Kur’an’a Sabitlenen Aktif Akıl

Kur’an’a Sabitlenen Aktif Akıl


MukaddesTuva · KUR'AN'A SABİTLENEN AKTİF AKIL

 

“AKIL” kelimesi Kur’an’da isim olarak hiç geçmez. Geçmemesi de lazım çünkü “AKIL” bir varlığın adı değil, insanın bir eylemidir. Yani varlık olarak yaratılmışlar arasında “AKIL” adında bir varlık yoktur. Bu eylemi yapan şey ise KALPTİR. Taakkul eden, fehmeden, fıkh eden, zikr eden, tedebbür eden şey KALPTİR. “Akıl” ise bu kalbin eylemlerinden sadece biridir.

 

Kalbin TAAKKUL eylemi her insanda farklı farklı olsa da aslında TAAKKULÜN sadece iki çeşidi vardır: 

1 - ALLAH’A ve AHİRETE İNANARAK BAĞLANARAK YAPILAN TAAKKUL 

2 - ALLAH’A ve AHİRETE İNANMAYARAK BAĞLANMADAN YAPILAN TAAKKUL

 

Her iki grubu da kendi içinde alt başlıklarla genişletmek ve tasnif etmek mümkündür ama sonuçta hepsi de sadece bu iki başlığın altında toplanacaktır.

 

KALP ve TAAKKUL ilişkisinin daha anlaşılır olması için şöyle bir misal getirmeye çalışayım: 

“KALP” denilen şey insanın duyular ve sezgiler üzerinden aldığı bilgileri işlediği merkezdir. Hangi yolla olursan olsun bilgiler ilk buraya gelir. Kalbe gelen bu bilgiler derli toplu ve hepsi bir arada değildir. Bir arada olsa bile HER KALBİN o bilgileri tasnif edişi biçimi kendisine özgüdür. Dağınık olan bu bilgilerin bilgiyi alan insan nezdinde bir anlam ifade edilmesi için onun bir araya getirilip tasnif edilmesi gerekmektedir. İşte bu dağınık bilgileri bir araya getirmek için kalbin bir ÇEMBER çizmesi gerekmektedir. Aldığı yeni bilgiler işte bu çemberin içinde yer alacaktır. İşte bu noktada kalbe bir PERGEL gerekir. İdeal bir çember çizmese o bilgiler de ideal olmayan o çembere göre işlerlik kazanacaktır. 

 

Kalbin çember çizmesi için bir pergel edinmesi lazım dedik. Aslında işte o pergelin ta kendisi KALPTİR. 

 

Pergelin çember çizmesi için bir ucunun SABİT olması diğer ucunun ise belirtilen açıklıkta sabit noktanın etrafında dönmesi ve en nihayetinde de çemberi tamamlayıp kapalı hâle getirmesi gerekmektedir.

 

Pergelin kendisi kalptir, bir ucunu bir noktaya sabitleyip diğer ucuyla dönmesi ise TAAKKULDÜR. 

 

Pergelin sabit ucu kiminde ALLAH’tır, kiminde ise Allah’tan başka şeyler/kişiler veya artık her ne isedir. 

 

İnsan yeryüzünde neyi anlamaya çalışırsa çalışsın KALP pergelinin bir ucunu bir noktaya sabitlemek zorundadır. 

 

İnsan hiçbir zaman -tasnif edilmiş bile olsa- bilgiyi KALP pergelinde çember içine almadan ona bilgi değeri vermez. 

 

Eğer pergelin sabit ucunda Allah varsa, çemberin içine alınan o bilgiler merkezdeki ALLAH noktasına göre tasnif edilecek, ona göre o şeyler değer kazanacak veya kaybedecek, ona göre her şey anlamlı veya anlamsız olacak. 

 

Merkez noktası “Allah” olan bilgiler, o merkezdeki noktayla kurdukları bağlara göre çemberin içinde merkezden uzağa veya merkeze daha yakın bir noktaya yerleştirilecek. 

 

İnsan türü yaratıldığı ilk günden bu yana o PERGELİ hep kullandı. Zaten o pergeli kullanmak onun kaderidir. 

 

O pergeli kullanarak her bilgiyi çember içine aldı, tasnif etti, derledi, arşivledi ve sonrakilere aktardı. “MÜKTESEBAT” dediğimiz şey de işte bunlar oldu. 

 

FAKAT kahrolasıca insan o pergelin sabit ucunu “Allah” noktasına hiç sabitlemedi. 

 

Her gördüğü noktaya pergelini sabitledi. “Bu sefer ideal çemberler çizeceğim.” diyerek her şeyi denedi. 

 

Bunlar içinde en utanmaz ve arsız olanları pergelin sabit noktasına “AKLI” koyduğunu söyleyenler oldu. 

 

Bu ahmaklıktan başka bir şey değildi çünkü pergelin kendisi merkezde olmaz. 

 

Akıl merkeze alınan bir şey değil, AKIL MERKEZE ALAN BİR ŞEYDİR.

 

Aklı merkez nokta kabul edenler ÖZNE olan bir şeyi NESNE haline getirip ona özne muamelesi yapmış oldular. 

 

Akıl asla sabit bir nokta olmaz çünkü o BİR EYLEMDİR. Aklın sabit olması ise bir eylem değil EYLEMSİZLİKTİR. 

 

Kur’an’da geçen ‘KASET KULUBUHUM’ ifadeleri de işte tam da bunu söyler... “KALPLERİ KATILAŞTI, DONDU, HAREKETSİZ KALDI.” 

 

Eylemsiz kalan KALP artık TAAKKUL EDEMEZ yani artık çember çizemez. 

 

Çember çizemeyen bir kalbe giren her bilgi doğrudan FUAD’A gider ve orda SADR’A dönüşür. 

 

“TAAKKUL” kelimesi “BİR UCU DİĞER UCA BİRLEŞTİRMEK”TİR. 

 

Pergelin sabit ucu zaten sabittir o oynamaz. Ama pergelin bir ucu çember çizmeye bir noktadan başlar, merkez eksenini dolaşarak ilk başladığı yere gelerek çizginin iki ucunu bileştirir. İşte “TAAKKUL” budur. 

 

Bu yüzde ayakkabı ipine ‘AKİL’ denilir. Yani uçları birlikte bir düğüm attığı için, ayakkabının iki yakasını belli ölçülerde bir araya getirdiği için... 

 

İnsanın içine giren her bilgi mutlaka ilk önce KALBE gelir. Buraya uğramayan bir bilgi asla bulunmaz. Ama kalp katılaşmışsa oraya uğrasa bile İŞLENMEDEN daha derinlere geçip gider. 

 

İnsan türü içinde akledenler ya pergelin sabit ucuna Allah’tan başkasını koyarlar veya Allah’ı koyarlar. Bunun üçüncü bir şekli yoktur. 

 

Pergel çeşitleri milyonlarca hatta milyarlarca olsa bile bu böyledir. 

 

Pergelin hangi çeşit olduğu, taştan mı demirden mi yoksa altından mı olduğu, büyük mü küçük mü olduğu bu iki çeşit daire çizme biçiminde asıl DEĞİLDİR. 

 

Burada asıl olan şey PERGELİN SABİT UCUNUN NEREYE SABİTLENDİĞİDİR. 

 

Kur’an’ın ‘Kalp’ dediği ama bize “AKIL” olarak geçmiş kelimenin kendisinin pergelin bir ayağının konduğu nokta olması asla mümkün değildir demiştik.

 

Pergelin bir ucu bir noktada sabitlenirken diğer ucu merkezden uzağa konulur. Kendi ekseni etrafında dönecek diğer ucun hangi genişlikte çember çizeceği KOORDİNAT ile belirlenir. Bunda da bir rastgele durum yoktur. 

 

İnsan türü tarih boyunca pergelin sabit noktasını kendi EGOSU olarak belirledi. Kalbine sunulan ALLAH bilgisini ise merkezinde kendi egosu bulunan bir çemberin içine aldı. 

 

Olaya hep ALLAH bilgisinin kendi EGOSU ile ilişkisi temelinden yaklaştı. Allah’ı bu KOORDİNATLARA göre çizilmiş çember içinde anlamaya çalıştı. 

 

Oysa pergelinin bir ucunu Allah’a sabitlemeli, egosunu da bu sabit noktaya göre çizilmiş çemberin içinde anlamalıydı. 

 

Sırf Yüce Allah’ın rahmetinin eseri olan her resul geldiğinde o resuller pergellerinin bir ucunu Allah’a sabitlemeleri gerektiğini söylediklerinde İnsan türü hep bir ağızdan “EYVAH ÖZGÜRLÜK ELDEN GİDİYOR!” diyerek her türlü zorbalığı yaptı. 

 

Oysa Allah SABİT ve DEĞİŞMEZ bir koordinattır. Onun dışında kalan tüm koordinatlar değişkendir ve sabit değildir. 

 

Özgürlük denilen şey de işte SABİT ve DEĞİŞMEZ bir nokta olunca anlam kazanır. Yoksa onun adına “özgürlük” değil “İLKESİZLİK” denir. 

 

Aslına bakılırsa insan KALBİNDE (yani aklında) “ÖZGÜRLÜK” kelimesi hiçbir zaman çember içine alınmadı, alınamaz da... 

 

Çünkü böyle bir KOORDİNAT yok. 

 

Bu MÜSEMMÂSI olmayan uyduruk bir kelimedir. 

 

Tıpkı ‘Lat, Menat, Uzza’ gibi... 

 

Bu tıpkı pergeli su üzerinde çevirip de ideal bir çember elde ettiğini sanmaktan başka bir şey değildir. 

 

Eğer “özgürlük” denilen şeyin kendisini merkeze alıp ona göre bir çember çizmeye kalkarsanız insan sayısı kadar İLÂH çıkar ortaya. 

 

Olaya bu yönden bakıldığında ALLAH bile özgür değildir. Çünkü O da her istediğini, istediği şekilde yapmamaktadır. Kendisini ilkelere bağlamış, kendisini kurallara bağlamıştır. “KENDİ NEFSİNE RAHMETİ İLKE EDİNDİ.” ifadesi işte tam da budur. 

 

ÇÜNKÜ ilke sahibi olmak ÖZGÜR kişilerin işidir. 

 

Özgürlük ilke edinmektir. İlkesiz olmak ya da merkez noktasında HİÇLİK bulunan çemberler çizmek özgürlük değildir. 

 

Bu noktada en özgür varlık YÜCE ALLAH olmaktadır. Gücü yetmesine rağmen kahretmemek özgürlük değil midir? Gücü yetmesine rağmen nankör insana mühlet vermek özgürlük değil midir? 

 

Evet pergel çeşitleri insan sayısı kadardır ama pergellerin hepsi sadece iki prensibe göre çalışır: 

1- SABİT NOKTASI “ALLAH OLAN” PERGELLER. 

2- SABİT NOKTASI “ALLAH OLMAYAN” PERGELLER. 

 

Sabit noktası “Allah olmayan” pergeller dedik, çünkü pergelin bir ucunu Allah’a sabitlemedikten sonra nereye sabitlerseniz sabitleyin sonuç aynıdır. 

 

Günümüz dünyasına şekil veren, insan hayatına yön belirleyen, değerleri veya değersizleri belirleyen seküler veya dini müktesabâtın tamamı bir ucu Allah’a sabitlenmemiş pergellerin ürünüdür. 

 

Kişi KALP pergeliyle ideal çemberler çizmek istiyorsa (bu çember çizmeye taakkul deniliyor) pergelinin bir ucunu sabitleyeceği tek bir nokta vardır: “KURAN” 

 

Kur’an’a sabitlenmemiş KALP hangi pergeli kullanırsa kullansın, hangi çemberi çizerse çizsin ASLA İDEAL ÇEMBERLER ÇİZEMEYECEK demektir. Nitekim binlerce yıllık geçmişe ve günümüze baktığımızda çizemediği gayet açıktır.

 

Pergelinin uçlarını Kur’an’ın belirlemediği koordinatlara yerleştiren her akıl “akıl” denmeyi hak etmemektedir. 

 

Bu yüzden AKLINI KULLANMAYANLAR PİSLİKTİR!

 

Kalp pergelinin uçlarına ait koordinatların kendisinden alınacağı KUR’AN’DAN daha değerli ve yetkin bir şey yoktur. 

 

Pergelinin sabit ucunu Kur’an’a sabitleyen her akıl aktif hem de çok aktif bir akıldır. Eylemsiz değildir. 

 

Kur’an gibi bir değeri bize gönderen Allah’a hamdolsun.

 

VESSELÂM.

Google+ WhatsApp