle yakından ilişkilidir. İster her şeyimizi Allah’a borçlu olduğumuzun bilinciyle yaşayıp şükrederiz. İster nankörlük eder görmezlikten (kâfir oluruz) geliriz.
Kur’an duygularımızı ve düşüncelerimizi kontrol etmeyi ve eylemlerimizi ona göre gerçekleştirmemizi öğreten kitaptır. Değerler eğitimimizi Kur’an’dan aldığımızda raşid ve raşideler olmaya başlarız. Dinimizde, Amelin Salih olması büyük önem taşır. Amelin Salih olmasının en önemli şartı ihlastır yani o işten, o ibadetten, o hayırdan sadece Allah rızasının beklenmesi başka bir gaye gözetilmemesidir.

Doğru yönlendirilmiş duygu ve düşünceler için elimizde bir pusulanın olması şarttır. Kitabımızdan anlıyoruz ki Allah’a iman yani Allah’a inanmak ve güvenmek (tevekkül etmek) ön koşul, sonra Salih ameller işlemek konusunda yarışmak10 bizi hedefe ulaştırır.

Buluğ çağıyla başlayan bu süreçte amellerin deftere yazılması11 ağzımızdan çıkan her sözün kayda geçirilmeye başlanması12 bu çağla yakından alakalıdır. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bizi kitapsız (Kur’an) pusulasız bırakmamıştır. Takviye olarak içimize oto kontrol mekanizmasını da yerleştirmiştir. Vicdan denilen iç sesimiz sayesinde yaptığımız eylemlerin iyi veya kötü olduğunu hissetmekteyiz. Tıpkı Rabbimizin Şems Suresinde ki ayetlerde belirttiği gibi “nefsin (insan bedeninin) ve onun dengesini kuran (Allah’ın) hakkı için, O, kişiye davranışlarındaki yanlışlığı da doğruluğu da ilham eder. Kim kendini geliştirirse umduğuna kavuşur, kim de kendini pis işlere sokarsa kaybeder.”13

Yani iç sesimiz bize yaptığımız kötülükleri haber vermektedir. İşte yaptığımız tüm amellerimizde önce Allah’ın rızasını gözettiğimizde, kendimiz için istediğimizi başkası için de istediğimizde Ameli Salih (iyi işler) işlemiş oluruz.

Ayrıca Kur’an’da geçen Rüşd kavramı gençlerimiz için çok önemlidir. Sözlükte rüşd; Ğayyin/sapıklığın zıddı olup hidayet anlamında kullanılır.14 Genel anlamda ifade edecek olursak, rüşt çağı kısaca; buluğ ile başlayan yaptığımız işlerin iyi-kötü, doğru-yanlış, hak-batıl olduğunu anlamaya başladığımız zihinsel olgunlaşma sürecimizin adıdır diyebiliriz. Buluğ çağıyla başlayan soyutlama kabiliyeti gençlerde katlanarak artan bir süreçtir. Bu dönemde gençler matematiksel işlemleri çözmede daha başarılı olmaya başlarlar. Matematik, bizim evreni, hayatı soyutlayarak algılama biçimimizdir. Adalet, eşitlik, cesaret, dürüstlük gibi soyut kavramlar da, hayatımızı anlamlandırabilmek için kullandığımız kavramlardır. Rahatlıkla söyleyebilirim ki matematiksel düşüncenin ve kişiliğimizin zirve yaptığı dönem rüşd çağıdır. Nisa 6. Ayette bahsedilen nikâh çağının15 olmazsa olmaz ön koşulu, kişinin rüşdünü ispatlamış olmasıdır.

Ayrıca rüşdünü kazanamamış genç kızlar, evlendiklerinde Mehirlerini nasıl harcayacakları konusunda da yeterli yetkinliğe sahip olamazlar. Aslına bakarsanız evi idare etmek demek; paramızı, yaşantımızı, ailemizi idare etmek ve kanaat sahibi olmak demektir. Ayrıca her hangi bir işte çalışıp geliri olmayan kızlar, Mehirlerini rahatlıkla mali sorumluluk gerektiren dini ibadetlerini yerine getirirken de kullanabilirler. Kurban kesebilir, umre, hac yapabilir, zekat ve sadaka verebilirler.

Aile toplumun temel yapı taşı olduğuna göre dini anlamda ailede yaşanan her sorun toplumu da yakından ilgilendirmektedir. Parasını hesapsızca sadece kendisi için harcayan bencil, narsist kişilerde adalet, eşitlik, cesaret, dürüstlük gibi erdemler de gelişemez. Böyle kişiler erkek olsun kız olsun, kazançlarının hesapsız harcayan gençler olurlar. Paralarını har vurup harman savuran gençler kendilerine, ailelerine ve toplumlarına zarar getirirler.

Dinimiz, yaşantımızın her alanına müdahale ederek bize ince ayarlar çekmektedir. Buna rağmen Bakara suresi 256. Ayette geçtiği gibi “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”

Dolayısıyla dine karşı tutum ve davranış geliştirmede en etkili zamanın çocukluk yılları ve yine en etkili kurumun da aile olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Aileler çocuklarını buluğ çağına hazırlamakla mükelleftirler. Çocukların cep harçlıklarını nasıl harcadıkları konusunda da çok dikkatli olmak zorundalardır. Dünyaca ünlü matematikçi Jhon Nach’in de dediği gibi “”İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” Paramızı doğru yerde ve zamanda kullanabilmek için kişide önce adalet, dürüstlük gibi olguların oturması gerektiği aşikârdır.
Çocukta doğuştan var olan ” fıtri” inanma eğilimi, ailesi tarafından üzerinde durulduğu ölçüde çocukta, düşünce ve davranış şeklini alabilir. Bu dönemde çocuk herhangi bir dini sorumluluk altında olmasa da, geleceği için aile onu en iyi şekilde yetiştirmekle sorumludur. Bu sorumluluğun gereği olarak aile, çocuğun dini duygu ve düşüncesinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine rehberlik ederek, onlara rol model olmak zorundadır. Aksi veya yanlış bir eğitim çocuğun dinden uzaklaşmasına ya da dine karşı tavır almasına sebep olabilir. Cenab-ı Allah, Lokman’ın (as) diliyle çocuk eğitiminde uyulması gereken metot ve üsluplar hakkında anne ve babalara bilgiler vermektedir. 16
Lokman, oğluna öğüt verirken şöyle demişti: “Oğulcuğum! Allah’a şirk koşma; şirk büyük bir yanlıştır”. (Lokman 31/13)
“Oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığında olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu ortaya çıkarır. Allah latiftir; en ince ayrıntıyı bilir, habirdir; her şeyin iç yüzünü bilir.” (Lokman 31/16)
“Oğulcuğum! Namazı kıl, marufu (iyi olan şeyler) emret, kötülüğe engel ol; başına gelene de sabret(göğüs ger). İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir. (Lokman 31/17)
“İnsanlara dudak bükme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez.” (Lokman 31/18)
“Yürüyüşünde tabii ol ve sesini yükseltme; seslerin en çirkini şüphesiz eşek sesidir. (Lokman 31/19)
Anne ve babanın çocuğuna din eğitimi verirken Hz Lokman’ın oğluna öğütlerini referans almalıdır. Ayetlerde özellikle çocuğa güzel bir şekilde hitap edilmesi gerektiği konusu ortaya konulmaktadır. Bu ayetlerde Tevhit inancının çocuğa bildirilmesi, Allah’ın kudretinin çocuğa uygun bir şekilde ifade edilmesi, Allah’ın rızasına uygun hareket edilmesi, emrettiklerinin yapılması ve sakındırdıklarında kaçınılması gerektiği dile getirilmektedir. Bunların dışında sabrın tavsiye edildiği, kibrin yerildiği; yürüyüşte itidalli olunmasından söz edildiği görülmektedir.
Kısaca anne babalar ve buluğa ermiş gençler; kişisel ve sosyal ve sorumluluklarının üstesinden ancak: Allah’a tam teslimiyet ve güvenden sonra, Salih ameller yaparak, hem bu dünyayı hem de ahiretlerini kazanacaklarının farkında olmalılar.
Başkasına iyiliği emredip kendimizi unutmamak dileğiyle!


1 Ragıp el- Isfahani, Müfredat/Kur’an Kavramları Sözlüğü/B-l-ğ maddesi, Çıra Yayınları 2010
2 “Belağa Eşuddehu” Tamlamasıyla Hac 22/5, Mümin 67/40 geçmektedir.
3 Bknz. Örnek Ayetler: Enam 6/152, Yusuf 12/22, Kehf 18/82, Kasas 28/14, Saffat 37/102, Mümin 40/67, Ahkaf 46/15.
4 Kızlarda ve erkeklerde meydana gelen tüm fiziksel ve biyolojik değişimler.
5 Namaz, Hac, Oruç, Zekat, Sadaka gibi
6 “Bellerinden nesillerini almak” demek ‘nesile neden olan tohumu almak’ demektir. Bu, kadınlarda ilk yumurta hücresinin rahme düşmesinde (ilk adetin öncesinde), erkeklerde ilk sperm üretimi gerçekleştiğinde olur. Diğer bir ifadeyle kadın ve erkeklerin ergen olmaları (buluğ çağı) itibariyle Allah onları kendine şahit tutmuş ve dini sorumluluklarını başlatmış olmaktadı

7 Ragıp el- Isfahani, Müfredat/Kur’an Kavramları Sözlüğü/ V-k-y maddesi, Çıra Yayınları 2010
8 Bknz. Örnek Ayetler: Bakara 2/ 177, Al-i İmran 3/17.76.134.135, Maide 5/93, Enbiya 21/49, Kaf 50/33, Zariyat 51/16, Meryem 19/60.61.
9 Bknz. Mülk Suresi 67/2
10 Bknz. Bakara 2/148
11 Bknz. Örnek Ayetler, Casiye 45/27.28.29, İsra 17/13.14, Hakka 69/ 19. Ve sonrasındaki ayetler.
12 Bknz. Kaf 50/ 17. 18.
13 Şems Suresi 91/7.8.9.10.

14 Ragıp el- Isfahani, Müfredat/Kur’an Kavramları Sözlüğü/R-ş-d maddesi, Çıra Yayınları 2010
15 Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin. Onlarda olgunlaşma (rüşd) görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyüp geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, kendini engellesin; yoksul olan da maruf (Kur’an ölçülerine uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.(Nisa 4/6)

 

iktibas çizgisi

 

Mürüvvet Çalışkan-Eğitimci/Aile Danışmanı

Google+ WhatsApp