Kur’an’a Sarılmak

Kur’an’a Sarılmak

Allah’ın kendi katından bir kitap göndermesi yaratılmışlar için özelliklede biz insanlar için büyük bir lütuf ve ikramdır. Kendilerine bir şeyler ikram edilenler işin doğası gereği ikram eden makama veya merci iye teşekkür ve şükranlarını sunmak zorundadırlar. Yer ve gökteki

Kur’an’a Sarılmak

 

Allah’ın kendi katından bir kitap göndermesi yaratılmışlar için özelliklede biz insanlar için büyük bir lütuf ve ikramdır. Kendilerine bir şeyler ikram edilenler işin doğası gereği ikram eden makama veya merci iye teşekkür ve şükranlarını sunmak zorundadırlar. Yer ve gökteki her şeyi yaratan Allah yaratmış olduğu bu varlıklar ile irtibatını da rahmeti gereği kesmemiştir. Kendi içlerinden yine kendileri gibi bir insanı elçi seçmek suretiyle onların hem dünyada hem de ahirette onurlu ve şerefli bir hayat yaşamalarını da sağlamıştır. Sizlerin de bildiği gibi bizler gibi birer insan olan elçiler belirli bir süre yaşarlar ve sonrada ölürler. Zira Allah’ın canlılar için koymuş olduğu ölüm ile ilgili genel yasalar elçiler içinde geçerlidir ve onlardan hiç birisi bu yasanın hükmü dışında kalmamışlardır. “ Ey peygamber sen öleceksin de onlar ebedimi kalacaklar?” Burada uyulması gerekli olan elçilerin cisimleri değil zira onlar şu anda karşımızda yoklar onlara indirilen mesajlardır. Elçi olarak seçilenlerde kendilerini elçi olarak gönderilen makam tarafından kendilerine verilene sımsıkı sarılmalarını ve insanlara gider iken bunlar ile gitmelerini onlara farz kılmıştır. Elçiler de böyle inanıp iman ettikleri için “Size bir şey bırakıyorum ona sımsıkı sarılır iseniz asla bir daha sapıtmazsınız oda Allah’ın kitabı Kuran’ı kerimdir” diyerek görevlerini tamamlamışlar. Allah onlardan razı olmuş onlarda Allah’tan. Ya bizler ne yapıyoruz? İster iseniz biraz da onu konuşalım.

Belli ki bizler hem son gönderilen Kuran ‘a ve o Kuran’ın kendisine indirilen elçiye salat ve selam bütün elçiler üzerine olsun çok sıkı sarılıyoruz! fakat bu sarılma ne hikmet ise bizleri şu dünya hayatında kurtarmadığı gibi Allah bilir amma ahirette de kurtarmayacak sebebine gelince dünya ahiretin tarlası değil mi?  Allah’ın sımsıkı sarılın dediği son kitabına ve elçisine sarılmaktan anladığımız onun kabına ve cismine sarılmak olmuştur.

Kuran’a sarılmaktan maksadın onun içerisindeki hükümleri anlamak, anlatmak ve yaşamak iken bizler yine tersinden okuyarak Kuran’ı evlerimizin en yüksek köşelerine astık, hızımızı almadık Allah’ın sadece namaz için farz kıldığı abdest şartını nasıl becerdik ise Kuran’a dokunmak ve okumak içinde şart koştuk.  O kitap ile aramıza erişilmesi mümkün olmayan bariyerler koyduk. Biz kitaptan kitapta bizlerden uzaklaşıp gitti. Garip olan kitabın cismen aslında bize yakın olması fakat manen, ruhen, bizlere yol gösterememesi ve kılavuzluk edememesi idi.

Allah’ın anlaşılması için kolaylaştırdım dediği kitabını biz kitabın mensupları Kuran’ı anlamak nere biz nere demek suretiyle hem Kuran’ı gönderene hem de kitaba iftira ettiğimizin bile farkına varmadık. Anlamadığımızı ifade ettiğimiz kitaba sımsıkı sarıldığımızı her türlü ortamda iddia eder olduk. Kuran’ın hükümleri hayatın dışına atılıp her gün ayaklar altına alınır iken kılımız bile kıpırdamaz, asla onaylamıyorum ve yanlış olduğunu söyleyip kınadığım ABD. Askerlerinin Irak’ın işgalinde bir cami baskını sırasında Kuran Mushaflarına yapmış oldukları o iğrenç ve aşağılık saldırıyı ise kamuoyuna taşıyıp diğerinden daha önemli göstermeye çalışanlara sizler gibi bende hayret etmekteyim.  Kuran’a sarılmaktan maksadın Allah’ın bizlerden ne istediğini bu ifadeden sonra gelen ayetler net bir şekilde açıklamaktadır. Bakın bununla ilgili ilk ayetimizde rabbimiz ne buyurmaktadır: “Hep birlikte Allah’ın ipi olan Kuran’a sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de Allah, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. ( Al-i İmran-103) Ayetten net olarak şunu anlamak veya şu sonuca varmak elbette mümkündür: Sımsıkı sarıldığımız kitabımız bizlerin bölünüp parçalanmasına mutlak manada engel olmalıdır. Ayrıca Allah’ın bizlere vermiş olduğu sayısız nimetlerin de farkına varmamızı sağlamalıdır.

Şimdi adama sormazlar mı kardeşim madem kitaba sarıldığınızı söylüyorsunuz nedir bu parçalanmış haliniz.  Yetmiş üç fırka! Değil binlerce fırkalara guruplara, mezhep ve tarikatlara, parti ve hiziplere bölünüp sonrada bir birinizi katlederek mi Allah’ı razı edeceksiniz? Kitaba sarılmış olmanızın diğer bir işareti ise Allah’ın diğer milletlere vermeyip bizlere vermiş olduğu din de kardeşlik gibi bir nimeti de hatırlayıp kardeşler olmamız gerektiğidir. Fakat bizler bu nimetinde kadrini bilmeyerek bölünüp parçalanmaya devam ediyoruz. Sonrada nedir bu halimiz diye şikâyet ediyorsunuz. Anlamadığınız kitabın bizlere yol göstermesini ve kılavuzluk yapmasını bekliyorsunuz. Konumuzla ilgili başka bir ayette rabbimiz şöyle buyuruyor: “Tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar müminler ile beraberdirler. Allah müminlere büyük bir mükâfat verecektir.” (Nisa-146)

Kitaba sarılmanın diğer bir göstergesi ise dini Allah’a has kılmaktır. Diğer bir ifade ile Allah’ın gönderdiği dini kabul edip yaşamaktır. Yani indirilen dine inanıp onu yaşamak. Sonradan uydurulup giydirilen dine değil. Bu ayet ayrıca kitaba sarılanların nerede ve kimlerin yanında bir duruş sergilemeleri gerektiğini de açıkça belirtmektedir.  O yerin kesinlikle Allah’ın  taraftarları olan müminlerin yanı ve safında olması gerektiğidir. Kuran’a sımsıkı sarılanlar kesinlikle duruş sorunu yaşamazlar. Onlar hiçbir zalimin, kafirin, münafığın, Allah ve resulünün düşmanlarının yanında yer almazlar bunlar tarafından yapılan zulümlere, katliamlara yardımcı olmazlar.  Ayrıca dünyada olup bitenlere de duyarsız ve sessiz kalamazlar. Peki, günümüz Müslümanları ve onların yöneticileri ne yapmaktadırlar?   Yapılanı ben sizlere hemen söyleyeyim; Beylik ve efelenmeye dayalı mesajlar. Sonuç Allah’ın düşmanları yine bildiklerini okumaya devem etmektedirler. Çünkü bir ümmet olması gereken İslam alemi paramparça olmuş ve kafirlere karşı koyacak güçlerini kaybetmişlerdir. Onlar ile onların anladığı dilden ve tarzda mücadele güçlerini kazanmaları da Allah’ın kitabına dönmeleri ile mümkün olacaktır.

“Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz” ( Araf-3)   Kitaba sımsıkı sarıldığını söyleyen kitabın mensupları o kitabın içerisindeki söylenmek istenen mesajı anlamadıkları sürece o kitaba gereği gibi iman etmiş olamazlar. “Kendilerine verdiğimiz kitabı, gereğince okuyanlar var ya, işte ona gerçekten inananlar onlardır. Onu inkar edenler ise ziyana uğrayanlardır..” ( Bakar-121)  Gereği gibi okumaktan kastın söyleneni ve isteneni hakkıyla yerine getirmek olduğunu bilmiyorum ayrıca söylemeye ve hatırlatmaya gerek var mı? Kendilerini bu gün İslam’ın mensupları veya İslam’a ait gören Müslümanların mevcut halleri kendilerine indirilen kitabı hakkı ile okumadıklarına şahitlik etmektedir.

Bu gün nereye bakar iseniz bakın Müslümanların yaşadığı coğrafyalar İslam’ın düşmanları tarafından ya bizzat ya da kendilerine hizmet eden kukla rejimler tarafından kontrol altında tutulmaktadırlar. Nerede bu zalim ve işbirlikçi yönetimlere karşı bir uyanış ve hareketlenme olsa ya bizzat kurdukları teşkilatlar ile (NATO !)vb. ya da işbirlikçileri kanalıyla hemen o hareketi bir noktada terör ve şiddetle bağlantılı hale getirmek suretiyle bütün var güçleri ile saldırıp ortadan kaldırmaktadırlar. Bunu yapar iken de medya yoluyla bir bakıma algı yanılması yaparak işi kitabına uyduruyorlar. “kendilerine yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökmeyin denilin ce biz ıslah edicileriz derler. Bilin ki esas fesat çıkaranlar onlardır. Fakat farkında değillerdir “ (Bakara-11-12)  Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali Müslümanlar terörist ve bozguncu ilan edilirken esas bu işin failleri yeryüzüne barış getiren! Veya getirmeye çalışan insanlar! Gibi sunulmaktadırlar. Bizlerde maalesef bu yalana inanmaktayız. Kalplerimizin Allah’ın indirdiği zikir ile (Kuran’la) titreme zamanı gelmedi mi?  Bana sorar iseniz geldi ve  bu dakikadan sonra titremeyen, kendine gelmeyen bir kalpten ve ruh halinden hemen kurtulmamız gerekmektedir. Aksi halde bu halimiz hiç değişmeyecek ve bizden sonrakilerde uyumaya ve uyutulmaya devam edeceklerdir. Bu halin devamında bizlerinde sorumluluğunun olduğunu unutmamalıyız. “Bizler kendi nefislerimizde olanları değiştirmedik çe Allah bizim halimizi değiştirici değildir.” (Rad-11) Kendimizin yapması gerekenleri Allah’ın yapmasını isteyerek, sadece dua ederek bu işin çözüleceğini veya sorumluluktan kurtulacağımızı sanıyor isek bilelim ki bu sanımız bizi kurtarmayacaktır. Allah’a emanet olunuz.

 
osman coşkun
iktibas dergisi

Google+ WhatsApp